BASININ VE KAMUOYUNUN DİKKATİNE
Türkiye’de 80’li yıllardan bu yana izlenen neoliberal politikalar ile sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, çevre ve tarım alanları en büyük tahribatı görmüş, özelleştirme uygulamaları ile de bu ulusun dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu kamu işletmeleri yok pahasına bir çoğu da amacı ve kaynağı belli olmayan yabancılara, küresel sermaye gruplarına hizmet eden yerli işbirlikçilerine satılmak suretiyle elden çıkarılmıştır. Şimdi sırada sularımız, ormanlarımız, ovalarımız, dağlarımız ve madenlerimiz vardır.
2004 yılında Dünya Çevre gününde yürürlüğe giren 5177 sayılı yasa ile değişik 3213 sayılı maden yasası ile 100 bin Km² si Batı Anadolu da olmak üzere 159 bin Km² lik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı verilmiştir. Bu saha yeni müracaatlarla birlikte 450 bin Km² yi bulmaktadır.Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir. Karşılığında alınan 1750 milyon dolar onur kırıcı bir bedeldir.
Son günlerde Kazdağlarında altın aramaları ile ilgili olarak önce Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü onurlu mücadeleyi “ajanlık “ olarak nitelemiş, arkasından da yanına aldığı 22 madenci (altıncı) bilim adamı ile birlikte Bakanın üslubu ile bu mücadeleyi bilgisizlikle suçlamıştır. Bu arada da Kazdağlarında çok ciddi maden rezervi bulunduğunu ilan etmişlerdir. Bu ilanın zamanlaması bakanın deyimi ile manidardır.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanının maden deyince, aklına altın gelmekte ve altını en kirli şekilde (siyanür liçi ) çıkarmaya çalışan işbirlikçilerin hamiliğine soyunmaktadır.
Kazdağlarında ciddi maden rezervinin olduğunu söyleyenler bilmelidirler ki; Kazdağları, çevresinde yaşayan 1.5 milyon insanın temiz, güvenilir su kaynağıdır. Dünyanın ikinci önemli oksijen merkezidir. Bünyesinde barındırdığı önemli sayıda endemik bitki ve hayvan varlığı ile önemli bir gen merkezidir.Tarih, kültür alanı ve mitoloji kaynağıdır. Başta İlyada olmak üzere Homeros destanları bu toprakların kültürünü, uygarlığını anlatır. Bu destanlar Avrupa’da ilköğretimden başlayarak okullarda okutulur, bizim ülkemizde de okullarda okutulmalıdır. Dünyanın en kaliteli meyve ve sebzelerinin yetiştiği bir mekan, önemli bir süt ve et üretim merkezidir. Ülkemizin en önemli orman alanlarından biridir. Eteklerinde yetişen zeytini ve üretilen yağı sarı altındır. Bu değerlerin tamamı Kazdağlarının üzerindedir. Kazdağları böyle de kalacaktır. Yer altındaki maden rezervleri yer üstü zenginliğinin yanında bir hiçtir.
Kazdağları yer yüzü cennetidir. Bu cennette dağların içinin oyularak siyanürlü yöntemle altın üretilmesi başta suları, havayı, tarım topraklarını kirletecek, ormanları yok edecek, tarihi değerleri ve kültürel yapıyı bozacak, tüm tarımsal üretimi hem nicel hem de nitel olarak düşürecek, bölgenin organik nitelikteki üretim özelliğini bozacak, yörede yetişen ürünlerin pazar payını düşürecektir.
Et ve süt üretiminde, siyanür ve onun çözündürdüğü arsenik, molibden, civa gibi ağır metallerin varlığı önemli beslenme sorunları yaratacak başta bölge insanı olmak üzere geniş bir kesimin gıda güvenliği tehlikeye düşecektir. Yörede tarımda çalışan yüzde 50 den fazla nüfus işsiz ve aç kalacak yurt bildikleri toprakları terk edeceklerdir.
Zaten kıt olan su kaynakları, kirlenmenin ötesinde tükenecektir. Altın çıkarmada 1 ton kayaç için 3 ton su kullanılacak, 1 trilyon tondan fazla kayacın işleneceği düşünüldüğünde 3 trilyon tondan fazla suyun kullanılacağı açıktır.Tüm dünyada suyun stratejik öneminin arttığı bu konuda önemli pazarların oluştuğu ülkemizin de güvenlik sorunu haline geldiğini düşündüğümüzde böyle bir lüksümüzün olmaması gerekmektedir.
Maden ocakları 1.derece deprem bölgesindedir. Bölgede halen diri olan ve büyük ölçekte deprem üretmesi muhtemel olan faylar mevcuttur. Maden işletilip, alan atık barajları ile terk edildiğinde hem deprem riski sürecek hem de yörede tüm canlılar için ölümcül hastalıklar yüzlerce yıl etkisini sürdürecektir.
Tüm bu olumsuzluklara karşın madenciler tarafından ödenecek devlet hakkı yine madencilerin beyanları esas alınarak ocak başı satış fiyatının yüzde 2 sidir. Yani 100 gr altının 2 gramı devlete ödenecek 98 gramı çok uluslu şirketlerin kasasına gidecektir.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile madencilerin Kazdağlarının kuzeyi ile güneyini birbirinden ayırma, güneyinde maden işlemekten vazgeçip, kuzeyi maden işletme alanı olarak belirlemek gibi bir niyetinin olduğu dikkatlerimizden kaçmamaktadır. Kazdağları bir bütündür. Kuzeyi yani dorukları yani su kaynakları kirletildiğinde güneyinin bu kirlilikten payını alacağı bilinmektedir.
Güneydeki duyarlı kamu oyu ve sivil toplum örgütleri bu durumun farkındadır. Bu amaçla bölgede oluşan olumlu hava “böl yönet” mantığı ile bozulmaya çalışılmaktadır.
Çanakkale halkı ile Körfezin duyarlı insanları bu konuda tek yumruktur. Bölünmek şöyle dursun Türkiye’nin altın çıkarılan tüm bölgeleri ile birleşme kararlılığındadır.
Gerek Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanının gerekse onunla beraber hareket eden ve aynı üslubu kullanan 22 adet bilim adamının bu durumu ve Kazdağlarının yer üstü zenginliklerini bilmemesi bilgisizlikten kaynaklanmıyor ise; gözlerini dünyanın en kirli ve en kanlı madeni altının bürümesindendir.
Altın madeni işletilmesinin çevreye, insan sağlığına etkileri değerlendirilmeden, toplumsal maliyetleri hesaplanmadan, yöre insanının izni ve onayı alınmadan ruhsatlandırılmasında hiçbir toplumsal yarar olmadığı için başta Danıştay olmak üzere mahkemelerce iptal kararı verilmektedir.
3213 sayılı maden yasasının bazı maddelerinin iptali için anayasa mahkemesinde açılan dava 3 yıldan fazla süredir sonuçlanmamıştır. Söz konusu davanın biran önce sonuçlanmasını diliyoruz. Sonrada yerine ulusal çıkarlarımızı gözeten yeni bir yasa konmalıdır. Bu yasa nedeni ile genelde ülkemiz üzerine özelde de Kazdağları üzerine konan ipotek kaldırılıncaya kadar işbirlikçilere, ajanlara inat bu onurlu mücadelemiz sürecektir.
Saygılarımızla
Hicri NALBANT
Çanakkale Çevre Platformu
Sözcüsü
12/22/2007 at 12:40
Kaz dağları konusunda yazı yazmak yada ses çıkartmak yeterli olmuyor galiba.
Örgütlü ve ciddi eylemler yapılması gerekli diye düşünüyorum tabi bu benim fikrim.
Konuyla ilgili olarak bölgeye uzak kalıyor olmamız bir dez avantaj belki ama yinede bölge halkının ciddi eylemlerinde yanında olmak isterim.
Saygılarla.
Tunga Dağdelen.
01/08/2008 at 11:50
altın gümüş maden nedirki,yenilirmi,içilirmi,solunurmu,insana huzur verirmi,dinlendirirmi olsada olur olmasada hiç farketmez ama toprak olmazsa su olmazsa hava olmaz sa yaşam olmaz,üçbeş kişinin çıkarı için bu güzelliklere kıyan kaz kafalılara nalet olsun bunlardan çıkar sağlayanlara nalet olsun,dogayı katledenlere nalet olsun aç gözlü yamyamlara nalet olsun yeryüzünü soyup sogana çevirip yeraltına gözünü dikenlere nalet olsun ülkemizin en güzel yerlerini çıkarları için talan eden ve ettirenlere nalet olsun geleceğimize ipotek koyanlara nalet olsun inşallah emellerinde başarılı olamaz cehennem olup giderler.saygılarımla
01/27/2008 at 12:27
yorum yapıyoruz neden siliyorsunuz! altın madenini çıkartmama sebebi çevre değill,dış güçlerin engellemesi .
Yazar:Necip Hablemitoğlu
Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası
01/27/2008 at 13:06
herkes altın yükseldiyin iyi sanar aslında bu bizim buyük zarardan başka bişey deyil bir yandan altın yükselir biyandan dolar düşer sonra borsa cıkar sonrada büyük düşüş yapar bu yüzden imf ye boc yükselir kimseye inanma bildiyin yoldan git………….
09/07/2009 at 12:04
Bilgilendirmeniz için çok teşekkürler.
09/23/2009 at 09:58
Tüm ülkemizde işlenen bu çevre katliamlarına ilişkin Kurtululmanın iki yolu olduğunu düşünüyorum. Birincisi, cahil ve çıkarcı yöneticilerden kurtulmak. İkincisi ise, cahil ve örgütsüzlükten kurtulmak. Bunlardan ne zaman kurtuluruz bilemiyorum ama yılmadan mücadele etmek gerektiğine inanıyorum.