SU + HAVA + ZEYTİN + ELMA + ÇİFTÇİNİN EMEĞİ = ALTIN
Değerli Okurlar; 27.Kasım.2004 tarihinde, saat: 11.00 ile 15.00
arasında, Çanakkale Belediyesi, Çanakkale Çevre Gönüllüleri Derneği ve Troya-İda Platformu temsilcileri organizasyonu içinde; Edremit Körfezi temsilcileri ile bütünleşerek, Çanakkale Belediyesi Sosyal Tesislerinde “Biga yarımadası (Çanakkale-İda dağı) kültürel, çevresel ve ekonomik değerleri adlı panel-forum” gerçekleştirildi. Etkinliğe 400 kişilik aktif katılım oldu. Bölgeden Belediye Başkanları, Yerel Yöneticiler, Sivil Toplum Kuruluşları, Üniversite akademisyen ve öğrencileri, muhtarlar, yöre köylüleri ve duyarlı katılımcılar tüm etkinlik boyunca dikkatlerini konu üzerine yoğunlaştırdı.
Toplantı; Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın açış konuşmasıyla başladı. Panel bölümünün yöneticiliğini Mimar İsmail Erten yaptı. Ortalama 15 dakikalık
sunuşları gerçekleştiren panelistler(sunuş sırasına göre); Doç. Dr. Talat KOÇ(ÇOMÜ Fen ve Edebiyat Fakültesi), Prof. Dr. Ümit ERDEM(Ege Üniversitesi
Çevre Merkezi Müdürü), Dr. Atilla ERDEM-yazılı bildiriyle-(Antropolog), Hasan GÖKVARDAR(Maden Mühendisi), Tahir ÖNGÜR(Jeoloji Mühendisleri Odası),
Prof. Dr. Mehmet Kumru(Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü), Prof. Dr. Türkel MİNİBAŞ-yazılı bildiriyle-(Ekonomist), Sefa TAŞKIN(Önceki Dönem
Bergama Belediye Başkanı), Prof. Dr. İsmail DUMAN(İTÜ Metalürji Müh.), Senih ÖZAY(Bergama Köylüleri Avukatı).
Panelist sunuşlarının ardından, salondaki katılımcılarla birlikte Forum’a geçildi. Troya-İda Platformu tarafından hazırlanan taslak Sonuç
Bildirgesi salon katılımcılarına sunuldu. Sonuç bildirgesi ve etkinlik üzerine salon katılımcılarından katkı alındı. Panelistlerin son sözleriyle etkinlik sonuçlandı.
Troia-İda Platformu Panel Sonuç Bildirgesi:
İnsanlığın doğal ve kültürel evrensel değeri, efsanelerin kutsal dağı İDA dağıdır. Coğrafi bölge olarak BİGA yarımadasını oluşturan İDA dağı,
uygarlığın temellerinin kurulduğu TROİA’nın ev sahibidir. Aristo’nun okulu Hümanizmin merkezi İDA dağındadır. Çanakkale, tek başına ulusal kurtuluş
savaşımızın başlangıcı, önemli bir dönüm noktası olmakla birlikte dünya tarihinde de önemlidir. Bu önem tarih sayfalarından silinemez. Ülkemiz halkı için özel öneminin yanı sıra birçok ulusun manevi değerlerinin
de ev sahibidir. Bakirlik ve temizliğin simgesidir İDA dağı. Dünyada Alp dağlarına eşdeğer oksijen bolluğu ile ünlüdür. Bu milyonlarca yerli-yabancı turistin tatil beldesi olmasındaki önemli nedendir İDA. Son 18 yıldır Türkiye’yi yönetmek üzere görev almış hükümetler anlaşılmaz bir gayretkeşlikle ülkemiz topraklarının önemli bir kısmını altın madeni ruhsatı olarak çok uluslu altın şirketlerine sunmaktadır.
Yerel direnişlere “baldırı çıplaklar gösterisi”,yüksek yargı karalarına “üç-beş hakimin saçmalığı” damgasını vuranlar “ülkemizin yüce menfaatleri,
kalkınma” ve “küreselleşme” adına yeni kanunlar koyarak kazancı özelleştirip riski kamulaştırmaya çalışmıyorlar mı? Türkiye haritası üzerinde altın madeni olarak işaretlenen noktalar Ege bölgesinde,
özellikle de Edremit körfezinde ve yılda üç mahsul alınabilen Biga yarımadasında yoğunlaşmaktadır. Bölgemiz için bu bir şans mı, yoksa felaketin başlangıcı mıdır?
Yeni maden yasasında açıkça söylenmeyen, ancak yönetmenlikler yolu ile kotarılmaya çalışılan kuzey Ege altın yağmacılığına karşı, bölge halkının kendi varoluş temellerini korumak hakkı ve zorunluluğu vardır. Bunu yapabilmek için ise, ilk adım doğru bilgilenmektir. Bir bölgedeki zenginlik elbette tüm ülkenin malıdır.Ülke yararları uğruna bu bölge insanlarından bazı zorlukları sineye çekmesi talep edilebilir. Eğer altın madenciliği bir zenginlik getirecekse kime getirecek? Derine inme zahmetine girmeden yüzeydeki altın damarlarını söküp en ucuz yöntem olan “siyanür liçi” ile
altına ulaşmak, gönlünden koptuğu kadar vergi ödemek, birkaç yüz milyon doları birkaç yılda kazanıp zehirli atıkları oracıkta bırakıp gitmek, hangi maden şirketinin işine gelmez? Egeliler hiçbir zaman “zengin madenlerin fakir bekçisi” olamayacaktır. Onlar zaten sütten, zeytinyağından, sıcak kaplıca sularından ve İDA’nın soğuk pınarlarından oluşmuş bir zenginlik
denizindeki Troya, Bergama, Adramytteion, Antandros,Allonoi, Efes gibi mitoloji adalarının üzerinde yaşıyorlar. Oysa toprağındaki altına sahip çıkamayıp çaldırmış öyle fakir bekçiler var ki dünyada; A’dan Z’ye Angola’dan Zambiya’ya, Endonezya’dan Peru’ya,Gana’ya kadar her yerdeler.
Bölgemiz insanlarının bu yağma girişimine “Dur” deme hakkı vardır.
Burada Zeytincilik yapanın ,
Burada Turizmcilik yapanın,
Burada Hayvancılık yapanın,
Burada Termalcilik yapanın
Burada Ormancılık yapanın
Burada Esnaflık yapanın ,
Burada Yazlık konutu olanın
Buraya “oksijen cumhuriyeti” deyip gelenin ,
Buradaki Mitolojik –Kültürel değerlere sahip çıkanın ,
Burada Yatan Şehitler için Sükunet isteyenin,
Buraya “Evim” diyenin,
Buraya “Vatanım” diyen insanın ,
Başkasına gidecek altını, buradan çıkarttırmama hakkı
vardır.
Ya da sırf istemediği için istememe hakkı vardır.
Çanakkale’de derslerini alan emperyalist yağmacılar ülkemizi, sömürge üçüncü dünya ülkesi olmayacağını bilmeliler. Anadolu’muzu yağmalamalarına izin vermeyeceğiz. Tarihin, kültürlerin, kutsal zeytin ağacının ev sahibi İDA dağı ve Edremit körfezi; geçmişten aldığını geleceğe aynı temizlikte
devredecektir.
Biga yarımadası İDA dağındaki sürdürülebilir kalkınmamızın, kültürel değerlerimizin devamı için TROİA-İDA platformu sonuç bildirgesinde amaçlanan hedef:
1-TROİA-İDA yerel yönetimler birliğini kurmak;
2-Çokuluslu madencilerin, özellikle altın şirketlerinin kültürel, ekonomik ve doğal kaynaklarımızın yağmalanarak yok edilmesini engellemek;
Gerçek sahibi olduğumuz değerlerin ülkemiz halkının refahı için kullanılmasını sağlamaktır.
Tarımı, ekolojisi, fauna, florası, mitolojisi, ekonomisi, siyaseti, hayvancılığı, arıcılığı, ormancılığı, meyveciliği, zeytinciliği, milli park
olguları açısından ele alınmış, yerel ve ulusal çıkarlar, hukuk, ulusal ve uluslararası yargı kararları açısından getirisi-götürüsü irdelenmiş,
TROİA-İDA platformunun çağrısı ile biz aşağıda adları olan kişi ve kurumlar tarafından ;Panale katılan 400 kişi ve kurum imzası ile “TROİA-İDA DEKLARASYONU” olarak imza altına alınmıştır.
Panel organizasyonunda; başta Belediye Başkanımız Sayın Ülgür Gökhan olmak üzere, Çevre Gönüllüleri Derneği ve Troia- İda Platformu temsilcilerine şükranlarımı sunarken; Bayramiç ve Lapseki Belediye Başkanlarına, AKP ve CHP il ve ilçe temsilcilerine, İl Orman ve Çevre Müdürü’ne, Tema Genel Müdürü’ne, Evciler köyü temsilcilerine, tüm panelist, katılımcı ve emeği geçen herkese teşekkürler.
Bu yazı; gönüllü doğa koruyucu M. Şahabettin Kalfa tarafından yazılmış olup, Çanakkale’de haftalık olarak yayınlanan “Aynalı Pazar” gazetesinin 83. sayısında 05 Aralık 2004 tarihinde yayınlanmıştır
Troia-İda Platformu adına Şahabettin Kalfa Gönüllü Doğa Koruyucu Çanakkale
E.İleti:Kalfa43@mynet.com; “Murat Narin” narin@superonline.com / Burhaniye; troiaidaplatform@superposta.com
01/08/2008 at 12:48
ülkemizin engüzel yerlerine gözdikmiş yamyamlar derslerini almamış gözüküyorlar gelibolu çanakkalede çanakkaleyi geçemediler yüzbinlerce şehit verdik yine elletmedik bu cennet vatanı oysa şimdi deldiriyorlar dagımızı taşımızı üçbeş kuruş için yabancı şirketlere katlettiriyorlar güzelliklerimizi dibindeki altını almak için kesiyorlar altın yumurtayan tavugumuzu yazıklar olsun bunlara göz yuman kaz kafalı insanlara birdal için bir kol kesmiş fatihin torunları katledilirken doga maalesef seyrediyor,aslında bilmiyorki katledilen insanlarımızın geleceği,çekip gidecekler onlar kalacak bize pislikleri,temizlemeye çalışacagız yıllarca bu pislikleri ama malesef birdaha geri gelmeyecek ne kaz dağları ne madra dağı,geldimiki bergama geriye onlarda gelsin,bunlara onay verenlerin allah cezasını versin.bize temiz hava temiz gıda temiz toprak temiz su gerek,altın bize bunların hangisini verecek,uyanın duyarlı vatandaşlar uyanın yarın çok geç olabilir giden yoksa daha geri gelmez birdaha kaz dağı da sarıkız efsanesi gibi olur sadece anlatılır yaşanmaz kıymayın güzelliklere,kıydırmayın güzelliklere,karşı çıkalım insan postuna bürünmüş kaz beyinlilere………..
02/28/2008 at 11:16
Kazdağlarında devletin elde edeceği gelir nedir ki yabancı devletlere hediye ediyorlar. Ben herkesden biraz ulusalcı düşünüp, kendi çıkarlarını düşünmemelerini rıca ediyorum. Türkiye bizimdir ve yabancı devletlerin bizi içten yıkmalarına karşı yetkililerin uyanmasını ve duyarlı olmaları gerektiğini düşünüyorum. Dışdan borç almayı bırakarak kendi madenlerikizi, tarım alanlarımızı kullanarak en iyisini yapabileceğimize inanıyorum. Sadece Güney Marmara’da bulunan Bor’u kullanarak, kendimiz işleteceğimize 1.5 liradan başkalarına satıp,9 liradan almakla ne kadar zarar ettiğimizi görmüyorlar mı?
70 senelik kömür madenlerimiz varken, madenleri kapatıp işsizliği artırarak ve Sıbirya kömürleri ile ısınmaya utanmıyorlar mı? Bunları nasıl gözardı edebiliyor yetkililer. Hiç mi Türkiye ne olacak demiyorlar?
Son zamanlarda bırakılan tarımın yeniden canlandırılması, sanayinin ileriye giderilmesi gerektiğini, tüketici değil, üretici olmamız gerekiyor.Bu bilinci paylaşan herkesin, özellikle yetkililerin bir adım atması gerekiyor. 1. Dünya Savaşı’ ndan nasıl başarı ile çıktıksak bundanda başarı ile çıkarız. Çok zor değil! Üstelik örneklerimizde var. Tarihi azda olsa inceleyin, göreceksiniz.
06/19/2010 at 06:52
Bu Güzelim sayfanızın bu bölümünde eşi ve benzeri bulunmayan ülkemizi anlatmamıza yer verdiğiniz için teşekkür ederiz, Ülkemizde geçmiş uygarlıklardan kalma binlerce tarihi kalıntı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu kalıntıların bir kısmı güney sahillerimizde bulunmaktadır eskiden ticaretin genelde deniz üzerinden yapıldığ ve yerleşim alanları deniz kenarlarına yakın inşa edilip fazla zaman kaybetmeden biryerden biryere gitmek için ozamana özgü yapılmış sandala binip işine bakarlarmış veya denzde avlanırlarmış, bunu günümüzde açık olarak görmek mümkündür kiralık tekneyle güney sahillerimizi dolaşanlarımız mutlaka kalıntılara raslamışdır eğer sizlerde tarihi gezisiyle ilgileniyorsanız kiralık yelkenli gulet veyahut kiralık motoryat ile haftalık tekne tatiline akdneizde Fethiye göcek kıyılarından başlayıp kalkan kaş ve dermeye kadar bir hafta deniz yolculuğu içersinde görebileceğin kalıntılar sizleri geçmişde yaşayan insanların ozamanki doğa şartlarında neleri başardığını hayretler içinde izleyeceksiniz,