Category Archives: Diğer Konular

Çanakkale’de Baz İstasyonu Protestosu

Çanakkale’de Baz İstasyonu Protestosu

İDA Dayanışma Derneği üyeleri, baz istasyonlarına karşı eylem yaparak pretesto etti.

Çanakkale
Çanakkale’de İDA Dayanışma Derneği üyeleri, baz istasyonlarına karşı eylem yaparak CHP’li Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın baz istasyonlarını şehir dışına taşıma konusundaki sözünü tutmalarını istediler.

İDA Dayanışma Derneği üyesi bir grup, bugün İsmetpaşa Mahallesi Set Boyu Caddesi’nde protesto eylemi düzenledi. CHP’li Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın 1 yıl önce söz verdiğini hatırlatan grup İDA Dayanışma Derneği Grup Sözcüsü Neslihan Ülkü Gül, “Sayın Ülgür Gökhan, bir yılı aşkın bir süre önce Çanakkale kent merkezindeki baz istasyonlarını şehir dışına taşıma konusunda söz vermişlerdi. Bizler Çanakkale’de yaşayan insanlar olarak bu sözün yerine getirilmesini beklerken var olan direklere yeni operatörlerin yerleştiğini görüyoruz” dedi.

Kent merkezinde cami ve hastane gibi yerlere kamufle edilerek baz istasyonları kurulduğunu öne süren İDA Dayanışma Derneği Grup Sözcüsü Neslihan Ülkü Gül,” Çanakkale’nin değişik mahallelerinde, çoğu yerde evlerin çatılarında, bazı yerlerde kamufle edilmiş biçimde, bazen cami minaresi biçiminde spor sahasının dibinde, saat kulesi biçiminde Üniversitenin içinde, hastanelerin yanı başında, buradaki gibi çocuk oyun alanlarının içinde, parkların ortasında, pazar yerlerinde, toplu yerleşimlerin yanı başında onlarca baz istasyonu Çanakkale halkını tehdit ediyor. Yönetmeliklere, Danıştay ve Yargıtayın örnek kararlarına rağmen, insan sağlığına etkisi tartışılmaz halkın sağlığını başta kanser olmak üzere birçok konuda olumsuz etkileyen baz istasyonlarının evlerimizin tepesinden, yaşam alanlarımızın içinden, okullarımızdan, hastanelerin yakınından, çocuk oyun alanlarından ve parklardan derhal kaldırılmasını istiyoruz. Çanakkale’yi baz istasyonu cehennemi haline getiren tüm kurum ve kuruluşları uyarıyoruz. Bırakın yeni baz istasyonlarını kurdurmayı, ruhsat vermeyi tüm baz istasyonlarının sökülüp şehir dışına çıkarılmasını istiyoruz. Kepez Belediyesi, Eskişehir Tepebaşı Belediyesi baz istasyonlarını nasıl yaşam alanlarının dışına çıkardıysa bu konuda, başta Çanakkale Belediyesi olmak üzere baz istasyonlarına ruhsat veren, yerlerini tahsis eden, enerjilerini sağlayan tüm kurum ve kuruluşlara sorumluluk düşmektedir. Ülgür Başkan söz verdiğiniz gibi kent merkezinden baz istasyonlarını söktürmenizi bekliyoruz” diye konuştu.

Haber Kaynağı:İhlas Haber Ajansı

Peki ormanlar ne olacak?

Peki ormanlar ne olacak?

19 Ağustos 2009 Çarşamba

HUKUKU VE ORMANLARI FEDA EDEN YÖNETMELİK (*)

Hukukun üstünlüğünü bir kenara atıp, ormanları ‘madencilik’ adı altında yürütülen her türlü faaliyete feda eden yeni bir yönetmelik bugün Resmi Gazetede yayımlandı. Büyük maden işletme şirketleri bastırdı, Bakanlar Kurulu, yürütmesi durdurulan yönetmeliğe getirilen ek madde ile orman alanları talana açıldı ve bir kez daha hukuk güvenliği ortadan kaldırıldı.

‘Madencilik’ adı altında, hiçbir çevre koruma kaygısı taşımadan, çevre koruma alanında elde edilen pek çok toplumsal ve hukuksal kazanım hiçe sayılarak yapılan 5177 Sayılı yasa ile değiştirilen Maden Yasası?nın 7/1. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunmuştu. Anayasa mahkemesi ayrıca ?maden, petrol ve jeotermal kaynakları arama faaliyetlerini ÇED kapsamı dışına çıkartan? Çevre Yasası?nın 10. maddesinin üçüncü fıkrasını da Anayasaya aykırı bularak iptal etmişti. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından iptaline karar verilen yasaya dayanılarak çıkartılan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği hakkında da Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmişti

Orman alanları korumasız hale getirildi…

Yürütmeyi durdurma kararı; ?çevre üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara yol açması olasılığı?na dayanmaktaydı.Danıştay Kararı gerekçesinde; ??Anayasa Mahkemesi?nin kararı karşısında, yönetmelik yasal dayanağını yitirmiştir. Anayasa?nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazetede yayımlanmasının bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olması, yönetmeliği hukuka uygun hale getirmez. Çünkü, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Maden Yasası?nın 7. maddesinin ilk fıkrasında sayılan alanlarda yapılacak maden arama ve işletme faaliyetlerinin neden olabileceği zararlar ve bu alanların geri kazanılmasının olanaksızlaşması, Anayasa?nın bu alanlara ilişkin özel düzenlemeleri ile Anayasa?nın 90. maddesine göre onaylanmış çevrenin korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmaların ihlali anlamına gelecektir?.? denmekteydi. Yürütmeyi durdurma kararına yapılan itiraz Danıştay İdari dava Daireleri tarafından reddedilmişti.

Yürütmeyi durdurma kararı, Madencilik Faaliyetler İzin Yönetmeliği’nin kim maddelerinin iptali için verilmiş olsa da yönemeliğin tamamını kapsar niteliktedir. Şimdi; açıkça hukuka aykırı bulunan ve uygulanmasının giderimi olanaksız zararlar doğuracağı düşünülerek yürütmesi durdurulan yönetmeliğe bir geçici madde eklenerek, orman alanları korumasız hale getirilmiştir.

Bunun anlamı açıkça hukukun ve ormanların büyük maden şirketlerinin çıkarına feda edilmesidir. Bir kez daha hukuk güvenliği ortadan kaldırılmış, yaşam alanları korumasız bırakılmıştır.

Yönetmeliğe eklenen maddenin hukuka aykırılığı açıkça ortada açılacak davada iptal edileceği belli, ama zaten hukuka uygun davranma kaygısı taşınmıyor, tek amaç maden lobisinin isteklerini yerine getirmek.

Hukukun üstünlüğünü ve canlı yaşamını gerçekten savunan herkes, her örgüt, buna sessiz kalmamalıdır.


(*) EK BELGE:

Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 19 Ağustos 2009 Çarşamba tarihli Resmî Gazete Sayı : 27324’de yayınlanan

YÖNETMELİK

Karar Sayısı : 2009/15307

Ekli ?Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik?in yürürlüğe konulması; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 10/8/2009 tarihli ve 3813 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu?nca 10/8/2009 tarihinde kararlaştırılmıştır.

(C.Başkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulunun imzaları)

MADENCİLİK FAALİYETLERİ İZİN YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 ? 24/5/2005 tarihli ve 2005/9013 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğine aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

?GEÇİCİ MADDE 4 ? Orman sayılan alanlarda madencilik faaliyetlerine ilişkin yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar orman, muhafaza ormanı ve ağaçlandırma alanlarında madenlerin aranması ve işletilmesi ile ilgili faaliyetlerde alınması gereken izinlerde 22/3/2007 tarihli ve 26470 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Orman Sayılan Alanlarda Verilecek İzinler Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.?

MADDE 2 ? Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 ? Bu Yönetmelik hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Macahel’e sekiz elektrik santralı kuruluyor?

Macahel’e sekiz elektrik santralı kuruluyor

18/08/2009 10:01

Artvin’deki yeryüzü cenneti Macahel Vadisi’nde sekiz hidroelektrik santral için lisans verildi. Firmalardan biri bir ay içinde inşaata başlıyor. Tedirgin bekleyiş sürerken onlarca sivil toplum örgütü ‘Santral inşaatı vadiyi bitirir’ dedi

SERKAN OCAK (Arşivi)

ARTVİN – Macahel, Artvinâ??in Borçka ilçesine bağlı bir vadi.. Gürcistan sınırında yeşillikler içerisinde saklı bir cennet gibi. Vadinin iki yanı asırlık kayınlar, ıhlamurlar, köknar, kestane, ladin çamları, meşe ağaçlarıyla kaplı. Hiç eksik olmayan yağmur suları dağ sırtlarından aşağı bulduğu her kıvrımdan akıyor. Yükseklerde küçük şelaleler oluşturan sular, vadinin ortasında büyük derelere dönüşüyor. Irmağın gümbür gümbür akan sesi ise tüm vadiye yayılıyor.
UNESCO tarafından Türkiyeâ??nin tek â??Biyosfer Rezerv Alanıâ?? ilan edilen Macahel Vadisiâ??nde â??tehlike çanlarıâ?? çalıyor. Tüm Doğu Karadenizâ??de olduğu gibi, Macahel Vadisiâ??ndeki derelerde de Hidroelektrik Santralı (HES) yapılmak isteniyor. Macahelâ??de EPDKâ??nın lisans verdiği HES sayısı sekiz.
Türkiyeâ??nin dereleri son günlerde HES projeleriyle anılır oldu . Doğu Karadenizâ??de yapılması düşünülen yaklaşık 550 HES, bölgede örgütlü mücadeleye yol açtı.
Macahel Vakfıâ??nca â??H2SOSâ?? adıyla düzenlenen toplantı Macahelâ??in altı köyünden biri olan Camiliâ??de yapıldı. Doğa Derneğiâ??nden Camili Koruma Derneğiâ??ne, TEMA Vakfıâ??ndan Derelerin Kardeşliği Platformuâ??na kadar onlarca sivil toplum örgütü Camiliâ??de buluştu. Sadece Derelerin Kardeşliği Platformuâ??nda 21 dernek ve vakıf var.
Toplantıda Macahel Vakfı Başkanı Bahattin Sarı tam bir çevre felaketi tablosu çizdi: â??HES santral için üç metre çapında 85 kilometre uzunluğunda tünel yapılacak.. 150 bin ton hafriyat çıkacak. Bu hafriyat ortalama 10 bin kamyonla taşınacak.â? Doğa Derneği Başkanı Güven Ekenâ??e göre Türkiyeâ??de dereler soykırıma uğruyordu:  â??Belki de tüm dereler satıldı. Başımıza neyin geleceğini bilmiyoruz. Su kullanımı konusunda karanlık bir dönemden geçiyoruz.â?
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Gürses  temkinliydi:
â??İstemezuk anlayışıyla hareket etmedik. Doğru bilgiye ulaşıp zararın ne olacağı, neler yapmamız gerektiği konusunda çalışmalara başladık. İçinde sosyologların dahi olduğu uzmanlardan bir ekip oluşturduk. İlk amacımız geniş çaplı bir rapor oluşturmak.â?
Gülkar Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş. Camiliâ??deki Gohinavi Deresiâ??nde 5.05 megavatlık HES için EPDKâ??dan lisans aldı. Şirket bir ay içinde inşaata başlamayı ve bir yılda bitirmeyi hedefliyor. Radikalâ??in sorularını yanıtlayan şirketin ortağı Yrd. Doç. Dr. Hayrettin Gülbinâ??e HESâ??lere karşı tepkilerin â??maksatlıâ?? olduğunu iddia etti:
â??Yapılan çevreciliğin hiçbir bilimsel yanı yok. Bölgeyi Biyosfer Rezerv Alanı ilan eden UNESCO  yenilenebilir enerjiyi destekliyor. UNESCOâ??nun başkanlığında Orman Genel Müdürlüğüâ??nde içinde ziraat mühendislerinin de bulunduğu beş kişilik bir bilim komisyonu var. Projelerin çevreye zararı olmadığını söylediler. TEMAâ??nın orada uzun dönem stratejik bir planı var. Bölgede ekonomik kaynakları durdurup insanları zorla göçe zorluyor. Bizim proje amaçlarına ters. Ne kadar su bırakılacağının formülleri var, buna uyulmazsa çevre kanununa ters düşmüş oluruz. İnşaat sonucunda 220 bin metreküp hafriyat çıkacak. 500 metreküp de ağaçlık alan zarar görecek bu da tahmini 600 ağaç. Bunun karşılığında kesilen ağacın dört katı fidan dikim ücreti ve beş yıllık bakım maliyeti Çevre Bakanlığıâ??na ödeniyor.â?

â??Pet şişeye hayır derken…â??
Ama Camili Derneği Başkanı Hasan Yavuz tedirgin: â??Burada yıllardır yaygın işkolumuz ormancılıktı. Ağaç kesiyorduk. Sonra ağaçları kesmekle bir yere varamayacağmızı anladık. Arıcılıkla uğraştık. Ormanları korumaya başladık. 5 yıl önce buraya pet şişeleri sokmamanın, buradan su alınmamasının yolunu aradık. Tam bu konuda sonuçlar alınıyordu ki şimdi de bu HES belası çıktı karşımıza!â?
İki gün süren toplantının ardından köy kahvesinin önünde toplanan Ekrem Paker, Selim Ekivi, Zihni Gülbin, Şadi Özgöz ve Özden Gülbin hem kırgın hem de kararlı: â??Tüfeği alacaksın, hepsini vuracaksınâ?, â??Geldiler, size iş vereceğiz dediler, yer miyizâ?, â??Yolunuzu yapacağız dediler, meğer derelerimizi alacaklarmış.â?

hukukun üstünlüğünü, ormanları feda eden Yönetmelik

Madencilerin çıkarı için “hukukun üstünlüğünü, ormanları feda eden Yönetmelik” Resmi Gazetede yayımlandı.
Madenciler bastırdı, Bakanlar Kurulu yürütmesi durdurulan yönetmeliğe getirilen ek madde ile orman alanlar talana açıldı ve bir kez daha hukuk güvenliği ortadan kaldırıldı.
Bilindiği gibi; â??madencilik adı altında hiçbir çevre koruma kaygısı taşımayan, çevre koruma alanında elde edilen pek çok toplumsal ve hukuksal kazanımın yok edilmekâ? amacıyla yapılan 5177 Sayılı yasa ile değiştirilen Maden Yasasıâ??nın 7/1. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunmuştu. (http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2009/06/20090611-16.htm).Anayasa mahkemesi ayrıca â??maden, petrol ve jeotermal kaynakları arama faaliyetlerini ÇED kapsamı dışına çıkartanâ? Çevre Yasasıâ??nın 10.maddesinin üçüncü fıkrasını da Anayasaya aykırı bularak iptal etmişti. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından iptaline karar verilen  yasaya dayanılarak çıkartılan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği hakkında Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmişti
Yürütmeyi durdurma kararı; â??çevre üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara yol açması olasılığıâ?na dayanmaktaydı.Danıştay Kararı gerekçesinde;â??â?¦Anayasa Mahkemesiâ??nin kararı karşısında, yönetmelik yasal dayanağını yitirmiştir. Anayasaâ??nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazetede yayımlanmasının bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olması, yönetmeliği hukuka uygun hale getirmez. Çünkü, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Maden Yasasıâ??nın 7. maddesinin ilk fıkrasında sayılan alanlarda yapılacak maden arama ve işletme faaliyetlerinin neden olabileceği zararlar ve bu alanların geri kazanılmasının olanaksızlaşması, Anayasaâ??nın bu alanlara ilişkin özel düzenlemeleri ile Anayasaâ??nın 90. maddesine göre onaylanmış çevrenin korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmaların ihlali anlamına gelecektirâ?¦.â? denmekteydi (http://www.egecep.org.tr/Admin/photos/urunpdf/633806947104843750.pdf) Yürütmeyi durdurma kararına yapılan itiraz Danıştay İdari dava Daireleri tarafından eddedilmişti.
Yürütmeyi durdurma kararı, Madencilik Faaliyetler İzin Yönetmeliği’nin kim maddelerinin iptali için verilmiş olsa da yönemeliğin tamamını kapsar niteliktedir. Şimdi; açıkça hukuka aykırı bulunan ve uygulanmasının giderimi olanaksız zararlar doğuracağı düşünülere yürütmesi durdurulan yönetmeliğe bir geçici madde eklenerek, orman alanları korumasız ale getirilmiştir.
Bunun anlamı açıkça hukukun ve ormanların madencilerin çıkarına feda edilmesidir. Bir kez daha hukuk güvenliği ortadan kaldırılmış, yaşam alanları korumasız bırakılmıştır.
Hukukun üstünlüğünü ve canlı yaşamını gerçekten savunan herkes, her örgüt, buna sessiz kalmamalıdır.
Bilginie sunulur.
Av.Arif Ali Cangı

Kaz dağlarından geliyorum?

Kaz dağlarından geliyorum?

Alişan HAYIRLI

De ki: “Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görün!”. 6:11

Yeryüzünde, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yarattık, rahat gidebilsinler diye dağların aralarında geniş yollar var ettik. 21:31

Görmedin mi Allah’ın gökten indirdiği su ile yeryüzü (nasıl) yem-yeşil oluyor? Gerçekten Allah çok lütufkârdır, her şeyden haberdardır. 22:63

De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah ilk baştan nasıl yaratmış bakın. İşte Allah bundan sonra (aynı şekilde) ahret hayatını da yaratacaktır.” Gerçekten Allah her şeye kadirdir. 29:20

Kur?an-ı Kerim

****************

Beyaz adam, anası dünyaya ve kardeşi gökyüzüne sanki satın alınabilen veya yağma edilebilen bir mal gibi, koyunlara ve parlak boncuklara davrandığı gibi davranır. Onun bu iştahı ve hırsı bir gün dünyayı yiyip bitirecek ve geriye sadece çorak bir çöl bırakacaktır.

Kızılderili Reis Seattle

********************

Al eline bir değnek,

Tırman dağlara, şöyle!

Şehir farksız olsun tek,

Mukavvadan bir köyle.

Uzasan, göğe ersen,

Cücesin şehirde sen;

Bir dev olmak istersen,

Dağlarda şarkı söyle!

Necip Fazıl

****************

Örtse gözlerimi sonsuz bir diyar

Mezarım kalsa dağlara yadigâr,

Gönlümü çiğneyip geçen nazlı yar,

Belki mezarımdan ağlar da geçer.

Ömer Bedrettin Uşaklı

*****************

Güre?de sakin bir adamın tek bir kızı varmış? Evlenme çağına gelen bu kızı çok güzel olduğu için pek çok kimseler istemiş? Babası belki de yalnız kalacağından korkarak bütün taliplere menfi cevap vermiş? Bunlardan biri kıza bir iftirada bulunmuş?

Mutaassıp olan babası da kızını öldürmeye kalkmış fakat çok güzel olan kızını kıyamamış onu Kaz Dağının bu Sarıkız tepesine çıkarmış?

Yanına on iki tane de kaz vermiş ve ?Ne yapalım ben bu kazları çok seviyorum, satmaya ve kesmeye kıyamıyorum. Bunlarda köyde devamlı zarar yapıyorlar. Herkes şikâyete başladı. Bu kazları burada yaymaktan başka çare yok? diyor ve ertesi günde bu güzel kızı ?Dağda ben gidip odun alayım? diye yalnız bırakarak köye iniyor.

Kız babasının karanlık basıp da gelmediğini görünce korkup ağlıyor ve bir taraftan da dua ediyor. Cenabı- hak onun duasını kabul ediyor ve onu her tehlikeden koruyor. Babası kızının artık ortadan kalktığını tahmin ederek ağlaya ağlaya hacca gidiyor.

Kazlar çoğalıyor, kız günden güne daha fazla güzelleşiyor. Dağda fırtınada kalanlara yardım ediyor. Herkes ona hürmet ve sevgi bağlıyor.

Babası hacdan dönüp kızının sağ olduğunu duyunca dağa geliyor. Kızı ile konuşuyor. Kız köylülerin hediye ettiği aletlerde gergef işlemekteymiş. Babası biraz su istiyor. Kız yanındaki boş su kabağını eline alıp oturduğu yerden kolunu uzatıp Edremit körfezinden kabağı dolduruyor. Babası suyun tuzlu olduğunu görünce ben içme su istedim diyor. Kız kabağı döküp ?Sen yalnız köy suyuna alışıksın, sana Güre Çayının suyundan doldurayım? diyor. Yine elini uzatıp Güre Çayından kabağı doldurup babasına uzatıyor. Babası bu hali görünce ?Kızım ben sana kötülük ettim sen mertebeni bulmuşsun artık? diyor.

Kız kendisine fenalık edenlere beddua ediyor ve oracıkta ölüyor. Babası kızın vasiyeti üzerine onu bu Sarıkız tepesine gömüyor. Kendiside Kartal Tepeye çıkıp orada ölüyor. Kartal Tepeye baba tepe denilmesinin sebebi bu imiş.

Kaz dağı ve Sarıkız efsanesi- Anonim

  • Kaderin çizdiği yolda?

İnsan kaderinin peşinde gider, derler?

İstanbul-Çanakkale otobüsüne bindiğimde, derin bir nefes aldım. Yaklaşık 26 yıl süren bir ?iç savaşın? arabulucu-hakemlik görevini başarıyla yerine getirmiş, kangren olmuş bir acıyı mutluluk şerbetiyle sona erdirmiştik.

Mutluydum. Göğsüm genişlemiş, içim açılmıştı. Artık gözüm arkada kalmayacaktı. Bayramiç, Kaz dağları kültür ve doğa gezisine huzur içinde katılabilirdim.

Büyük sürprizler, tatlı anılar, rüzgâr gibi geçecek bir 6 gün beni bekliyordu. Mukadderat,  noktasına ve virgülüne kadar işliyor, alın yazısı çileli bir yolun daha başında olduğumu söylüyordu.

Kaz dağını ve efsane Sarıkız?ı öyle sevmiştim ki?

Yazamayacak kadar? Söyleyemeyecek kadar? Gizleyecek kadar sevmiştim.

Bu gezinin benim için ayrı bir önemi vardı. Yolumuzun üzerindeki bir ilçe benim için hayli özel bir mekândı?

  • Ezine?

Gündüzbey dağlarında ve derelerinde aradığım çocukluk anıları, henüz hafızamda tazeliğini korurken, şimdi gençliğimin önemli bir bölümünün geçtiği Ezine?ye doğru gidiyordum.

22-23 yaş? 1,5 yıl?

Aradan yıllar, yıllar, yıllar geçmiş? Heyecan son noktada? Kalbimin atışı daha otobüste hızlanmaya başladı. İlçeye yaklaştıkça, hele hele yol kenarındaki tel örgüleri gördükçe inanılmaz ölçüde heyecanlanıyordum.

Yüreğim hop hop atıyor.

Kalp atışlarım, otobüsün motor sesini bastırıyordu!

Yanımda oturan şahıs kalp atışlarımdan rahatsız olur diye korkuyordum.

Dile kolay, tam 27 yıl geçmiş? Kalbim saniyede 27 kez çarpıyordu.

Otobüs, beni ilçe merkezinde ana yolun kenarına bıraktığında, dizlerimin bağı çözüldü? Oracıkta yığılıp ölebilirdim.

İki tarafı çam ağaçlarıyla kaplı yolu bir tünel gibi örten dallar arasından askeri birliğin kapısına doğru aheste ilerlerken, sanki 27 yıl öncesine zaman tüneline girmiş gibiydim.

Nizamiyeye şöyle bir göz attım. Burada beni ziyarete gelmişlerdi. Topu topu beni 2 kişi ziyaret etmişti. Çanakkale?de görev yapan veteriner eniştem ve astsubay teyzem oğlu? Şimdi o günü dün gibi hatırlıyorum.

Nöbetçi astsubaya selam verip içeri girdim. Oturdum. Sanki bir kemik yığını koltuğa yığıldı. Gözlerim doldu, içime 27 yıllık bir acı oturdu.

Ağaçları, gökyüzünü adeta gözlerimle oyuyor, havasını bir patoz gibi çekiyordum. Ruhen ve manen değil sanki biyolojik olarak 27 yıl öncesine dönüşmüştüm.

Eğitim sırasındaki sesler kulaklarımda yankılanıyor, dağlarda sırtımda taşıdığım havan topunun kokusu burnuma doluyordu.

Kısacası, tarifi zor duyguların pençesinde kıvranıp duruyordum.

Daha fazla kalırsam içimdeki acı katmerleşerek artacaktı. Ne kadar kaldım, tam olarak bilemiyorum. İzin istedim.

Çıktım?

O koruluk yolda askeri birliği geride bırakarak yürüyorum ama yol mu bana ben mi yola yürüyorum anlayamadım. Ağaçlar sanki tersten hareket ediyor gibiydi?

27 ton yükle gidiyorum sanki. Sesli sesli konuşuyor, bazen de ağlamaklı oluyordum.

Yolun sonunda olan oldu.

Bıraktım kendimi?

İçimde sımsıkı tuttuğum duygu yüklü yağmurlar aniden boşalıverdi.

Ezine?yi adeta sel basmıştı. (Bana öyle geliyordu)

Ezine sokakları selden geçilmiyordu. (Bana öyle geliyordu)

Kara bulutlar gökyüzünü kaplamış, gök gürlemiş, şimşekler çakmış, en sonunda da yağmur yağmıştı.

Başıma gelen şey, sıradan bir meteorolojik hadiseydi.

  • Alın yazısı: Bayramiç yolu

Bütün benliğimi hüzün sarmış bir şekilde hızla uzaklaşıyordum ilçeden? Beni Bayramiç?e götürecek otobüsün bir an evvel durağa gelmesini bekliyordum.

Bu karabulutları dağıtacak tek çare Bayramiç?ti?

Oh nihayet, Bayramiç yolundayım? Kurtuluyorum Ezine?den? Geçmişin acı veren karanlık yüzünden, bana gelecek vadeden umut dolu bir ilçeye Bayramiç?e doğru yol alıyoruz.

Dümdüz, yemyeşil tarlalarla kaplı Bayramiç yolunda ilerliyoruz.

Ezine-Bayramiç arası 27 kilometre? Benim Ezine?den sonra kaybettiğim yıl 27?

Yolun güzelliği bile, aslında huzur veren bir ilçeye doğru yol aldığımızı gösteriyordu.

Otobüsle değil, sanki uçarak bir kuş gibi kondum Bayramiç toprağına?

Hüzün nispeten yerini huzura bırakmış, mutluluk hormonları yeniden hareket etmeye başlamıştı.

İlçeye girdiğimizde karabulutlar yerini masmavi bir gökyüzüne bıraktı. Zaten ben bu küçük ve şirin ilçeyi görmeden sevmiştim.

Sevmem gerektiğini biliyordum.

Sevmem lazımdı.

Sevmeliydim.

Sevecektim.

Sevdim de? Kendi vatanım gibi, kendi köyüm gibi, kendi canım gibi sevdim.

  • İlk gün, ilk akşam: Altın kayısı ve Malatya rüzgârı

Doğru öğretmenevinin bahçesine gittim. Benden önce gelen birkaç kişi vardı.

Bayramiç beni karşılamak için adeta seferber olmuştu!

Her gören ?Şu meşhur Alişan Hayırlı siz misiniz?? diye soruyordu. Fransız yazar Victor Hugo görünümlü, sempatik tavırlı hocamız Şahabettin Kalfa bizi karşılayanlar arasındaydı. Bayramiç Kaymakamı, Bayramiç Belediye Başkan Yardımcısı, Öğretmenevi Müdürü,  organizasyon hocası Cumali Yaşar, Boskilli(Baskil) Mustafa ve daha niceleri beni karşılayanlar arasındaydı.

Alişan Hayırlı?dan çok, bu kayısının gücüydü. Çünkü ben gelmeden önce kayısılar gelmiş herkese dağıtılmıştı.

?Yarabbi o ne muhteşem tattı.?

?O meyvemiydi yoksa cennetten gelen bir iksir mi??

?Yoksa Ab-ı Hayat mı??

Birinci grup üyelerine dağıtılmış, şimdi de ikinci gurup üyelerine yani bizim gruba dağıtılacaktı.

Aslında herkes ?Alişan Hayırlı? dan çok, ?Kayısı gönderen Alişan Hayırlı?yı? merak ediyordu.

Kendisi ne olacaktı ki, işte sıradan bir vatandaştı.

Öyleydi de?

Bütün gözler bana bakıyordu!

Nihayet beklenen misafir gelmişti!

Mütevazı bir şekilde öğretmenevinin beyaz plastik sandalyesine oturdum.

Grubun pek muhterem mensuplarının beni gıpta ile karışık  kıskandıklarını tahmin edebiliyordum.

  • Kaz dağları bir felsefedir

Kaz dağı doğa ve kültür gezisinin ilk günü tanışma, bilgilendirme toplantısı, yerleşme, akşam yemeği ve ilk ders sunumları ile geçti.

Ahmet Zeki Orta?nın Ahenk Uygulamasıyla başlayan ders zinciri, Gönüllü Doğa Koruyucusu Şahabettin Kalfa?nın verdiği ?Yeşil dünya Kaz dağları? konulu sunumuyla devam etti ve Yrd. Doç. Dr. Zeynep Sencan Altınoluk?un verdiği ?Kaz dağlarında Mitoloji? konulu dersiyle sona erdi.

Kaz dağlarının bir dağ kütlesinden ibaret olmadığının sinyallerini aslında ilk günkü derslerden sonra almıştım. Sonraki günlerde anladık ki;

Kaz dağı bir efsaneydi?

Kaz dağı bir tarihti?

Kaz dağı bir oksijen deposuydu?

Kaz dağı bir hayvanlar âlemiydi?

Kaz dağı bir orman şehriydi?

Kaz dağı bir felsefeydi?

Kaz dağı bir hayattı?

Kaz dağı bir sevgi ve aşk kaynağıydı?

Kaz dağı bir sevgiliydi?

Tertemiz havası, gürül gürül akan dereleri, buz gibi suları, anıt ağaçları, envai türlü bitkileri, dillerden dile dolaşan efsaneleri, endemik çiçekleri, gökyüzü ile birleşen tepeleri, cıvıl cıvıl öten kuşları, kulağınıza masal fısıldayan rüzgârları, ruhunuzu okşayan esintileri, sizi rüyalar âlemine taşıyan sisleri ile sanki tarih öncesi bir zamanı günümüz âlemine bağlayan bir köprü, bir hayat bağı?

Bu dağ bir kültür dağı? İçine aldı mı sizi, ta götürür antik çağlara, rüyalar âlemine, zaman ötesine?

Tutup sarmalar sizi? Bırakmaz, bir daha şehrin kirli ve  onursuz hayatına dönmeye?

Çiçeklerinin kokusu mis gibi havayla birleştiğinde ortaya gençlik iksirinin formülü çıkıyordu.

Kaz dağlarının silueti karşıdan bakıldığı zaman altın gibi parlıyordu. Güneş yemyeşil dağları, köknar, çam, meşe vs ağaçları parıl parıl parlatıyor, bütün bir mekân yeşilin en güzel tonlarıyla adeta size bir nazlı gelin gibi gülümsüyordu.

Bir an önce yarın olmasını ve ilk doğa gezisine çıkmayı dört gözle bekliyordum.

  • Mehmet Akif Ersoy sürprizi

Ancak onun öncesinde programın ikinci, gezimizin birinci parkurunda şehir turu attık. Beni ilk bekleyen sürpriz Mehmet Akif Ersoy oldu. Çünkü Akif, Bayramiç nüfusuna kayıtlı idi. İstanbul?da doğmuş, ancak orada kaydedilmediği için Babası Bayramiç?e geldiğinde burada nüfusa kaydedilmişti. Akif?in babasının imamlık yaptığı Karşıyaka Camii ile Akif?in çocukluğunun geçtiği evi gördük ve gezdik.

Akif?in oyun oynadığı üzerinden atladığı taş köprüde fotoğraf çektirdik. Akif?in manevi huzurunda duygulu anlar yaşadım ve kendisine dua ettim. Allah rahmet eylesin?

Bu konudaki bilgilere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

http://www.bayramic.bel.tr/htm/mehmetakifersoybayramic.asp

  • Fatih?in hocası Akşemsettin ve Bayrami Tarikatı

İlçe merkezini tanımak için grup olarak yollara düştük.

Taş köprü (Karşıyaka köprüsü) Cami-i Cedid (Karşıyaka Camii), Hacı Bali Camii (Tepe Camii) Hadımoğlu Konağı ve türbeler, çeşmeler, köprüler, hamamlar, mezar taşları?. İlk günkü Bayramiç turunda ziyaret ettiğimiz tarihi ve kültürel mekanlardı. Akif?in babasının imamlık yaptığı Camii Cedid bahçesinde 600 yılık sedir ağacı dikkatimizi çekti.

İlçede beni en fazla etkileyen tarihi eser Hadımdoğlu Konağı oldu. Türkiye?de eşi az bulunan tam bir şaheser? Ceddimizin mimari zevkini ve estetik anlayışını ortaya koyan örnek bir eser. Bu eseri, herkesin mutlaka görmesi lazımdır.  Konakla ilgili bilgilere http://www.canakkalekulturturizm.gov.tr/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF1D2BBDFC4052639BB3F1BDC60F597ECC linkinden ulaşabilirsiniz?

Ayrıca ilçe merkezini gezerken önemli bir bilgiye daha ulaştık. Bu yörede Bayrami tarikatının yaygın olduğu belirtildi. Hatta Fatih?in hocası Akşemsettin?in bu tarikata bağlı olduğu söylendi.  İlçe?nin adının da bu tarikattan dolayı geldiği ifade edildi.

Öğleden önceki turumuz, Pazar yerini ziyaret ile sona erdi. Bölgede yetişen envai türlü meyvelerin sergilendiği Pazar tam bir şenliği andırıyordu.

  • Evciler köyü ve Ayazma

Öğleden sonra ilk durak yerimiz Bayramiç barajı oldu? Kısa bir baraj turundan sonra bu yörenin en meşhur, en zengin köyü olan Evciler köyüne geldik. Kaz dağının sefasını süren bir köydü. Kaz dağının havası, rüzgârı, güneşi ve tabii ki suyu Evcileri ihya etmişti. Malatya?da kaysı ne ise burada da Elma o idi. Elma yetiştiriciliğinde yıllık 100 bin tonla bölge lideriydi. Yöredeki bir güngörmüş kişi, Evciler köyünü anlatırken ?Medeniyet girmeden para giren köy? ifadesini kullandı.

Köy çıkışında, Ayazma?ya varmadan dere kenarındaki bir tesiste alabalık yedik.

Ve artık Ayazma?ya zaman gelmişti. 2-3 kilometrelik mesafeyi yürüyerek geçtik. Temiz hava, bol oksijen, tatlı bir yürüyüş ritmi grup üyelerini oldukça memnun etmişti.

Ayazma, ayaz yani soğuk, serin anlamına geliyor. Bölgenin en ünlü ve en güzel mesire yeri? Ayazma?yı anlatacak bir babayiğit varsa gelsin, buyursun! Benim gücüm yetmez kardeşim! Benden bu kadar! En iyisi siz gidin, görün ve çarpılın!

  • Sarıkız

Kaz dağları deyince ilk akla gelen yer Sarıkız tepesidir. Sıra, gezimizin en önemli parkuruna gelmişti. Rehberimiz Balıkesir Üniversitesi Coğrafya bölümünden Doç. Dr. Abdullah Soykan?dı? Soykan hocamızın rehberliğinde bölgeyi gezmek bizim için büyük bir ayrıcalık ve zevkti.

Aracımıza bindik ve sabahın erken saatinden itibaren Akçay yoluna düştük. İlk uğrak yerimiz Küçükkuyu Zeytinyağı müzesi oldu. Zeytin?in ve zeytinyağının hikâyesini tarihi eserler ve belgeler eşliğinde öğrendik.

Sarıkız tepesine varmadan önceki son durağımız Zeytinli beldesi oldu. Lokma tatlısı yedik, çay içtik ve dinlendik. Haydi, ver elini Sarıkız, Kaz dağları?

Milli park sınırından içeri girdik ve yaklaşık 1 saatlik tırmanıştan sonra en zirveye ulaştık. Tam karşımızda Sarıkız tepesi? Bütün güzelliği ve heybetiyle bizi bekliyordu. Efsane Sarıkız bize bakıp gülümsüyordu.

Zirveye ulaşma duygusu insanoğlunda tarifi zor hisler yaratır. Kuş gibi olur, hafifler, ayağınız yerden kesilir, sanki mutlu sona ulaşırsınız. Yeniden doğmuş gibi günahsız ve temiz. Yer ile gök arasında artık sadece siz varsınız?

Gördüğünüz iki renk var her tarafta yeşil ve mavi? Denizin mavisi, gökyüzünün mavisi ve ormanın yeşili? İnsan tabiatına ve fıtratına uygun doğal renkler? Bütün duyu organlarımız en doğal şekliyle çalışıyor. Burnunuz temiz hava alıyor, gözünüz yeşili ve maviyi süzüyor, teniniz rüzgârla okşanıyor, ayağınız toprağa temas ediyor, diliniz Sarıkızı söylüyor, kalbiniz kutsal yaratıcıyı zikrediyor.

Edremit körfezi tamamen görüş açınıza giriyor. Gözlerinizin pikseli burada 360.0? Küçükkuyu, Altınoluk, Akçay, Ören, Havran, Edremit, Burhaniye ve daha öteleri ayağınızın altında? Kuzey tarafında Bayramiç ve Çan?

Sarıkız tepesinde aynı anda namaz kılanlarla, türbeye bez bağlayanları görmek mümkün? Herkes kendi inancına göre hareket ediyor.

Bir gün sonra bu dağlarda ve Sarıkız tepesinde Türkmenlerin ve Yörüklerin şenlikleri başlayacak. Hafta boyunca kurbanlar kesilecek, hayırlar yapılacak, yemekler yenecek, ibadetler icra edilecek. Ne yazık ki ekip olarak bunları görme şansımız yoktur. Geziden sonra özel bir programla bölgeye gelmek için yaptığımız programlar da gerçekleşmedi. İnşallah başka bir bahara?

  • Ve Hasanboğuldu

Sarıkız tepesinden ayrıldıktan sonra Akçay-Altınoluk arasında kalan bir bölgeye geldik. Sutüven Şelalesi ve Hasanboğuldu gölü?

Hasanboğuldu efsanesini bu linkten okuyabilirsiniz. http://www.kazdaglari.com/kultur/hasan/hasan.html

Bu efsanelerin doğruluğu bir yana, ama zaten bu yerlerin kendisi bir efsane? Sutüven şelalesi ve Hasanboğuldu gölü bölgenin Ayazma?dan sonra en güzel mesire yerleri? Türkiye?de eşine az rastlanan belki de endemik mesire yerleridir. Yüce Allah sanki burayı özenerek yaratmış? Cennet ile kıyaslamak geliyor insanın içinden?

Sutüve?nin ve Hasanboğuldu?nun bir saatini başka yerin bin yılına değişmem.

Allah?ım ne kadar da dardayım. Görüyorum, yaşıyorum ama anlatamıyorum.

Ey Yüce Allah?ım dilimin bağını çöz!

Çöz ki, dostlarıma Hasanboğuldu?yu, Sutüven?i anlatabileyim.

Suyunun berraklığını, havanın temizliğini, ağaçların yeşilliğini, şelalenin sanki göle değil kalbime doğru akan sularını, derenin bu kombinezon içinde nasıl da dans edercesine akıp gittiğini anlatabileyim.

Kuşların ve Ağustos böceklerinin bu kompozisyonu nasıl da tamamladıklarını anlatabileyim.

Rabbi Âlemin bana güç ver!

Ver ki Hasanboğuldu?nun ve Sutüven?in toprağını, taşını, kayasını, rüzgârını, ağaçların arasından sızıp gelen güneş ışınlarını insanlara anlatabileyim.

Ey Hasanboğuldu, sen boğuldun mu boğulmadın mı, bilmiyorum?

Ama ben boğuldum!

Ey Emine! Sen kendini astın mı asmadın mı, bilmiyorum.

Ama ben astım!

  • Tahtakuşlar müzesi: Ah Gündüzbey, ah Gündüzbey kapıları!

Gündüzbey?in bahçe kapıları ve kilitleri? Ta 1200 kilometre ötede, Güre?de, Tahtakuşlar köyünde, bir müzede sana rastlayacağım bin yıl geçse aklıma gelmezdi.

Hasanboğuldu ve Sutüven şelalesinden ayrıldıktan sonra günün son gezilecek yeri olan Tahtakuşlar Etnografya Müzesine doğru hareket ediyoruz. Beni orada çok ama çok büyük bir sürpriz bekliyordu. Hasanboğuldu?nun ve Sutüven?in insanı çarpan güzelliği karşısında kemiklerim erimiş, ruhum hüzünlenmişti. Dünyaya henüz uyum sağlayamaya çalışırken, zavallı kalbimin yeni bir sürprize tahammülü kalmamıştı.

Benim geçen Şubat ayında doğup-büyüdüğüm dünyanın en güzel köylerinden biri olan Gündüzbey?de bahçe aralarında yaptığım gezi sırasında, bahçe kapılarının önünde diz çöküp dakikalarda ağlaşmamı ve dertleşmemi hatırlarsınız? http://www.gunduzbey.bel.tr/gunduzbeyhaber.asp?newID=117 (Kapı ve kilitleri ile ilgili bölümleri ve Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz)

Müze içinde köyüme ait 100 yıllık kapı kilidi (Pağa) ile karşılaştığımda sanki hayatımın en değerli varlığı ile buluşmuş gibi oldum. Onun benim için bir tahta parçası, bir kapı kilidinden öte bir anlamı vardı.

Camla kaplı çerçeveyi çıkarıp almak, kucaklamak ve öpmek istedim. O bana aitti. Benim ciğerimden bir parça? O kupkuru bir ağaç parçası değil, o kalbimin anahtarıydı. Zamana nasıl da direnmiş, vahşi teknolojiye nasıl da meydan okuyordu. Mağrur ve gururlu bir bakışı vardı. Beni görünce sanki tanıdığını anladım. Kader onu buralara kadar sürüklemiş, adına müze dedikleri bir mekânda herkesin teşhirine açmışlardı. Beni kurtar diye bağırıyordu, kapı kilidim? Canım benim.

Ancak ne yazık ki, camekânını bile açmama müsaade etmediler. Esir olduğu mekânda, camekânın dışından bir görüntüsünü almakla yetindim.

Şimdi, geçen kış yazdığım Gündüzbey Belediyesi sitesindeki o yazıdan bir bölümü sizlerle paylaşıyorum:

?Şu Gündüzbey bahçelerinin bir kapısı bile ömre bedel. Şair olsam bir şiir yazar, müzisyen olsam bir şarkı besteler, heykeltıraş olsam heykelini yapar, muharrir olsam romanını yazardım bu kapıların?

Zamana direnen, teknolojiye meydan okuyan, betona ve demir kapılara doğru ?Ben ölmedim buradayım, yaşıyorum? diye bağıran ölümsüz kapılar? Capcanlı, dip diri kapılar.

Sadece kuş seslerinin arada bir çınladığı, tabiatın içinize işleyen derin sessizliğinde, huşu içinde kapıyı dinlemeye başladım.

Oturup dertleştik.

Beni bu dünyada en iyi anlayan kapı oldu. Ben onları özlemişim, onlar beni.

Dertler başka.

Çalıların yerini demir-dikenli teller, tahta kapıların yerini boyalı-demir kapılar, kulübelerin yerini iğrenç beton binalar, patika yolların yerini asfalttan çirkeflikler almış.

Kapının derdi bu. Beni sökecekler, yerime demir parçası koyacaklar. Hem de Gündüzbey?de, doğanın kalbinde? Küçüklüğümün efsunlu mekânlarında?

Derdi elemi büyük. Benim de derdim büyük. Beraber oturup ağlaştık.?

  • Çırpılar diye bir köy, Ahmet Günüz diye bir hoca?

Gezimizin 4. Günü Bayramiç?in Çırpılar köyünü ziyaret ile başladı. Otobüs yetmeyince, ek bir araç tahsis edildi. Benle beraber ekipten 3 kişi Orman Şefliğinin aracı ile geziye katıldık. Şoförümüz İbrahim bey, geziye başladığımız ilk yer olan Çırpılar köyündendi. Evciler köyü kadar olmasa da güzel, zengin ve verimli bahçeleri olan bir köydü. Çırpılarda mola verip çay içtikten sonra, İbrahim Bey?in çocuğu Gizem?i de araca alıp yola koyulduk.

Bugünkü parkurumuzun yürüyüş yolu, orman, çiçekler ve doğa yönünden güzelliği tabii ki tartışılmazdı. Ama tartışılmayan bir şey daha vardı: O da rehberimiz Prof. Dr. Ahmet Günüz? Hayatımda böyle bir hoca görmedim? Dersi anlatırken, doğada bir böceği, bir bitkiyi tarif ederken adeta kendinden geçiyor. Alnıma silah dayasanız dinlemeye tahammül edemeyeceğim biyoloji derslerini öyle bir anlatıyor ki, adeta kendimizden geçiyoruz. Yarabbi dedim kendi kendime, ben bu biyoloji dersini de ne kadar seviyormuşum. Ne kadar tatlı, güzel ve sevimli bir konuymuş?

Hoca anlatırken adeta coşuyor, fırkaları, esprileri ardı ardına patlatıyor. Herkesle şakalaşıyor, arkadaş oluyor, hopluyor, zıplıyor, hayatı bir film gibi yaşıyor.

Tam bir neşe kaynağı?

Keyfimize diyecek yok.

Bir yandan temiz hava, doğa, çiçekler, orman ve Sarıkız? Bir yandan hocamızın bizi kahkahalara boğan oyunları, esprileri, şakaları?

Eee daha ne olsun!

Alanındaki bilgisi ve uzmanlığı tartışılmazdı, ama anlatım tekniğindeki başarısı da tartışılmazdı.

Türkiye?deki bütün hocalar keşke böyle olsaydı.

**************

Hem yürüyor, hem bir bitkinin ya da ağacın etrafında toplanıp ders görüyor, hem bir orman evinde oturup dinleniyor, hem öğlenleri karpuz ekmek yiyor, hem de her bir köşeden manzara seyrediyoruz.

En sonunda Sazak Orman Gözetleme kulesine vardık. Bu parkurun en üst noktası idi. Güney-Batı tarafında Gönen sınırlarını görebiliyorduk.

Her tarafımız yemyeşil orman? Gökyüzü masmavi? Rüzgâr bedenimizi sarsacak kadar etkili esiyor. Artık hür ve mutlusunuz. Zirvede olmak böyle bir şey.

Oksijen damarlarınıza yavaş yavaş sızıyor ve sizi oracıkta ?zehirliyor? ?

*****************

Uzunoluk Orman evinde mola verdik. Molamızın doğal yemeği; peynir, ekmek, karpuz?

Oradan Beypınarı orman evine ulaştık. Burada bizi nefes ve ses çalışmaları bekliyordu. U-e-i-ü-a seslerini çıkarmayı öğrendik. Nefesimizi içimize çekip ?uuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu? ladık? Bir ara ben kısa devre yaptım? Uuuu sesi duracak gibi değildi? Yanımda oturan Ahmet hocanın tokadı ile kendime geldim. Galiba bu dersi de fazla ciddiye almıştım!

*************

İnişte şoförümüz İbrahim Bey bizi kendi köyüne, baba evine götürdü. Çay demlenmiş, hazırdı. Evin babası, annesi ve torunu hizmet için seferber oldular. Taze peynir, domates salçası ve tabii ki köy ekmeği? Evde ne varsa önümüze konuldu. Tatlı ve sevimli yaşlılar köy evinde huzur içinde yaşıyorlardı.

Sanki 40 yıllık dost-ahbap gibi hemen kaynaştık. Sohbet koyulaştı. O kadar çok sevdik ki biz bu aileyi, seneye görüşelim dedik, ayrıldık. Teşekkürler İbrahim abi, teşekkürler yaşlı dedemiz, güzel teyzemiz, akıllı yeğenimiz? Teşekkürler Çırpılar köyü?

Kurşunbatmaz, Dalaksuyu, Tavşanoynağı?

Yörede gezilecek, görülecek yerler o kadar çok ki? Değil 6 gün 6 hafta gezseniz bitiremezsiniz. Doyamazsınız buraların güzelliğine?

Sonraki günkü parkurumuz, bir önceki parkurun bir benzeri, adeta kopyası idi? Yerler ayrı, isimler farklı, ama güzellikler aynıydı.

Karaköy, Karagöl, Kurşunbatmaz, Yedikardeşler ve Tavşanoynağı parkurumuzun rehber hocası Dr. Öner?di. Ahmet Günüz hocanın aksine, son derece ciddiydi. Bilgilerini otomatiğe bağlamış, bizleri bir öğrenci, doğayı da Hacettepe üniversitesi kampusu zannediyordu.

Gruptan bana takılanlar oldu: ?Alişan dikkatli dinle, imtihan edeceğim seni! Yoksa sınıfta kalırsın!?

Grup o kadar akıllı çevrecilerden oluşuyordu ki, tabii bunlardan ikisi benim hemşerimdi. Hemen olayı tatlıya bağlayıp, her soğuk ortamdan sıcak bir ortama geçiş yapabiliyorlardı. Kimsenin ders dinlemeye niyeti yoktu. Hocamızın öğrenci sayısı azaldı? Nitekim sonradan hocayı ortalıkta gören de olmadı! Ormanda kaybolduğunu söyleyenler bile oldu!

  • Asos: Antik liman şehri

Kaz dağları gezisinin finalini Assos Antik Liman Kenti ile yaptık?Ossos (Behramkale) ile ilgili geniş bilgiye bu http://www.assosrehberim.com/nm-Assos_Antik_Kenti-cp-100 siteden ulaşabilirsiniz.

Bayramiç?ten hareket ettikten sonra Ayvacık üzerinden Babakale?ye vardık. Babakale?nin bütün bilgileri http://www.babakale.com/sayfalar/index.htm bu sitede genişçe yer alıyor.

Daha sonra Apolyon Smitius Tapınağı?na geçtik.  Buradan son  günümüzün son gezi yeri olan Assos (Behramkale) da noktayı koyduk. Tarihi mekanlar ve eserler açısından son derece heyecan verici bir gezinin sonuna geldik.

  • Kaz Dağları doğa ve kültür gezisi

Kaz dağları, İsviçre?nin Alplerinden sonra dünyanın oksijeni en fazla bölgesi olarak ün salmıştır.

Kaz dağları 3. Dönem 2. grup Doğa ve Kültür gezisi Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi ile Bayramiç Belediyesi tarafından düzenleniyordu.

Her grup 24 kişiden oluşuyordu.

Büyük ilgi olduğu için kontenjan çok önceden dolmuştu.

Organizasyonun en önemli kişileri 18 Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd Doç. Dr. Cumali Yaşar, 18 Mart Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi Güvenç Sönmez, Gönüllü Doğa Koruyucusu Şahabettin Kalfa, Rehber Yüksel Türk ve Koordinatör Şerife Gümüş gezinin güzel geçmesi için olağanüstü çaba sarf ettiler. Bu gezinin hamisi de tabii ki 18 Mart Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Demircan?dı?

Bayramiç Belediye Başkan Yardımcısı Ergun Tüzgen, yardımcı gibi değil sanki başkan gibi bizimle ilgilendi. Akşam etkinliklerinin hepsine katıldı. Tahsis ettiği yurt, araç ve imkânlarla bize büyük katkılarda bulundu. Kendisini yürekten kutluyorum.

  • Organizasyonun eksileri

Peki, profesyonelce hazırlanmış bu gezinin hiç mi eksiklikleri yoktu. Vardı tabii, olmaz olur mu? Peki, bu kadar güzel geçen gezinin yanında olumsuzlukları yazmaya değer miydi?

Otobüs bazen geç kalktıysa, kaldığımız yurdun sıcak suları arada bir akmadıysa, otobüs içinde megafon yoktuysa, vs. bunların ne önemi var. Bu gezi programının altında birçok kişinin imzası vardı ve aylardır süren hummalı ve çileli bir çalışma yapılmıştı.

Gönül muradına erdi mi, erdi? O zaman daha ne diye hataların üzerinde durursun!

  • Bayramiç favori ilçem?

Bayramiç gerçekten de ülkemizin en güzel ve en modern ilçelerinden biri? Şehirlerarası ana arterden uzak olmasına rağmen, Çanakkale?nin bir çok ilçesini geride bırakmış? Hele hele Ezine?den kat kat daha gelişmiş? Bunda mahalli yöneticilerin payı olsa gerek? Tertemiz caddeleri, geniş ve kaldırımları, geniş yeşil alanları, parkları, son derece modern ve büyük Pazar yeri, bakımlı yüzüyle Bayramiç benim favori ilçem oldu? Öncelikle Belediye Başkanımızı ve bilhassa Başkan Yardımcımız Ergun Tüzgen?i yürekten kutluyorum. Memleketini seven, böyle dürüst ve vatansever yöneticilere çok ihtiyacımız var.

  • Eğitim programları

Gezimizin eğitim ve rehberlik bölümü son derece profesyonelce hazırlanmıştı. Gündüzleri doğada unutulmaz geziler yaparken, bize o yörenin en ünlü uzmanları eşlik ediyor, geceleri de yine en tanınmış bilim adamları bilimsel dersler veriyordu. Bu anlamda son derece verimli ve zengin bir kültürel kurstan geçtiğimizi söyleyebilirdim. Doğa ve çevre hakkında bilinçleniyor, birçok doğruları öğreniyor, birçok yanlışlarımızı düzeltiyorduk.

Gezinin seçkin katılımcıları, ders veren hocaları acımasızca eleştiriyor, itiraz ediyor, bazen de ayakta alkışlıyorlardı. Koca Rektör yardımcıları zor durumda kalıyor, Bölge Müdürleri ise kendilerini bir anda Genel Müdürlük koltuğunda buluyorlardı.

Beyefendi kişiliği, sabırlı tavırlarıyla grubun gönlünde taht kuran Rektör Yardımcısı Sayın Demircan?a, ?Hocam, Danimarka neden Kyoto anlaşmasını imlazamadı?!!!? diye hesap soranlar, ?Ama hocaaaaaammm!? diye yakınanlar?

Çevrecilerin sağı solu belli olmazdı. Yerin dibine de batırırlar, göğe de çıkarırlardı.

Hepsi de okumuş, aydın, elit insanlardı. Bütün sunumları dikkatlice dinliyorlar, sunum sahiplerini soru yağmuruna tutuyorlar, konuyu enine boyuna irdeliyorlardı.

Prof. Dr. Osman Demircan, ? Kazdağları?nda Oksijen Üretimi?, Prof. Dr. Varol Tok, ? Kazdağları?nın Faunistik ve Floristik Özellikleri?, Prof. Dr. Kenan Kaynaş, ?Kazdağları?nda Tarım ve Sürdürülebilir Tarım Teknikleri?, Prof. Dr. Ahmet Gönüz, ?Kazdağları Bitkisel Potansiyeli ve Fitoterapide Kullanılabilirlik?, Prof. Dr. Murat Türkeş, ?Değişen İklimimiz, Uluslararası Anlaşmalar ve Türkiye?, Prof. Dr. Talat Koç, ?Çevre, İnsan ve Kazdağları?, Öğretim Gör. Dr. Şükrü Öner,  ?Kazdağları Biyo ?İklim Katları? konuları başarıyla verdiler.

Kazdağları kursunda yapılan sunumların hepsine    http://www.kazdaglari.org/kalfa adresinden ulaşabilirsiniz.

  • Ahenk ve uyum uygulaması

Yoğunlukla İstanbul, İzmir, Ankara olmak üzere Türkiye?nin bir çok ilinden farklı kültürel ve sosyal tabakaya mensup kişilerden oluşan grup ilk defa bir araya geliyordu. Gezinin uyumlu ve verimli geçmesi önemli bir konuydu. Bu nedenle ilk günden itibaren gurubun hemen kaynaşması için ?Ahenk uygulaması? adı verilen bir etkinlik konulmuştu.

Türkiye?nin ilk profesyonel bayan hakemi Lale Orta?nın muhterem eşi Öğretim Görevlisi Ahmet Zeki Orta ahenk uygulamasını başarıyla gerçekleştirdi. Grubun yaş ortalaması(2 çocuk hariç tutulursa) 45 civarındaydı. Orta yaş ve orta yaş üstü insanlar, akşamları Ahmet Hoca sayesinde unutulmaz anlar yaşadılar. Oyunlar oynadık ve böylece tekrar çocukluğumuza döndük. Güldük, eğlendik. Bir baktık ki, daha dün ilk defa bir araya gelen insanlar olarak bir anda 60 yıllık dost gibiydik.

İlerleyen günlerde birbirimize ismimizle hitap ediyor, senli benli konuşuyorduk. Esprilerin ardı arkası kesilmiyor, grup bir anda şaka moduna giriyor, neşe ve gülücükler çiçek gibi açıyor, fırkalar havalarda uçuşuyordu.

Bu neşeli grubun havasına ayak uyduramayan büyük adamlar da vardı tabii ki içimizde? Ama onları da hoşgörü adına anlayışla karşılıyor, evrensel insanlık değerleri adına görmemezlikten geliyorduk. Görevli arkadaşlarımızın sabırlarını zorlayan kimi davranışlar, grubun yüksek potansiyelli hümanist duvarlarına çarpıp geri dönüyordu.

Uyum ve ahenk 6 gün boyunca en üst seviyede seyretti. Buradan Ahmet Zeki Orta hocamıza teşekkürü bir borç biliriz. (Hocam siz bir sepet kayısı hak ettiniz)

  • Doğa gezileri ve hocalar

Aslında biz 24 kişi ve bizden önceki dönemin katılımcıları Türkiye?nin en şanslı doğa ve kültür gezisi yapan insanlarıydık.

5 gün boyunca doğada ve tarihi mekânlarda yaptığımız gezilere rehber olarak o yörenin en ünlü uzmanları eşlik etti. Karşılaştığımız diğer grupların rehber hocaları, hocalarımızı görünce bize gıpta ile bakıyorlar ve hayranlık besliyorlardı. ?Nokta atışı yapmış ve en iyi hocayı bulmuşsunuz? diyorlardı.

Türkiye?nin en güzel yerlerini en iyi hocalarla gezmenin zevki ve farkı bir başkaydı. Memlekete dönünce ?hava atacağımı? söylüyor, grup üyeleri bu espriye kahkaha ila karşılık veriyorlardı.

Burada Şahabettin Kalfa hocamız için büyük bir parantez açmamız lazım. Gezinin ta başından sonuna kadar bize eşlik etti. Olağanüstü bir insan. Tutkulu bir çevreci. Genç ve dinamik yapısıyla Kaz dağının adeta bir Karacaoğlan?ı, Köroğlu?su? Kendisini Kaz dağına adamış çağdaş bir Hasanboğuldu? Köknar ağacı kadar sağlam, Çam ağacı kadar sıcakkanlı? Kendisini tanımaktan büyük mutluluk ve bahtiyarlık duydum. Selam olsun size hocam!

  • Anne esprisi

?Annem bana kızar?

?Şimdi anneme ben ne diyeceğim??

?Ya annem duyarsa??

?Annem beni öldürür?

?Annem müsaade etmiyor?

?Anneme sorayım da?

Gruptaki arkadaşlar ve hocalarımız bu vecize sözleri hep bir espri olarak algılamış ve tatlı tebessümlerle karşılamışlardır.

Anne bizde kutsal bir varlıktır. Hem dinimizin, hem örf ve adetlerimizin anneye ne kadar önem verdiğini anlatmaya gerek var mı?

Anne-çocuk ilişkisi, çocuğun büyümesi ile birlikte şekil değiştirir. Çocuk artık büyümüştür, genç bir delikanlı olmuştur ve annesine ihtiyacı yoktur! Annenin daha sözü dinlenmez!

Hâlbuki benim annem ile olan ilişkilerim hep aynı düzeyde devam etti. Espri olarak zannedilen bu sözleri gerçekte ciddi söylüyordum. Annem hâlâ bana bu yaşta kızıyor ve hayatımı yönlendirmeye çalışıyordu.

Her yaptığım işe müdahale eder ve benim hep iyiliğimi ister. İstisnasız bütün gezilerime karışmıştır.

Kaçkar dağları gezisinde Çamlıhemşin?e indiğimde arayıp halini sorayım dedim? Temmuz?un sonunda Verçenik yaylasında kar, tipi, sis, yağmur ve doludan donma tehlikesi geçirmiştim.

?Oğlum orada ne arıyorsun? Ne işin var bu sıcakta?! Çabuk gel evine otur!? diye bana kızdığında ?Ne sıcağı anne? Burada donuyorum? dedim. ?Şuna bak! Bir de utanmadan yalan söylüyor. Sen yalana da mı başladın? Çabuk gel ? diye bana kızmaz mı?

  • Bayramiç-Kaz Dağı ve Malatya-Nemrut Dağı

Kazdağı 65 kilometre uzunluğunda, 35 kilometre eninde, Doğu?dan Batı?ya doğru uzanan bir dağ kültesidir. Dağın Kuzeyinde Bayramiç ve Çan, Güneyinde yani deniz tarafında Küçükkuyu, Altınoluk, Akçay, Edremit, Ören, Burhaniye gibi artık turistik bir bölge hüviyeti taşıyan yerleşim birimleri bulunuyor. Kaz dağının esintisi ve suları, deniz kültürü ile birleşince bölgenin Güneyi almış başını gitmiş? Kaz dağına çıkmak için hep güney yolu kullanılıyor. Kaz dağı turizmi başta Zeytinli beldesi olmak üzere güneydeki yerleşim birimlerini ihya etmiş. Devlet de zaten hep bu bölgeye yatırım yapmış?

Fakat asıl Kazdağı Bayramiç tarafında? Bayramiç Kaz dağı arası 30 kilometre? Milli Parklar, Bayramiç?ten Sarıkız tepesine geçit vermiyor. Bayramiç üzerinden Kaz dağına çıkmak istediğinizde ta güneyi dolaşmak zorundasınız ki, bu yaklaşık 150 kilometreye tekabül ediyor.

Bu durum bana Nemrut Dağı ulaşımında Adıyaman ile yaşadığımız bazı sıkıntıları hatırlattı. Kaz dağı ile Nemrut Dağı arasındaki ulaşım benzerlikleri bende şaşkınlık yarattı. Biz de Malatyalılar olarak Bayramiç ile aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Her ne kadar Nemrut?a ulaşım bizim taraftan serbest olsa da, Adıyaman-Malatya arasındaki bağlantı kopuk olduğu için bunun fazla bir etkisi olmuyordu. Nemrut?a gitmek isteyenler Malatya?yı tercih ederlerse 90 kilometre, Adıyaman?ı tercih ederlerse 240 kilometre gitmek zorundalar.

Kim bilir, aynı kaderi paylaştığımız için belki Bayramiç?e olan sevgimin bir sebebi de bu olabilir mi?

  • Kaz dağını kurtarmak

Ey Beyaz Adam! Duydum ki, Kaz dağlarında siyanürle altın arayacakmışsın! Yer altı madenlerimizi işletip ülkemizi çağdaş müreffeh seviyeye taşıyacakmışsın! Memleketimizi zengin edecekmişsin! Yöre insanına aş ve iş verecekmişsin!

Hay Allah razı olsun senden! Ne kadar da memleketi düşünüyorsun. Ben senin ananı babanı da bilirdim? Memleketimizin kalkınması ve gelişmesi uğruna ne cefalar çektiklerini bilmez miyim?!

Bana bak Beyaz Adam! Sen çocuk mu kandırıyorsun!

Söylene bana, neyin var senin? Eğer vicdanın varsa vicdanına, eğer dinin varsa dinine, kitabın varsa kitabına, paran varsa parana, gücün varsa gücüne hitap edeyim.

Senin fikrin neyse zikrin de odur.

Eğer Kaz dağlarına elini vurursan elin kırıla!

Senin dünyayı kirlettiğin yetti artık! Suyumuzu, havamızı, toprağımızı kirlettin! Allah da senin 7 sülaleni kirlete!

İnşallah domuz gribine yakalanasın! Kaz dağlarının zehirli mantarıyla iki seklem uzanasın!

Ayıların saldırısına uğrayıp param parça olasın!

Ölümün, altın bulmak için doğaya salacağın siyanürle olur inşallah!

Kaz dağlarında kazacağın çukurlar mezarın olur inşallah!

Daha akıllanmayacak uslanmayacak mısın?

Görmüyor musun? Başka dünya, başka Türkiye, başka Kaz dağları var mı? Allah gözünü doyura!

Sen bu dünyanın havasını solumuyor, bu dünyanın suyunu içmiyor, bu dünyanın ekmeğini yemiyor musun?

İnsan mısın, mahlûk musun sen?

Suyun, havan, toprağın biter, kirlenirse ne zıkkımlanacaksın! Hı söyle bana!

Uzaya gidip başka bir dünya mı bulacaksın?

Bre ahlaksız, vicdansız, dinsiz, imansız!

Sen laftan sözden anlamaz mısın? Adam gibi uyardık anlamadın, eylem yaptık tınmadın, yasa-kitap-kanun dedik dinlemedin, he ağam, canım paşam diye yalvardık takmadın!

Seni Kaz dağlarına KAZma vurmaktan ne alı koyacak bilmem ki!

Bütün değerleri aşındırdın. Hiçbir değer tanımaz oldun. Tek anladığın, daha çok zengin olmak, daha çok para kazanmak!

Ey Ankara?daki böyük adamlar! Peki ya size ne demeli?

Yok, arkadaş, artık bu işin Beyaz Adamı Siyah Adamı kalmadı!

Altımızı oyan, çevremizi kirleten, ormanlarımızı yok eden, bütün değerlerimizi tüketen vahşilerin rengi de, dini de, fikri de aynı!

Hepinizin Allah canını ala!

Bir karış toprağa, bir yudum suya, bir lokma ekmeğe, bir nefeslik havaya muhtaç kalasınız inşallah!

Sanmayın ki bu doğa kördür, duymaz, bilmez! Canı yoktur, kendini savunamaz! Dili yok, gücü yok! Sanmayın!

Doğa, kendisine yapılan her yanlışın faturasını çıkarır!

Ve son olarak şunu söylüyorum. Unutmayın ki;

?Çanakkale Geçilmez? destanını yazan bu millet, müttefik şirketlerin (şerlilerin) amansız kazılarına karşı göğsünü siper edecektir.

  • Bırakma beni!

Sarhoş olduk biz bu diyarlarda? Zehirlendik bu mekânlarda? Oksijeni, havası, rüzgârı, dağı, deresi, ovası, suyu, çiçeği, sisi, bitkisi, toprağı, meyvesi, köyü, bahçesi, balıkları, ormanı ve insanları bizi sarhoş etti.

Zehirledi?

İyi mi oldu yani!

Şimdi biz şehre nasıl döneceğiz?

Medeniyete! nasıl uyum sağlayacağız?

Teknolojiye nasıl ayak uyduracağız?

Modern dünyayı nasıl kabulleneceğiz?

İnsan olmaya alışmıştık burada, sevmeye, paylaşmaya, doğallığa, samimiyete, güzelliğe alışmıştık.

Ciğerlerimiz ve zihinlerimiz aynı anda temizlenmişti? İnsan olduğumuzu anlamıştık. Fıtrata dönmüştük.

Ey Bayramiç! Ey Sarıkız! Ey Kaz dağları! Bırakma bizi! Al kollarına, sımsıkı tut bizi! Medeniyet! öcüsünün önüne atma bizi!

Ey orman kardeş, bana da köşende bir yer ayır.

Kalayım sonsuza dek kucağında!

Kuş olur öterim dallarında!

Kelebek olur uçarım çiçeklerinde!

Kurt olur ulurum her daim tepelerinde!

Ayı olur yatarım ağaç kovuklarında!

Balık olur yüzerim göllerinde!

Mantar olur yapışırım gövdelerinde!

O2 olur yaşarım havalarında!

Altının olur feda ederim kendimi!

Siyanürcülerin önünde siperin olurum!

Homeros olur destanını yazarım!

Bırakma beni!

Ne olur! Ne olur! Ne olur!

http://picasaweb.google.com.tr/selimalisanhayirli/KazDaglarOrtayaKarSK

http://picasaweb.google.com.tr/selimalisanhayirli/KazDaglarDostlar#