KAZDAĞLARI

Dünyanın Cennet Köşesi

Archive for the ‘Basında Kazdağları’ Category

Orkideler

Radikal Gazetesi:

Orkide ÇOMÜ’den Kaan Hürkan’ın tez konusuydu. Hürkan her yıl salep ve şifa için 80 milyon kök orkidenin söküldüğünü söyledi.

03/05/2009

BURAK GEZEN (Arşivi)

ÇANAKKALE -  ‘Kazdağlarındaki 38 orkide türü, salebin hammadmesi ve birçok hastalığa şifa olduğu için tehlike altında’.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi Kaan Hürkan, tez çalışması kapsamında, Kazdağlarındaki orkide türü sayısının  38’e ulaştığını belirledi. Hürkan’ın ikinci tespitiyse bu türlerin aşırı söküm nedeniyle yok olma tehdidi altında olmasıydı.
Orkide (orchidaceae) dünyanın en çok tür içeren familyalarından.
Sadece Çanakkale’nin Çan ilçesi sınırlarında kalan bölgede 17 orkide türünün varlığını ortaya çıkardıklarını anlatan Kaan Hürkan şu bilgileri verdi:
“Orkide bitkileri, estetik güzelliklerinin yanı sıra salepin hammaddesi. Orkide yumrularında yüzde 11- 44 glikomannan, yüzde 8-19 nişasta, yüzde 1-4 şekerler, yüzde 0.5-1.5 azotlu maddeler, yüzde 2-10 kül ve yüzde 8-12 su bulunur. Glikomannan ve nişasta su tutma özelliğine sahip olduğundan Maraş dondurmasında kıvam artırıcı olarak kullanılır. Ayrıca vücudu sıcak tutma, soğuk algınlığı ve öksürüğe karşı etkileri halk arasında çok eski dönemlerden beri bilinir.”
Hürkan’a göre orkidelerin geleceği de tehdit altında:
“Ülkemizde her yıl ortalama 80 milyon orkide yumrusu topraktan sökülüyor. Bir orkide bitkisinin tohum safhasından, yeni bir bitki verinceye kadar geçen süre asgari dört yıl. Bunun nedeni, orkide tohumlarının çimlenebilmesi için mikorizaya (Rhizoctonia cinsine ait bir mantar tarafından enfekte edilme durumu) bağımlı olmasıdır. Bu kadar özel şartlarda ve uzun sürede gelişen bu bitkilerin yumruları bilinçsizce topraktan sökülerek yok edilmektedir. Kimseyi salep içme keyfinden mahrum bırakamayız, fakat orkide yumrularını toplarken bir sonraki sene bu bitkiyi yerinde görmek istiyorsak, eski yumruyu alıp, yeni yumruyu yerinde bırakmaya kesinlikle dikkat etmeliyiz. Ayrıca bu bitkilerin yumrularının ihracatı Tarım Bakanlığı tarafından yasaklanmıştır. Doğal kaynakları yok etmeden sürdürülebilir bir şekilde kullanmak, doğanın kendine özel dengesini bozmamak ve bu güzellikleri sonraki nesillere taşımak hepimizin en temel görevlerindendir.”

Kazdağları Çevre Eğitim Kursu Fotoğraf ve Dökümanları

2009 yaz döneminde II Kazdağları Çevre Eğitim kursuna katılan katılımcıların fotoğraf ve dökümanları

http://picasaweb.google.com.tr/kazdaglarim

adresinde

dokumanlar ise

http://www.kazdaglari.org/kalfa

adrersindedir.

osmandemircan

Kaz Dağları’nda maden arama çalışmaları yeniden

http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/10/03/kaz.daglarinda.maden.arama.calismalari.yeniden/546088.0/index.html

anakkale’nin Bayramiç ilçesinde bulunan Kazdağları’nda maden arama çalışmaları tekrar başladı.

Muratlar Köyü civarında maden arama çalışmalarına bir yıl önce ara veren Teck Cominco şirketi, sondaj çalışmalarına yeniden başladı.

Teck Cominco şirketi adına maden araştırmaları projelerini yürüten Jeoloji Yüksek Mühendisi Bayram Artun, şirket adına çalışmalara başladıklarını söyledi.

Belirli bir program çerçevesinde araştırma ve sondaj yaptıklarını belirten Artun, “Yıl sonuna kadar çalışmalarımızı devam ettirmeyi düşünüyoruz. Hava koşullarının el verdiği sürece burada çalışmalarımız sürecek” dedi.

Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kazdağları’nda başlatılan sondaj çalışmalarından dolayı yöre halkı tedirgin olduğunu söyledi.

Pehlivan, Bayramiç’de halkın geçimini hayvancılık, tarım ve meyvecilikten sağladığını belirterek, “Kazdağları’nın üstü altından daha değerlidir. Bu tür çalışmalar yöremizi ekonomik olarak daha da sıkıntıya düşürecektir. Ekonomik kriz nedeni ile malını satamayan üretici daha da perişan duruma düşecek” dedi.

Pehlivan, Kazdağları’nda yapılan sondaj çalışmalarına karşı yasalar çerçevesinde mücadele edeceklerini ifade ederek, geçtiğimiz dönemde yapılan çalışmalar nedeniyle hayvancılığın zarar gördüğünü, bu sektörde önemli ekonomik kayıp yaşadıklarını öne sürdü.

Bezirğanlar köyü muhtarı Talat Karakuş da, çalışmalardan rahatsızlık duyduklarını, köylünün Kazdağları’nda artık böyle çalışmalar görmek istemediğini bildirdi.

Muratlar köylüleri de çalışmaların köyün içme suyunun bulunduğu bölgede yapıldığını, bu nedenle sularının tekrar kirleneceği endişesini taşıdıklarını ifade ettiler.

Peki ormanlar ne olacak?

Peki ormanlar ne olacak?

19 Ağustos 2009 Çarşamba

HUKUKU VE ORMANLARI FEDA EDEN YÖNETMELİK (*)

Hukukun üstünlüğünü bir kenara atıp, ormanları ‘madencilik’ adı altında yürütülen her türlü faaliyete feda eden yeni bir yönetmelik bugün Resmi Gazetede yayımlandı. Büyük maden işletme şirketleri bastırdı, Bakanlar Kurulu, yürütmesi durdurulan yönetmeliğe getirilen ek madde ile orman alanları talana açıldı ve bir kez daha hukuk güvenliği ortadan kaldırıldı.

‘Madencilik’ adı altında, hiçbir çevre koruma kaygısı taşımadan, çevre koruma alanında elde edilen pek çok toplumsal ve hukuksal kazanım hiçe sayılarak yapılan 5177 Sayılı yasa ile değiştirilen Maden Yasası’nın 7/1. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunmuştu. Anayasa mahkemesi ayrıca “maden, petrol ve jeotermal kaynakları arama faaliyetlerini ÇED kapsamı dışına çıkartan” Çevre Yasası’nın 10. maddesinin üçüncü fıkrasını da Anayasaya aykırı bularak iptal etmişti. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından iptaline karar verilen yasaya dayanılarak çıkartılan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği hakkında da Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmişti

Orman alanları korumasız hale getirildi…

Yürütmeyi durdurma kararı; “çevre üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara yol açması olasılığı”na dayanmaktaydı.Danıştay Kararı gerekçesinde; “…Anayasa Mahkemesi’nin kararı karşısında, yönetmelik yasal dayanağını yitirmiştir. Anayasa’nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazetede yayımlanmasının bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olması, yönetmeliği hukuka uygun hale getirmez. Çünkü, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Maden Yasası’nın 7. maddesinin ilk fıkrasında sayılan alanlarda yapılacak maden arama ve işletme faaliyetlerinin neden olabileceği zararlar ve bu alanların geri kazanılmasının olanaksızlaşması, Anayasa’nın bu alanlara ilişkin özel düzenlemeleri ile Anayasa’nın 90. maddesine göre onaylanmış çevrenin korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmaların ihlali anlamına gelecektir….” denmekteydi. Yürütmeyi durdurma kararına yapılan itiraz Danıştay İdari dava Daireleri tarafından reddedilmişti.

Yürütmeyi durdurma kararı, Madencilik Faaliyetler İzin Yönetmeliği’nin kim maddelerinin iptali için verilmiş olsa da yönemeliğin tamamını kapsar niteliktedir. Şimdi; açıkça hukuka aykırı bulunan ve uygulanmasının giderimi olanaksız zararlar doğuracağı düşünülerek yürütmesi durdurulan yönetmeliğe bir geçici madde eklenerek, orman alanları korumasız hale getirilmiştir.

Bunun anlamı açıkça hukukun ve ormanların büyük maden şirketlerinin çıkarına feda edilmesidir. Bir kez daha hukuk güvenliği ortadan kaldırılmış, yaşam alanları korumasız bırakılmıştır.

Yönetmeliğe eklenen maddenin hukuka aykırılığı açıkça ortada açılacak davada iptal edileceği belli, ama zaten hukuka uygun davranma kaygısı taşınmıyor, tek amaç maden lobisinin isteklerini yerine getirmek.

Hukukun üstünlüğünü ve canlı yaşamını gerçekten savunan herkes, her örgüt, buna sessiz kalmamalıdır.


(*) EK BELGE:

Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 19 Ağustos 2009 Çarşamba tarihli Resmî Gazete Sayı : 27324′de yayınlanan

YÖNETMELİK

Karar Sayısı : 2009/15307

Ekli “Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in yürürlüğe konulması; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 10/8/2009 tarihli ve 3813 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 10/8/2009 tarihinde kararlaştırılmıştır.

(C.Başkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulunun imzaları)

MADENCİLİK FAALİYETLERİ İZİN YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 24/5/2005 tarihli ve 2005/9013 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğine aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 4 – Orman sayılan alanlarda madencilik faaliyetlerine ilişkin yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar orman, muhafaza ormanı ve ağaçlandırma alanlarında madenlerin aranması ve işletilmesi ile ilgili faaliyetlerde alınması gereken izinlerde 22/3/2007 tarihli ve 26470 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Orman Sayılan Alanlarda Verilecek İzinler Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.”

MADDE 2 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Yönetmelik hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

KAZDAĞI CİVARININ 20.YÜZYILDAKİ YAĞIŞLI VE KURAK YILLARININ DENDROKLİMATOLOJİK YÖNTEMLERLE SAPTANMASI

<!– @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } –>

KAZDAĞI CİVARININ 20.YÜZYILDAKİ YAĞIŞLI VE KURAK YILLARININ DENDROKLİMATOLOJİK YÖNTEMLERLE SAPTANMASI

Amaç

Dendroklimatolojinin İklim Değişimlerinin Belirlenmesindeki  Rolü ve
Kazdağı civarındaki iklim değişiminin, yıllık ağaç halka gelişimi yöntemi kullanılarak gosterilmesi. On adet çam ağacından alınan örneklere ilişkin 1900-2000 yıllarını kapsayan standart bir site kronolojisinin oluşturulması.

Uygulanan Yöntemler

Geçmiş dönemlerdeki kurak ve yağışlı yılların saptanmasında ağaç halkaları, oksijen izotopları, varv birikintileri gibi çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada ağaç halkaları ile yöntemler kullanılmıştır. Bu yöntem arazi çalışması ve laboratuar analizleri olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Bu yöntemleri uygulayarak, geçmiş dönemdeki yağış ve sıcaklığa ilişkin çalışmaları yapan bilim dalına dendroklimatoloji denmektedir.

Arazi çalışması: Örnekler Kazdağları Milli Parkı’nın yakınından alınmıştır. Dendroklimatolojik çalışmalarda örnekler genellikle doğal ortamında bulunan canlı ağaçlardan artım kalemleri şeklinde alınmaktadır. İç kısmı 5 mm çapında delik olan Artım Burgusu (Şekil 1) yardımıyla 10 ağaçtan karşılıklı olmak üzere toplam 20 adet artım kalemi çıkarılmıştır (Şekil 2, 3, 4). Alınan artım kalemlerinin zarar görmemesi için ahşap taşıyıcılara, enine yüzeyleri yukarı gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Her bir artım kalemine örnek numarası yazılmıştır.

Arazi resimleri 1, 2, 3, 4

Laboratuar çalışması: Laboratuar çalışması da iki aşamadan oluşmaktadır. Birincisi yıllık halka ölçümleri ve yöre kronolojinin oluşturulması; ikinci de site kronolojisinin iklim verileriyle karşılaştırmadır.

Birinci aşamada; laboratuara getirilen örneklerin üst (enine) yüzeyleri keskin bir maket bıçağı yardımıyla düzeltildikten sonra, sondan başlayarak en içteki yıllık halkaya doğru 10’ar yıllık seksiyonlara ayrılmış ve sonra yıllık halka genişlikleri ölçülmüştür. Ölçümler LINTAP-TSAP Ölçüm Sisteminde 0.01 mm duyarlılıkta yapılmıştır. Yıllık halka ölçümlerinin tamamlanmasından sonra, bireysel standart kronolojiler elde edilmiş ve son aşamada da standart kronolojilerin ortalaması alınarak site kronoloji oluşturulmuştur.

İkinci aşamada; site kronolojisi ile aylık ortalama yağış ve aylık toplam yağış değerleri arasındaki tepki fonksiyonu katsayıları hesaplanmış ve yıllık halka (ağaç halkası) genişliği üzerindeki en etkili aylar ve iklim parametreleri belirlenmiştir. Bu yöntemde iklim değişkenlerinin ana bileşen analizi yapılmakta ve sonunda amplitut matrisi hesaplanmaktadır. Bu matris, iklim değişkenleriyle benzer özellik gösteren ortogonal matris olup, tepki fonksiyonunun son aşaması olan aşamalı çoklu regresyonda bağımsız değişken olarak kullanılmaktadır (Fritts, 1976).

Site kronolojisini oluşturan indis değerlerinin ortalaması ve bu ortalamadan 1 standart sapmayı aşan yıllar belirlenmiştir. Bu yıllar, Anadolu’nun çeşitli yöre ve bölgeleri için yapılan uluslar arası çalışmaların (D’Arrigo ve Cullen, 2001, Touchan et al., 2003; Akkemik ve Aras, 2005; Akkemik et al., 2005; Touchan et al., 2006; Akkemik et al., 2007) sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Böylece 20.yy da Kazdağları civarının kurak ve yağışlı yılları belirlenmiştir.

Bulgular ve Sonuç

On adet çam ağacından alınan örneklere ilişkin 1900-2000 yıllarını kapsayan standart bir site kronolojisi oluşturulmuştur (Şekil 5).

Şekil 5. 1900-2000 yıllarını kapsayan çam site kronolojisi

Site kronolojisi ile yöredeki meteoroloji istasyonlarından Çanakkale Meteoroloji İstasyonu’nun iklim verileri karşılaştırılarak, tepki fonksiyonu yöntemiyle, yıllık halka-iklim arasındaki ilişkiler belirlenmiştir. Çanakkale, Bayramiç ve Edremit meteoroloji istasyonları arasındaki ilişki incelendiğinde değerlerin birbirine çok yakın olduğu tespit edilmiş (Şekil 6); buna dayanarak, verileri en uzun olan Çanakkale Meteoroloji İstasyonu verileri kullanılarak dendroklimatolojik çalışmalar yapılmıştır. İlk aşamada tepki fonksiyonu hesaplanmıştır (Şekil 7).

Şekil 6. Üç meteoroloji istasyonuna ait değerlerin karşılaştırması

Şekil 7. Tepki fonksiyonu katsayıları

Grafikte, 0 doğrusunun üzerindeki aylık tepki fonksiyonu değerleri, halka genişliğini doğrusal (pozitif) yönde etkilemektedir. Negatif değerler ise ters yönde etkili olan ayları göstermektedir. Özellikle Nisan-Temmuz arasındaki dönemde yüksek yağışlar ağaç gelişimini olumlu yönde etkilemekte olup, bu aylardan Temmuz ayının katsayısı 0.95 güven düzeyinde anlamlıdır. Sıcaklık genel olarak daha az etkiye sahiptir. Bu sonuçlar, alanın genel olarak ilkbahar ve yaz aylarında su noksanlığı yaşadığını, bu dönemdeki yağışların ağaç gelişimini etkilemesinden dolayı büyük önem taşıdığını ve sıcaklığın da önemli bir etkiye sahip olmadığını göstermektedir.

Tepki fonksiyonu sonuçlarına dayanılarak Nisan-Temmuz döneminin yağışlarının toplamı alınmış ve yıllık halka genişlikleriyle karşılaştırılmıştır (Şekil 8). Grafikte görüldüğü gibi yıllık halka gelişimi ile Nisan-Temmuz dönemi toplam yağışları arasında büyük bir paralellik bulunmaktadır. Bu sonuçlara dayanarak, yıllık halkaların dar olduğu yılların ilkbahar-yaz döneminin kurak, yıllık halkaların geniş olduğu yılların da ilkbahar-yaz dönemlerinin yağışlı geçtiğini söylemek mümkündür.

Şekil 8. Çam site kronolojisi (mavi) ile Nisan-Temmuz dönemi toplam yağışı (pembe)

Bu sonuçlardan sonra, tekrar site kronolojisine dönülmüş, site kronolojisi üzerinde ±1 standart sapma doğruları çizilmiş, kurak ve yağışlı yıllar belirlenmiştir (Şekil 9)

Şekil 9.Site kronolojisi üzerinde ±1 standart sapmayı aşan yıllar. Bu yıllardan yukarıya doğru olanlar yağışlı, aşağıya doğru olanlar da kurak yılları göstermektedir.

Yararlanılan kaynaklar

Akkemik Ü, Aras, A. 2005. Reconstruction (1689-1994) of April-August precipitation in southwestern part of central Turkey. Int. J. Climatol, 25, 537-548

Akkemik Ü, Dagdeviren N, Aras N. 2005. A preliminary reconstruction (A.D. 1635-2000) of spring precipitation using oak tree rings in the western Black Sea region of Turkey. Int. J. Biometeorol. 49 (5): 297-302.

D’Arrigo R, Cullen HM. 2001. A 350-year (AD 1628-1980) reconstruction of Turkish precipitation. Dendrochronologia 19, 2, 169-177.

Touchan R, Garfin GM, Meko DM, Funkhouser G, Erkan N, Hughes MK, Wallin BS. 2003. Preliminary reconstructions of spring precipitation in southwestern Turkey from tree-ring width. Int. J. Climatol. 23: 157-171.

Touchan R, Xoplaki E, Funchouser G, Luterbacher J, Hughes MK, Erkan N, Akkemik Ü, Stephan J. 2005a. Reconstruction of spring/summer precipitation for the Eastern Mediterranean from tree-ring widths and its connection to large-scale atmospheric circulation. Clim. Dyn. 25: 75-98

SU + HAVA + ZEYTİN + ELMA + ÇİFTÇİNİN EMEĞİ = ALTIN

Değerli Okurlar; 27.Kasım.2004 tarihinde, saat: 11.00 ile 15.00

arasında, Çanakkale Belediyesi, Çanakkale Çevre Gönüllüleri Derneği ve Troya-İda Platformu temsilcileri organizasyonu içinde; Edremit Körfezi temsilcileri ile bütünleşerek, Çanakkale Belediyesi Sosyal Tesislerinde “Biga yarımadası (Çanakkale-İda dağı) kültürel, çevresel ve ekonomik değerleri adlı panel-forum” gerçekleştirildi. Etkinliğe 400 kişilik aktif katılım oldu. Bölgeden Belediye Başkanları, Yerel Yöneticiler, Sivil Toplum Kuruluşları, Üniversite akademisyen ve öğrencileri, muhtarlar, yöre köylüleri ve duyarlı katılımcılar tüm etkinlik boyunca dikkatlerini konu üzerine yoğunlaştırdı.

Toplantı; Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın açış konuşmasıyla başladı. Panel bölümünün yöneticiliğini Mimar İsmail Erten yaptı. Ortalama 15 dakikalık

sunuşları gerçekleştiren panelistler(sunuş sırasına göre); Doç. Dr. Talat KOÇ(ÇOMÜ Fen ve Edebiyat Fakültesi), Prof. Dr. Ümit ERDEM(Ege Üniversitesi

Çevre Merkezi Müdürü), Dr. Atilla ERDEM-yazılı bildiriyle-(Antropolog), Hasan GÖKVARDAR(Maden Mühendisi), Tahir ÖNGÜR(Jeoloji Mühendisleri Odası),

Prof. Dr. Mehmet Kumru(Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü), Prof. Dr. Türkel MİNİBAŞ-yazılı bildiriyle-(Ekonomist), Sefa TAŞKIN(Önceki Dönem

Bergama Belediye Başkanı), Prof. Dr. İsmail DUMAN(İTÜ Metalürji Müh.), Senih ÖZAY(Bergama Köylüleri Avukatı).

Panelist sunuşlarının ardından, salondaki katılımcılarla birlikte Forum’a geçildi. Troya-İda Platformu tarafından hazırlanan taslak Sonuç

Bildirgesi salon katılımcılarına sunuldu. Sonuç bildirgesi ve etkinlik üzerine salon katılımcılarından katkı alındı. Panelistlerin son sözleriyle etkinlik sonuçlandı. 

Troia-İda Platformu Panel Sonuç Bildirgesi:

İnsanlığın doğal ve kültürel evrensel değeri, efsanelerin kutsal dağı İDA dağıdır. Coğrafi bölge olarak BİGA yarımadasını oluşturan İDA dağı,

uygarlığın temellerinin kurulduğu TROİA’nın ev sahibidir. Aristo’nun okulu Hümanizmin merkezi İDA dağındadır. Çanakkale, tek başına ulusal kurtuluş

savaşımızın başlangıcı, önemli bir dönüm noktası olmakla birlikte dünya tarihinde de önemlidir. Bu önem tarih sayfalarından silinemez. Ülkemiz halkı için özel öneminin yanı sıra birçok ulusun manevi değerlerinin

de ev sahibidir. Bakirlik ve temizliğin simgesidir İDA dağı. Dünyada Alp dağlarına eşdeğer oksijen bolluğu ile ünlüdür. Bu milyonlarca yerli-yabancı turistin tatil beldesi olmasındaki önemli nedendir İDA. Son 18 yıldır Türkiye’yi yönetmek üzere görev almış hükümetler anlaşılmaz bir gayretkeşlikle ülkemiz topraklarının önemli bir kısmını altın madeni ruhsatı olarak çok uluslu altın şirketlerine sunmaktadır.

Yerel direnişlere “baldırı çıplaklar gösterisi”,yüksek yargı karalarına “üç-beş hakimin saçmalığı” damgasını vuranlar “ülkemizin yüce menfaatleri,

kalkınma” ve “küreselleşme” adına yeni kanunlar koyarak kazancı özelleştirip  riski kamulaştırmaya çalışmıyorlar mı?  Türkiye haritası üzerinde altın madeni olarak işaretlenen noktalar Ege bölgesinde,

özellikle de Edremit körfezinde ve yılda üç mahsul alınabilen Biga yarımadasında yoğunlaşmaktadır. Bölgemiz için bu bir şans mı, yoksa felaketin başlangıcı mıdır?

Yeni maden yasasında açıkça söylenmeyen, ancak yönetmenlikler yolu ile kotarılmaya çalışılan kuzey Ege altın yağmacılığına karşı, bölge halkının  kendi varoluş temellerini korumak hakkı ve zorunluluğu vardır. Bunu yapabilmek için ise, ilk adım doğru bilgilenmektir. Bir bölgedeki zenginlik elbette tüm ülkenin malıdır.Ülke yararları uğruna bu bölge insanlarından bazı zorlukları sineye çekmesi talep edilebilir. Eğer altın madenciliği bir zenginlik getirecekse kime getirecek? Derine inme zahmetine girmeden yüzeydeki altın damarlarını söküp en ucuz yöntem olan “siyanür liçi” ile

altına ulaşmak, gönlünden koptuğu kadar vergi ödemek, birkaç yüz milyon doları birkaç yılda kazanıp zehirli atıkları oracıkta bırakıp gitmek, hangi maden şirketinin işine gelmez? Egeliler hiçbir zaman “zengin madenlerin fakir bekçisi” olamayacaktır. Onlar zaten sütten, zeytinyağından, sıcak kaplıca sularından ve İDA’nın soğuk pınarlarından oluşmuş bir zenginlik

denizindeki Troya, Bergama, Adramytteion, Antandros,Allonoi, Efes gibi mitoloji adalarının üzerinde yaşıyorlar. Oysa toprağındaki altına sahip çıkamayıp çaldırmış öyle fakir bekçiler var ki dünyada; A’dan Z’ye Angola’dan Zambiya’ya,  Endonezya’dan Peru’ya,Gana’ya kadar her yerdeler.

Bölgemiz insanlarının  bu yağma girişimine “Dur”  deme hakkı vardır.

Burada Zeytincilik yapanın ,

Burada Turizmcilik yapanın,

Burada Hayvancılık yapanın,

Burada Termalcilik yapanın

Burada Ormancılık yapanın

Burada Esnaflık yapanın ,

Burada Yazlık konutu olanın

Buraya “oksijen cumhuriyeti” deyip gelenin ,

Buradaki Mitolojik –Kültürel değerlere sahip çıkanın ,

Burada Yatan Şehitler için Sükunet isteyenin,

Buraya “Evim” diyenin,

Buraya “Vatanım” diyen insanın ,

Başkasına gidecek altını, buradan çıkarttırmama hakkı

vardır.

Ya da sırf istemediği için istememe hakkı vardır.

Çanakkale’de  derslerini alan emperyalist yağmacılar ülkemizi, sömürge üçüncü dünya ülkesi olmayacağını bilmeliler. Anadolu’muzu yağmalamalarına izin vermeyeceğiz. Tarihin, kültürlerin, kutsal zeytin ağacının ev sahibi İDA dağı ve Edremit körfezi; geçmişten aldığını geleceğe aynı temizlikte

devredecektir.

Biga yarımadası İDA dağındaki sürdürülebilir kalkınmamızın, kültürel değerlerimizin devamı için TROİA-İDA platformu sonuç bildirgesinde amaçlanan hedef:

1-TROİA-İDA yerel yönetimler birliğini kurmak;

2-Çokuluslu madencilerin, özellikle altın şirketlerinin kültürel, ekonomik       ve doğal kaynaklarımızın yağmalanarak yok edilmesini engellemek;

Gerçek sahibi olduğumuz değerlerin ülkemiz halkının refahı için kullanılmasını sağlamaktır.

Tarımı, ekolojisi, fauna, florası, mitolojisi, ekonomisi, siyaseti, hayvancılığı, arıcılığı, ormancılığı, meyveciliği, zeytinciliği, milli park

olguları açısından ele alınmış, yerel ve ulusal çıkarlar, hukuk, ulusal ve uluslararası yargı kararları açısından getirisi-götürüsü irdelenmiş,

TROİA-İDA platformunun çağrısı ile biz aşağıda adları olan kişi ve kurumlar tarafından ;Panale katılan 400 kişi ve kurum imzası ile “TROİA-İDA DEKLARASYONU”  olarak imza altına alınmıştır.

Panel organizasyonunda; başta Belediye Başkanımız Sayın Ülgür Gökhan olmak üzere, Çevre Gönüllüleri Derneği ve Troia- İda Platformu temsilcilerine şükranlarımı sunarken; Bayramiç ve Lapseki Belediye Başkanlarına, AKP ve CHP il ve ilçe temsilcilerine, İl Orman ve Çevre Müdürü’ne, Tema Genel Müdürü’ne, Evciler köyü temsilcilerine, tüm panelist, katılımcı ve emeği geçen herkese teşekkürler.

 

Bu yazı; gönüllü doğa koruyucu M. Şahabettin Kalfa tarafından yazılmış olup, Çanakkale’de haftalık olarak yayınlanan “Aynalı Pazar” gazetesinin 83. sayısında 05 Aralık 2004 tarihinde yayınlanmıştır

Troia-İda Platformu adına Şahabettin Kalfa Gönüllü Doğa Koruyucu Çanakkale

E.İleti:Kalfa43@mynet.com;  “Murat Narin” narin@superonline.com / Burhaniye; troiaidaplatform@superposta.com

, ,

BAYRAMİÇ KAZDAĞLARI (İDA) KÜLTÜREL, ÇEVRESEL VE EKONOMİK EĞERLERİ PANEL SONUÇ BİLDİRİSİ

Antik Çağlar’da Troas Bölgesi olarak adlandırılan günümüz Biga Yarımadası’nın güneyinde yer alan İda (Kaz) dağı, bir ahtapot gibi uzanan kollarıyla yörenin en etkileyici yeryüzü şeklidir. Kuzeyde Gönen’e kadar uzanan bu dağlık alan, güneyde Babakale ve Edremit Körfezi’ne doğru dik yamaçlarla sonlanmaktadır. Kaz Dağları barındırdığı bitkilerle, hayvanlarla, bin pınarlı su kaynaklarıyla, temiz havasıyla ve sularıyla can verdiği tarım alanlarıyla yüzyıllardır tüm yörenin yaşam kaynağı olmuştur. Bölgedeki orman örtüsü, küresel ısınmanın nedeni olan fazla karbon dioksiti emerek küresel ısınmanın olumsuz etkilerini azaltmaktadır.

Akdeniz ile Karadeniz iklimleri arasında bir geçiş bölgesi özelliğini taşıyan Kaz Dağları, sahip olduğu fiziki coğrafya ve buna bağlı olarak da iklim koşulları sayesinde, Çanakkale-Kaz Dağları yöresinde bir çok bitki türünün yetiştirilmesini mümkün kılar. Ayrıca yüksekliği ve bölgeye bereketli yağışları taşıyan hakim hava akımları açısından uygun bir konumda bulunması nedeniyle, yörenin daha nemli bir iklime, bu nedenle de doğal bitki örtüsü ve tarımsal etkinlikler açısından çevreye göre daha zengin olmasını sağlamaktadır. Bu yüzden tıpkı antik çağlarda olduğu gibi bugünde burada tarım oldukça önemli bir yer tutar. Bölge nüfusunun yaklaşık % 90’ı tarımla geçinmektedir. Yörede, hububat, baklagiller, endüstri ve yem bitkileri yanı sıra bir çok meyve ve sebze türünün üretimi yapılabilmektedir. Tüm bu tarımsal etkinliklerin yapılmasına olanak sağlayan akarsular da, Kaz Dağları’ndan doğmaktadır. Bu akarsular, sonbahar ve kış yağışlarında ve karların erimeye başladığı Nisan, Mayıs aylarında kabarmakta, bu dönemin dışında ise debileri çok azalmakta hatta kurumaktadırlar. Yine de, tüm bu akarsular geçmişte ve günümüzde Troas Bölgesi’ne hayat veren kaynaklar niteliğindedir. Nitekim bölgenin en önemli akarsuyu, Kaz Dağları’ndan doğarak sularını Ege Denizi’ne boşaltan, Homeros’un ‘tanrısal’ sıfatını yakıştırdığı Kara Menderes yani antik ismiyle Skamandros çayıdır. Tüm bunların yanında, yörenin en yaşlı jeolojik oluşumunun da burada bulunduğu bilinmektedir. Kaz Dağı grubu olarak adlandırılan bu oluşum, çeşitli mineral ve maden yataklarını da bünyesinde barındırmaktadır.

Öte yandan, Homeros’un İlyada Destanı sayesinde dünyanın bilinen en ünlü dağlarından biri olmuştur İda Dağı. Ozan destanda, Troya savaşını izlemek üzere tanrıları İda Dağı’nın doruklarına oturtmuştur. Öyle ki, daima yüksek Olympos’da oturan tanrılar bu kez yeryüzünde bir başka yüksek dağı kendilerine üs olarak seçmişlerdir. Homeros’un en yüksek noktasına Gargaros dediği bu dağın Susuz Tepe, Gürgen dağı ve Kalafat Tepe olmak üzere üç büyük doruğu daha vardır. Üzeri sık ormanlarla örtülü olan İda’yı “hayvanların anası ve kaynağı bol” olarak nitelemektedir. Onun destandaki anlatımlarından burada hayvancılık yapıldığı, atların çok meşhur olduğu, kereste gereksiniminin buradan karşılandığı, av ve yırtıcı hayvanların çok fazla olduğu anlaşılmaktadır. Homeros 40 hayvan ve 50 çeşit bitki örtüsünden söz eder.

Günümüzde bile Kaz Dağı, barındırdığı bitki ve hayvan topluluklarıyla Anadolu’nun en önemli sığınaklarından birini oluşturmaktadır. İçerdiği 82 nadir bitki türünden 37 tanesi sadece Kaz Dağı’na özgüdür ve burası aynı zamanda kuşların ikincil göç yollarından biridir. Kaz Dağları biyolojik açıdan yeterince araştırılmamış olmasına karşın, bugünkü bilgilerimize göre, Türkiye’nin ender biyolojik zenginliklerine sahip bir alandır. Kaz Dağları, uluslararası değerlendirme ölçütlerine göre, Önemli Bitki Alanı ve Önemli Doğa Alanı olarak kabul edilmiştir.

Sözü edilen tüm bu özellikler ve etmenlerden dolayı, Kaz Dağları ve etekleri, yerleşimin görülmeye başlandığı ilk çağlardan beri, zamanla gelişen birçok bölge kentine ve yerleşmesine ev sahipliği yapmıştır. Eşsiz doğal zenginliğinin yanı sıra, insanları kendine hayran bırakan, tarihi, sıcak su kaynakları ve temiz havasıyla Kaz Dağları, yöre turizminin sürdürülebilir bir turizm yaklaşımı ile yönetilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Kaz Dağları, sahip olduğu doğal özellikleri ile yöre halkının sosyal, kültürel ve ekonomik yapısının bir arada ve bir denge içerisinde varlıklarını sürdürdükleri önemli yaşam alanlarından birisidir. Yörenin gelecek kuşaklara miras bırakılabilmesi için, ekosistem-toplum birlikteliğinin sürdürülebilmesi, yöredeki sosyal, kültürel ve ekonomik özelliklerin saptanması, farklılaşma noktalarının ve değişim yönlerinin ortaya konulması yararlı olacaktır.

Sonuç olarak, Kaz Dağı, yörenin günümüzde ve gelecekte yaşanabilir bir iklime, zengin su kaynaklarına, bitki örtüsüne, sürdürülebilir tarım ve turizm etkinliklerine sahip olması açısından, korunması gereken önemli doğal kaynaklarının başında gelmektedir.

19.03.2005

Bayramiç Belediye Başkanlığı

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi

Troia – İda Platformu

KAZ DAĞLARI’ NA ÜŞÜŞTÜLER

Türkiye’de 80’li yıllardan bu yana izlenen neo liberal politikalar ile sağlık, eğitim,sosyal güvenlik, çevre ve tarım alanları en büyük tahribatı görmüş, özelleştirme uygulamaları ile de bu ulusun dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu kamu işletmeleri yok pahasına bir çoğu da amacı ve kaynağı belli olmayan yabancılara , küresel sermaye gruplarına hizmet eden yerli işbirlikçilerine satılmak suretiyle elden çıkarılmıştır. Şimdi sırada sularımız, ormanlarımız, ovalarımız, dağlarımız ve madenlerimiz vardır.

2004 yılında Dünya Çevre gününde yürürlüğe giren 5177 sayılı yasa ile değişik 3213 sayılı maden yasası ile 100 bin Km² si Batı Anadolu da olmak üzere 159 bin Km² lik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı verilmiştir. Bu saha yeni müracaatlarla birlikte 450 bin Km² yi bulmaktadır. Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir. Karşılığında ruhsat ücreti olarak alınan 1750 milyon dolar onur kırıcı bir bedeldir.

Son günlerde altın şirketlerinin Kaz Dağlarına üşüştükleri bilinmektedir. Biga yarımadasının hemen her yerinde hiç boş yer kalmayacak şekilde maden arama ruhsatı verilmiştir. Ruhsat alanlarının çoğunu yabancı şirketler kapatmıştır. İçlerinde ne kadar yerli oldukları kuşkulu birkaç şirkette bulunmaktadır.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ve bakanla aynı üslubu kullanan 20 dolayında madenci bilim adamı Kaz Dağlarında çok ciddi maden rezervi bulunduğunu belirtmişlerdir. Devamında Bakan özellikle yer altındaki altın madeninin çıkarılacağını belirtmiş, karşı çıkanları da ajanlıkla suçlamıştır. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanının maden deyince, aklına altın gelmektedir. Bakan altını en kirli şekilde (siyanür liçi ile ) çıkarmaya çalışan madencilerle uyum içersindedir.

Kaz Dağlarında ciddi maden rezervinin olduğunu söyleyenler bilmelidirler ki; Kaz dağları çevresinde yaşayan 1.5 milyon insanın temiz, güvenilir su kaynağıdır. Dünyanın ikinci önemli oksijen merkezidir. Bünyesinde barındırdığı önemli sayıda endemik bitki (33 tür bitki sadece Kaz Dağlarında yetişiyor) ve hayvan varlığı ile önemli bir gen merkezidir. Tarih, kültür alanı ve mitoloji kaynağıdır. Başta İlyada olmak üzere Homeros destanları bu toprakların kültürünü , uygarlığını anlatır. Bölge Dünyanın en kaliteli meyve ve sebzelerinin yetiştiği bir mekan, önemli süt ve et üretim merkezidir. Ülkemizin en değerli orman alanlarından biridir. Eteklerinde yetişen zeytini ve üretilen yağı sarı altındır. Bu değerlerin tamamı Kaz Dağlarının üzerindedir. Yer altındaki maden rezervleri yer üstü zenginliğinin yanında bir hiçtir.

Kaz Dağları yer yüzü cennetidir. Bu cennette dağların içinin oyularak siyanürlü yöntemle altın üretilmesi başta suları, havayı, tarım topraklarını kirletecek, ormanları yok edecek, tarihi değerleri ve kültürel yapıyı bozacak, tüm tarımsal üretimi düşürecek, bölgenin organik nitelikteki üretim özelliğini bozacaktır.

Et ve süt üretiminde, siyanür ve onun çözündürdüğü arsenik, molibden, civa bakır, krom, kadmiyum, çinko, kurşun gibi ağır metallerin varlığı önemli beslenme sorunları yaratacak başta bölge insanı olmak üzere geniş bir kesimin gıda güvenliği tehlikeye düşecektir. Yörede tarımda çalışan % 50 den fazla nüfus işsiz ve aç kalacak yurt bildikleri toprakları terk edeceklerdir.

Zaten kıt olan su kaynakları, kirlenmenin ötesinde tükenecektir. Altın çıkarmada 1 ton kayaç için 3 ton su kullanılacak 2.5 milyar tondan fazla kayacın işleneceği düşünüldüğünde işletme döneminde 7 milyar tondan fazla suyun kullanılacağı açıktır.Tüm dünyada suyun stratejik öneminin arttığı, bu konuda önemli pazarların oluştuğu, ülkemizin de güvenlik sorunu haline geldiğini düşündüğümüzde böyle bir lüksümüzün olmaması gerekmektedir.

Bilindiği gibi Biga Yarımadası ve Kaz Dağları radyoaktif bir bölgedir. Binlerce yıldır oluşmuş bir denge mevcuttur. Altın şirketleri, altın ocaklarını açıp üretime geçtiklerinde milyarlarca ton kaya ve toprak öğütülerek parçalandığında havaya kanserojen özelliği olan radon gazı yayılacak, bölgede oluşan tüm dengeler bozulacak, başta maden ocaklarında çalışan işçiler olmak üzere tüm canlılar için ölümcül hastalıklar artacaktır. Her açılan altın madeni ocağı Hiroşima’ ya atılan atom bombası gibi etki yapacak, kullanılan siyanür de tetikleyici olacaktır.

Maden ocakları 1.derece deprem bölgesindedir. Bölgede halen diri olan ve büyük ölçekte deprem üretmesi muhtemel olan faylar mevcuttur. Maden işletilip, alan atık barajları ile terk edildiğinde hem deprem riski sürecek hem de yörede tüm canlılar için ölümcül hastalıklar yüzlerce yıl etkisini sürdürecektir.

Ayrıca Türkiye yaban hayatı ve yaşam ortamlarının korunması sözleşmesine (Bern sözleşmesi) imza atmış ve bu amaçla 1993 yılında alınan 5.1 milyon dolar hibe kredinin 2 milyon dolarını Kaz Dağları için kullanmıştır. Bu gün altın madenciliğine izin verilerek yapılanlar yaban hayatı ve yaşam ortamlarını yok etmeye yöneliktir. AB ile müzakerelerde bu konu Türkiye’nin önüne gelecektir.

Tüm bu olumsuzluklara karşın madenciler tarafından ödenecek devlet hakkı yine madencilerin beyanları esas alınarak ocak başı satış fiyatının % 2 sidir. Maden yerinde işleniyor ise bu oran % 1 e düşecektir. Yani 100 gr altının yerine göre 1 gr ı devlete ödenecek 99 gr ı çok uluslu şirketlerin kasasına gidecektir.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile madencilerin Kaz Dağlarının kuzeyi ile güneyini birbirinden ayırma, güneyinde maden işlemekten vazgeçip, kuzeyi maden işletme alanı olarak belirlemek gibi bir niyetlerinin olduğu dikkatlerimizden kaçmamaktadır. Kaz Dağları bir bütündür. Kuzeyi yani dorukları, yani su kaynakları kirletildiğinde güneyinin bu kirlilikten payını alacağı bilinmektedir.

Çanakkale halkı ile Körfezin duyarlı insanları bu konuda hemfikirdir.

Altın madeni işletilmesinin çevreye, insan sağlığına etkileri değerlendirilmeden toplumsal maliyetleri hesaplanmadan, yöre insanın izin ve onayı alınmadan ruhsatlandırılmasında hiçbir toplumsal yarar olmadığı için başta Danıştay olmak üzere mahkemelerce iptal kararı verilmektedir.

5177 sayılı yasa ile değişik 3213 sayılı maden yasasının bazı maddelerinin iptali için anayasa mahkemesinde açılan dava 3 yıldan fazla süredir sonuçlanmamıştır. Söz konusu davanın biran önce sonuçlanmasını diliyoruz. Mevcut yasa ve yönetmeliği ulusal çıkarlarımızı göz ardı eden çok uluslu şirketlerin yararına düzenlemeler koyan talan yasasıdır. Bu yasa nedeni ile genelde ülkemiz, özelde de Kaz Dağları üzerine konan ipotek kaldırılıncaya kadar işbirlikçilere, ajanlara inat sivil toplum kuruluşlarınca yürütülen onurlu mücadelemiz sürecektir. 16.11.2007

Hicri NALBANT

ZMO Çanakkale Şube Başkanı

Çanakkale Çevre Platformu

Sözcüsü

Bilgi Tel: 0 286 212 05 60 - E posta: canakkalecep@gmail.com

Yeşil Dünya KAZ DAĞI *M.Şahabettin Kalfa

Mevcut Durum Tespiti:

            Geçmişten günümüze Troas (Biga yarımadası) bölgesinde, -yerleşme, coğrafi konum, iklim, flora ve fauna, mitoloji, eko-sistem ve tarih içinde binlerce yıllık kültürlerin oluşması ve çatışmalarıyla- Kaz Dağı çok önemli bir yer tutar.

Coğrafi Konum: Kaz Dağı, Güney Marmara Bölümü’nün batısında Biga Yarımadası’nın güneyinde, Edremit Körfezi’nin kuzey kenarındadır.

Kaz Dağı, esas olarak, batıdan Tuzla Çayı ve Kara (Skamandros) Menderes Çayı, kuzeyden Gönen Çayı tarafından çeşitli düzeylerde aşındırılarak şekillenmiş olan Paleozoyik yaşlı eski bir masiftir (kütledir). Kaz Dağı, batıda Dede Dağı, ortada esas Kaz Dağı ve üç tepesi (Kuzeyde Babadağ tepe, ortada Karataş tepe, güneyde Sarıkız tepesi) doğuda Eybek Dağı, kuzey doğuda Gürgen Dağı ve Kocakatran Dağı’ndan oluşan kütlenin adıdır (1)

 Kaz Dağı; Kuzeybatı Anadolu’da, yer almakta olup, Marmara ve Ege bölgelerinin doğal sınırını oluşturmaktadır. Ayrıca bu dağlar; Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan flora bölgelerinin de kesişim alanında yer almaktadır.(2) Bu sınır, Çanakkale ile Balıkesir ilinin de sınırını oluşturur. Kaz Dağı, Güney Marmara’nın Uludağ’ dan sonra ikinci en yüksek dağıdır.(Karataş tepesi 1774 m.)

Adı Nereden Geliyor?  Kaz Dağı’nın eski çağlarda ve mitolojideki adı “İda Dağı”dır. Efsaneye göre; “İda” adını “İdaios”tan alır. “İda” adı, Anadolulu şair Homeros’a göre “Bin pınarlı, çok pınarlı, hayvanı ve bitkisi bol olan yer” demektir. (3)

Yunanlılar döneminde Kazdağı’na “İda-İlyeda” ve doruğuna da “Ayda” denilmektedir. “Ayda” ilâhların ve ilâhelerin kutsal merkezidir.

Sarı Şaman dininden olan şimal Türklerinden Aktav Türkleri buraya gelip yerleşince eski inançlarını Türk-İslâm perdesine bürüyerek “Ayda” doruğuna “Sarı kız” ve asıl dağa da “Kaz-dağı”denir. “Kaz” kelimesi; bütün “Tahtacı” dediğimiz Türkmenlerce kutsal sayılan bir hayvandır. Çember veya üçgen içine çapraz iki kazayağı olarak işlenen, ilahi ve uğur getiren bu sembol; her Türkmen’in iş elbisesinden mezarına kadar her yerde kullandığı bir simgedir.  İşte bu nedenle de İda Dağı’nın adı Kaz Dağı olmuştur. (4)

Kaz Dağı’nın adı; XIX. Yüzyıl Kal’a-i Sultaniye Salnameleri’nde, “Abdal Dağları” olarak da “Bu ormanlardan başlıcaları Bergoz ve Karadağ ve Çataltepe ve Abdal dağlarıdır… Abdal-ı mezkur Kaz dağıyla (Abdal adıyla geçen Kaz dağıyla) Biga ormanları meyanında…” ifade edilmektedir. (Türkçe sözlük, Abdal=Eskiden kimi gezgin dervişlere verilen san; Osmanlıca-Türkçe sözlük, -Arapça aslında çoğul olan bu sözcük Türkçe’de tekil olarak kullanılır- ermişler, erenler, tarikat ehli, gönlünü tanrıya adamış, dünya ile ilişkisini kesmiş kimse)

Yöremizin Türkleşmesi: 1231 yılında Anadolu Selçuklu Komutanı Yusuf Sinan tarafından fethedilmesinden sonra gerçekleşmiştir. Ahmet Yesevi’ye bağlı  Horasan erenleri denilen Türkmen kocalarından Sarı Saltuk Baba, 1250’li yıllarda Selçuklu Sultanı 2. İzzettin Keykavus’u takip ederek; İstanbul, Dobruca  ve Kırım’a gitmiştir. Keykavus’un ölümünden sonra Dobruca’ya dönen Sarı Saltuk Baba orada 1281 yılında vefat edince, ona bağlı alevi Türkmenler, onun adamlarından Ece Halil’in emrinde Biga Yarımadası’na geldiler. Bu yörede Karesi Bey tarafından karşılanan Türkmenler, yeni kurulan Karesi Beyliği’nin emrine girdiler. Beyliğin batısında en stratejik bölge olan İda dağı’na bu Şamanist geleneklerini sürdüren Alevi Türkmenler yerleştiler. (5)

Osmanlı devleti, Gelibolu’da ilk tersanesini oluştururken, gemilerin ağaçları Kaz Dağı’ndan sağlanıyordu. 1450’li yıllarda, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethi için kereste temin maksadıyla Çukurova’dan buraya tahtacı nakli istiyor. Durhasan Dede’ye bağlı Tahtacılar da Kaz Dağı’na getirilip yerleştiriliyor.

Önemi: Kaz Dağı, yalnız hava, toprak ve su değildir. Geçmişten günümüze Biga yarımadası’nın (Troas) gerek karasal, gerekse sucul eko-sisteminin en  vazgeçilmez unsurudur.

Kaz Dağı, doğal ve kültürel kaynak değerleri açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Bu değerler Kaz Dağı kütlesinin tümüne dağılmış durumdadır. Kaz Dağı; tarihsel, kültürel, ekolojik ve toplumsal mirasımızdır.

Kaz Dağı; yerüstü ve yeraltı su rezervleriyle, sıcak ve soğuk su kaynaklarıyla, Biga yarımadası’nın hayat kaynağıdır.

Kaz Dağı; doğal bitki örtüsü olan ormanları, endemik türleri, gen kaynakları ve koruma alanları ile bölgenin yaşam kaynağıdır. Dünyamızın en önemli ekolojik bölgelerindendir.

Çevreyle uyumlu, doğal ve geleneksel  sosyo-kültürel yaşamla içi içe geçen, yöresel bitki örtüsünü ve yaban hayatını koruyan turizm alt yapı yatırımlarının gerçekleştirilmesi eko-turizm için önemlidir.

Kaz Dağı, Horasan erenlerinden Sarı Saltuk Baba’nın ikametgahıdır. Bu yöredeki Türkmenler için ibadet merkezidir.

Jeopolitik olarak; Ege ile Marmara Denizlerini birleştiren Çanakkale Boğazı’nın Ege girişi ile çıkışını kontrol eder.

Su kaynakları: Akdeniz ve Ege denizinden gelen lodos rüzgarları Kaz dağı’na her zaman yağış getirir. İşte bu nedenle yöre adeta su deposudur. Havran çayı, Edremit çayı, Zeytinli çayı, Kızılkeçili çayı, Manastır deresi, Şahin deresi ve mıhlı deresi Edremit körfezine dökülür. Kaz Dağı’nın kuzey yamaçlarından, Yenice’den akmaya koyulan üç sudan en doğudaki Gönen (Homeros’un Aisopos suyu) çayıdır; Erdek körfezine dökülür. Diğeri Kocabaş (Granikos) çayıdır ki, daha batıdadır. (B. İskender, Anadolu’da bu çayın kıyılarında Perslere karşı ilk savaşını verdi.) Bu çay gider, Karabiga’dan (Priyapos) denize kavuşur. En batıda bulunan ve Bayramiç ve Ezine’den geçen Karamenderes (Skamandros) çayı, Troia kenti ile Sigeum’un (kumtepe) yanından geçerek Çanakkale boğazı’ nın Ege’ye açıldığı noktada denize kavuşur.

Kaz Dağı; ayrıca yer altı suları (Pınarbaşı, Subaşı, Evciler) ve sıcak(termal) sular (Güre, Bostancı, Küçükçetmi, Külcüler, Tuzla, Hıdırlar,..vb.) bakımından da çok zengindir.

Yerüstü ve yeraltı su kaynağı, Anadolulu şair Homeros’a göre “Bin pınarlı, çok pınarlı, hayvanı ve bitkisi bol olan yer” kazdağı’dır. Son onbeş yıldır ilimiz sınırları içinde içme ve sulama amaçlı bir çok gölet, rezarvuar ve baraj yapılmaktadır. Bunları planlayanlar; yöre insanını sulu tarıma, hatta organik tarıma geçirerek yöre insanının gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmeyi hedeflemektedirler.  Bütün bu gölet ve barajların, kaynağı Kaz Dağı’dır.

İklim: Genel olarak, Türkiye’nin batı ve güney bölgelerinde, subtropikal karaların batı bölümlerinde oluşan, yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı büyük Akdeniz iklimi egemendir. Coğrafi olarak Akdeniz ile Karadeniz iklimleri arasında bir geçiş özelliği taşıyan yöre iklimi, geleneksel sınıflandırmaya göre yarı nemli Marmara geçiş iklimine girer. (6)

Bu nemli durum ve arızalı topografyası, dağda çok güçlü bir orman ve endemik bitkiler karşımıza çıkarır ki; tarih boyunca hem halk tababeti, hem de gemi yapımı için kereste gereksinmesini sağlar.

Flora ve Fauna: Kaz Dağı, Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan flora bölgelerinin de kesişim alanında yer almaktadır. Doğu–batı istikameti uzantısı içinde, Güney-kuzey cephelerinde farklı coğrafi özellikler, çok farklı flora ve fauna karşımıza çıkar. flora ve fauna bakımından, Biga yarımadası’nın en zengin alanıdır.

            Akdeniz  ikliminin  hakim  olduğu  Çanakkale’de il  alanının %54’ü  orman  alanları  ile  kaplıdır. Ormanların ağaç türlerini  başta  Kazdağı  Göknarı (endemik ) olmak üzere kayın, karaçam, kızılçam, bodur ardıç ve adi porsuk oluşturur. Akdeniz  ikliminin  kurak dönemi, ağaç topluluğu ortadan kalkmış alanlarla yeni ortam örtüsünün  gelişmesine olanak vermez. Bu nedenle orman alanı  içinde  ve  çevresinde yer yer maki toplulukları görülür. Kaz Dağı,  Eğrikabaağaç,  Katrandağı  ve  Gürgendağı  çevrelerindeki  ormanlar oldukça bakirdir.  

Kaz Dağı, endemik ve nadir bitki türlerini barındıran en önemli doğal yaşam alanıdır. Bu alanlar aynı zamanda gen koruma ve yönetim alanlarıdır. Dünya bankası katkılı Çalışmalar  halen devam etmektedir. Kaz Dağı’ndaki bitki örtüsünün zenginliği ve ormanların büyük alan kaplaması yaban hayatını da güçlendirmektedir.

               Tarım ve Ormancılık: Tarım, bölgedeki temel ekonomik etkinliktir. Kaz Dağı’nın güney kesimi zeytincilik; kuzey kesimi bağ, bahçe ve sebzecilikle önemli gelir kaynağı oluştururlar.
               Karasal habitatların başında ormanlar gelmektedir. Kaz Dağı’nın alçak kesimlerinde görülen kestane, çınar, kızılçam, karaçam, kayın ve göknar toplulukları zaman  zaman saf halde, ekseriyetle de karışık görülmektedir. Kaz Dağı, ayrıca odun ve  Orman dışı tali ürünler bakımından da zengindir.

             Beş bin yıldan beri Biga yarımadasında yaşayan halkın en önemli geçim kaynağı tarım ve orman ürünleridir. Günümüzde Sadece Kaz Dağı’nın su kaynaklarının korunamaması bile Biga yarımadası’ndaki tarımın ve yöre halkının  felaketi olacaktır.

Hayvancılık: Tarım sektöründe ikincil bir yere sahiptir. Bitkisel üretime elverişli olmayan alanlarda halkın temel geçim kaynağıdır. Kaz Dağı’nın kuzey kesiminde Yenice ve Bayramiç ilçelerinde Süt ve süt ürünleri önemli bir yer tutar.

Su Ürünleri: Tatlı su balıkçılığı üretimi arasında alabalık ön plandadır. Bayramiç, yenice, Çan ve Biga ilçelerinde yetiştiricilik yapılmaktadır.

Ulaşım: Kaz Dağı yöresine; Çanakkale’nin Bayramiç, Çan, Yenice ve Ayvacık ilçeleri ile Evciler, Terzialan, Etili, Hamdibey, Kalkım ve Küçükkuyu beldelerinden, Balıkesir’in Balya ve Edremit ilçesi ile Güre, Akçay ve Altınoluk beldelerinden ulaşılabilir.

Ulaşım kolaylığı sayesinde güney kesimindeki; Edremit, Havran, Akçay, Zeytinli, Güre, Altınoluk ve Küçükkuyu birer turizm beldesi olarak ünlenirken, kuzey yamaçlarında bulunan; Yenice, Çan, Bayramiç ilçelerimiz ve bu ilçelere bağlı beldelerimiz maalesef turizmdeki bu gelişmelerden nasibini alamamaktadır. Bunun da  ana gerekçesi,  kara yolu ulaşım eksikliğidir. Atatürk döneminde Cumhuriyetimizin 10. yıl simgelerinden olan ve elle yapılan 212 km.lik Balıkesir-Balya-Yenice-Çan-Çanakkale kara yolu; bugünkü teknolojiyle; 1992 yılından beri bitirilemeyerek, Çanakkale’nin ve bu yörenin turizm yönünden gelişmesine sekte vurmaktadır (7)

Milli Park: Kaz Dağı kütlesinin esas olarak Balıkesir il sınırları içinde kalan güney yüzü, Zeytinli Çayı’ndan Altınoluk beldesinin batısına kadar olan bölümü ile bu bölümün doruklara kadar olan yükseklikleri, 17.04.1993 tarih ve 21555 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 93/4243 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Milli Park kabul edilerek, koruma altına alınmıştır. (8)

            Orman İşletme Müdürlüğü: Milli Park sınırları dışında kalan bütün alanlar; Ayvacık, Bayramiç, Yenice ve Kalkım Orman İşletme Müdürlüklerinin kontrolu altındadır.

            Dağın bir yüzünün Milli park, diğer yüzünün Orman işletme Müdürlükleri’nde olması bir çelişkidir. Biyo-çeşitlilik yönünden kuzey yüzünün, güney yüzünden daha fazla olması, kuzey yüzünün önemini daha da artırmaktadır. Bu amaçla yapılan ve yapılacak bilimsel çalışmalar artıkça önemi daha iyi anlaşılacak; KTVKK tarafından koruma altına alma çalışmaları başlatılacaktır.

Kaz Dağı İle ilgili Mitoloji ve Efsaneler: Kaz dağına yönelik mitolojiler oldukça fazladır. Tanrılar ve Tanrıçalar arasındaki ilişkiler ile İnsanlarla Tanrı ve tanrıçalar arasındaki ilişkilerin geçtiği mekân; hep Kaz Dağı’dır. Mitolojilerin ana kaynağı Homeros’tur.  “Zeus ve Ganymede”; “Afrodit ve Anchises”; “Güzellik yarışması”; en ünlülerindendir.

Zeus ve Ganymede; Erikhthonius’tan Tros doğdu. Troia kralı Tros’unda üç oğlu oldu. İlos, Assarakos ve tanrılara denk Ganymedes. Adı “aydınlık, göz alıcı, ışık saçan” anlamına gelen Ganymede’nin ölümlülerin en güzeli olduğu belirtilmektedir.Büyüme çağında olan Ganymede, Troia yakınlarındaki İda dağının eteklerinde babasının gemisini gözetlerken Zeus ona aşık olmuş ve bir kartala dönüşerek Ganymede’yi Olimpos dağına kaçırmıştır. Ganymede, kutsal nektar dolu altın kupayı sunmak üzere -sonsuza dek genç kalması için- Zeus tarafından seçilmiş ve eski Yunan Olympia tanrıları -bir kutlama için- toplandıklarında kutsal şarabı sunan kişi olmuştur. Kaçırılmasına karşılık olarak, kederli babası kral Tros’a, Zeus tarafından bir ahır dolusu büyüleyici görünümlü atlar hediye edilmiştir.

Afrodit ve Anchises; Anchises, Troia yakınlarında bulunan ve Dardanus döneminden sonra Dardania adını alan bir bölgeden gelmektedir.Burası Samothrace (Semadirek) adasını terk eden  Dardanus tarafından yerleşilerek oluşturulmuştur. Zeus, Afrodit’e ders vermesi için Afrodit’in Anchises’e aşık olmasını sağlamıştır. Zeus, Afrodit’in kalbine o sıralarda bol su kaynakları olan İda dağının sarp tepeleri arasında hayvan yetiştiriciliği yapan Anchises ile ilgili bir heyecan ve arzu yerleştirmiş, Afrodit, onu görünce aşık olmuş, süslenip giyinerek Kıbrıs adasını terk edip, İda dağına ulaşmıştır. Kendisinin ölümlü bir kız olduğunu, Troia’ya  onun eşi olmak üzere gönderildiğini söyleyerek ikna eden ve onunla olan Afrodit, onu uykuya daldırarak tekrar ölümsüzlük durumuna dönmüştür. Uyandığında bir tanrıça ile ilişkiye girdiğini anlayarak dehşete düşen Anchises’i Afrodit rahatlatarak her şeyin iyi olacağını, ona Aeneas adında bir oğul dünyaya getireceğini müjdelemiştir. (Troia’lı prens Aeneas, Roma krallığını kuran kişi olarak kabul edilir.

Bu mitolojilere Kaz Dağı’ndan çıkan Skamandros’ta katılır. Homeros’a göre; Skamandros,(Kara Menderes) yurtseverliği dolayısıyla, Akaların Troia’ya  saldırmasına öyle öfkelenir ki, bir keresinde köpüre kıza Akalara saldırıp, karargahlarını basar. Ayrıca bu Skamandros suyunun bir başka özelliği de, içinde yıkanan koyun, keçi ve başka hayvanların yün ve kıllarına parlaklık vermesidir ki; Troia bakireleri de, gelinlik çağına gelince, düğünün arefesinde Skamandros çayında yıkanırlar ve ona; “Ey Skamandros, kızlığım senin olsun” diye bağırırlarmış. (9) Hatta; Kazdağları’nda Paris’in huzuruna çıkacak ve güzellik kraliçesi seçilecek olan üç tanrıça da tenlerinin parlak olması için Skamandros çayının sularında yıkanmışlardı. Paris’in bu seçimi, Troia’nın da sonu olur.

Troia’nın yıkılışından sonraki dönemler; sessizlik dönemidir. Türklerin Anadolu’ya ayak basıp buralara gelmeleriyle yalnız İda dağı’nın adı değil, efsaneler bile değişir.

            Sarıkız’ın Öyküsü, bu da bir Türkmen söylencesi. Yörede; Kazdağı’nın eteklerinde yaşanan bu efsanenin kahramanı olan Sarıkız’ın çok değişik versiyonlarını Efsanelere tanıklık eden zeytin, karaçam ve Kazdağ göknarları ağaçları arasında yaşamlarını sürdüren yöredeki kişilerden dinleyebilirsiniz. Bir başka trajik kahraman olan ve Sutüven Şelalesi’nde boğulan Aşık olduğu kıza kavuşmak için sırtında kocaman bir çuval tuzu dağa çıkaran Hasan’ın efsanesini de (Meraklısı Sabahattin Ali’nin “Yeni Dünya” adlı hikaye kitabından “Hasanboğuldu” öyküsünü okuyabilir.)duyabilirsiniz

               Doğal, Tarihi ve kültürel değerler: İnsanlığın doğal ve kültürel evrensel değeri, efsanelerin kutsal dağı İda Dağı’dır. Coğrafi bölge olarak Biga Yarımadası’nı oluşturan İda Dağı, uygarlığın temellerinin kurulduğu TROİA’nın ev sahibidir. Aristo’nun okulu Hümanizmin merkezi de İda Dağı’ndadır. Dağın etrafı Troia başta olmak üzere; Adramitium, Antandros, Assos, Lemponia, Gargaria, Kebrene, Skepsis.. gibi çok önemli antik yerleşimlerle çevrilidir. 

Bunlardan Küçükkuyu-Adatepe (Gargaran Tepesi), tanrılarına kurbanlar sunmak üzere yapılmış bulunan Zeus Sunağı’na ev sahipliği yapar. Ayvacık-Tuzla Köyü’nde bulunan Roma köprüsü; 1366 yılında yapılmış olan Hüdavendigar Külliyesi, Çanakkale ve yöresindeki ilk ve orta devir eserlerinden, kitabesi olan önemli bir eserdir. Hüdavendigar Camii halen kullanılmaktadır. Bayramiç’teki Hadimoğlu Etnografya Müzesi, yapılacak restorasyonla yöre yaşamını gözler önüne serecektir. Ayrıca 1357-1365 yıllarında yapıldığı düşünülen Hacı Bali Camii ve 1792 tarihinde yaptırılan Camii- Cedid (Karşıyaka Camii) ile Taş köprü görülmeğe değer eserlerdir. Evciler-Ayazma yakınlarındaki Serhat Köyündeki özel müze ve çınarlar; Yenice İlçesindeki Etnografya müzesi, Pazarköy’deki Mültezim Konağı, Yenice-Hamdibey’de Kuvâ-yi Mîlliye Kahramanı Köprülülü Hamdi Bey’in heykeli görülmeğe değer yerlerdir. UNESCO’ dan özel ödül almış, Türkmen kültürünün iş aletlerinden giysilerine, çadırlarından ev gereçlerine kadar yüzlerce ürünün sergilendiği Tahtakuşlar Etnografya Müzesi emekli öğretmen Alibey Kudar tarafından kurulmuştur.

Kaz Dağı’nda halen geleneksel dokularını hiç bozmadan yaşantılarını devam ettiren Türkmen köylüleri, her sene Ağustos Ayı’nın son onbeş günü Sarıkız tepe’de geleneksel Sarıkız şenliklerinin yöresel kıyafet ve adetlerine uygun olarak yayla yaşantısında çadırlar kurarak, “Sarıkız Şenlikleri” olarak kutlamaktadırlar.

Afrodit’in güzel seçildiği, tarihte bilinen ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Ayazma’da halen her yıl Ağustos ayında bu gelenek devam ettirilip Kaz Dağı Güzeli seçilmektedir.

Kaz Dağı; Bayramiç’te Ayazma, Çandır, Muhteşem Süleyman, Dalak suyu, Güre’de Pınarbaşı gibi ören yerleri ile Şahindere Kanyonu, Hasanboğuldu, Sutüven Göletleri ve su kaynakları gibi doğal güzellikleri, taş evleri ile dikkat çeken köyleri, tepe noktalardaki orman gözetleme kulelerinin yer aldığı manzara noktaları, şifalı suları, kaplıcaları, Sarıkız Şenlikleri ile dikkat çeken Sarıkız Tepesi gibi daha bir çok zenginliklere sahiptir.

            Kaz Dağı’nın sorunları: 1-Çan Termik Santralı; 2-Zengin maden yataklarının yaratacağı olumsuzluklar; 3- Ulaşım sorunları; 4-Plansız yapılaşma, 5-Alt yapı eksikliği; 6- Küresel ısınmayla ortaya çıkabilecek sorunlar; 7-Meteorolojik ölçümlerin yapılmayışına bağlı olarak veri tabanı oluşturulamamasıdır.

Sorunların bir başka boyutu; küresel ısınmaya da gerek kalmadan yaşanacak olandır. O da Kaz Dağı’ndaki madenlerin çıkarılmaya başlanmasıyla oluşacaktır. Felaketin ilki madenlerin çıkarıldığı bölgede oluşacak erozyondur. Genelde engebeli bir yapıya sahip olunan bu topraklarda doğal bitki örtüsü bozulduğunda erozyon hızla kendini göstermektedir. Bu durum da gölet ve barajların kullanım sürelerinden önce dolması gündeme taşınacaktır.

Diğer bir sorun; Madenlerin çıkarıldığı bu bölgede kullanılacak kimyasallarla ya da kül barajlarına bırakılan ve aktif hale gelmiş partiküller ve ağır metallerle; yer altı ve yüzey sularının kirlenmesiyle yaşanacak olandır. Suların kirlenmesi ise, bölge tarımının ve halkının  sonunu hazırlayacaktır. Geleceği planlamakla yükümlü olan merkezi ve yerel yönetimler, akademisyenler ve doğaya duyarlı olan herkese düşen görevler olduğunu unutmayalım.

Küresel ısınmanın yereldeki olasılıklarını göz önüne alırsak, bence yöremizle ilgili üç önemli konu üzerinde  titizlikle durmalıyız: 1- Mevcut su kaynaklarını ve rezervlerini korumak ve iktisatlı kullanmak. 2- kıyı şeridinde ve deltalardaki tarım alanlarının kaybedilmesi sonucu iç kesimlerdeki mevcut  toprakları korumak. 3-Ormanlarımızı korumak ve yangına duyarlı ağaç türlerinden vazgeçmek;

Çanakkale’nin vizyonu tarım ve tarıma dayalı sanayi olarak çizilmiştir. Yalnız bugünü değil, küresel ısınmayla beraber önümüzdeki elli yılı düşünmek ve gelecek kuşakların yaşamlarını planlamak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Bugün için yeterli görülen kaynaklar, sürdürülebilirlik ilkesi göz önünde bulundurulmadan tüketilmesiyle gelecek kuşakların da bu topraklardaki yaşam haklarının ellerinden alınacağını unutmamalıyız.

Eko-Turizm: Çevrede geri dönüşü olmayan bozulmalara ana neden olarak endüstrileşme gösterilmektedir. Kırsal ya da kentsel alanlarda turizm ile ilgili planlama yaparken  doğal yapıyı bozmamak, gelecek nesillerinde bu alanlardan yararlanmasını bilmeyi amaç edinmek ve sürdürülebilirlik ilkesinden uzaklaşmamak gerekmektedir.

            Çanakkale’nin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginlikleri göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye’nin bir çok cennet köşesi gibi bu kentin de eko-turizme ilgi duyanlar için eşsiz bir potansiyel olduğu göze çarpmaktadır. Bunların başında da Kaz Dağı gelmektedir. Tüm bunların yanında eko-turizmde kullanılan ana kaynak, doğal ve korunacak  alanlar içerisinde olduğundan, bu alanlardaki planlamanın iyi yapılmaması halinde ortaya  çıkan bozulma, kitle turizminin getirdiği olumsuz etkilerden daha büyük olabilmektedir.

            Oksijen  yönünden  dünyanın  en  zengin  bölgeleri  arasında  bulunan  Bayramiç ve Yenice yöresine  yapılacak  spor  kompleksleriyle,  gerek ulusal,  gerekse uluslararası takımların kamp yapmaları  sağlanabilir.

Sonuç ve Öneriler: Kaz Dağı, 5000 yıllık geçmişi içinde bu bölgenin “altın yumurtlayan tavuğu” olmuştur. Altına tamah uğruna bu tavuğu kesmemek gerekir. Bu nedenle burada yapılacak bütün çalışmalarda sürdürülebilirlik ilkesi daima ön planda tutulmalıdır.

Kaz Dağı; Güneyi, kuzeyi, doğusu, batısı ile bir bütün olarak düşünülmeli, Çanakkale ve Balıkesir İlleri merkezi yönetimleri ve Kaz dağı çevresindeki yerel yönetimler arasında işbirliği yapılmalıdır. Bu işbirliği; bilimsel anlamda da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ile Balıkesir Üniversitesi ve Kaz Dağı’na yönelik çalışma yapan bilim insanlarını da  arasına alarak gerçekleştirilmelidir. Yapılacak ortak toplantılarla; sürdürülebilirlik kapsamında, “Doğal çevre, tarihi ve kültürel çevreyle bir bütündür.” anlayışıyla, bölgede açılacak yaz okulları ve kampları ile yapılacak çevre eğitimi, bilimsel  araştırma, korunan ve korunması gereken alanların tespiti, planlama ve yönetimde birliktelik, Eko-turizmin geliştirilmesi için ortak projelerin yapılması ve yaşama geçirilmesi ön koşul olmalıdır. 

Kaz Dağı çevresindeki kırsal alandaki otantik orman köyleri tespit edilip; burada yaşayan halkın turizm destekli aktiviteler konusunda eğitilmesi. desteklenmesi ve köylerde ev pansiyonculuğunun geliştirilmesi, sürdürülebilir bir yöntem olarak ele alınmalıdır. Ayrıca bu köylerde; organik tarım ağırlıklı çiftlik turizmi  aktiviteleri de yapılabilir.

Eko-turizmde Bir Uygulama modeli:

            Çanakkale’de 2004 yılının ekim ayında basında çıkan bazı yazılar üzerine; Kaz Dağı’na yönelik oluşabilecek olumsuzluklara karşı oluşturulan Troia-İda platformu; (Kentteki bütün çevre ve toplumsal konularla ilgili dernekler; ki sayıları yirmi civarındadır. Uzantısı içinde Edremit körfez’inde ve Bergama’daki çevre dernekleri ve İzmir Çevre Avukatları’na kadar uzanan bir organizasyon) öncelikle 2004 Kasım’ında Çanakkale’de bir panel düzenledi. İkinci Panel, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin değerli bilim insanlarıyla birlikte 21 Mart 2005 tarihinde  Dünya Ormancılık Günü etkinliği çerçevesinde Bayramiç’te gerçekleştirildi.   

 Bu çabanın uzantısı olarak; Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Bayramiç Belediyesi, Bayramiç orman İşletme Müdürlüğü ve Troia-İda Platformu ile işbirliği yaparak uzun süredir hayata geçirmek için uğraş verdiğimiz “Kazdağları Çevre Eğitim Kursu”nu planladık. Bu kurs, bu yöre için bir ilktir.

Kaz Dağı’nın gelecekte karşı karşıya kalabileceği olumsuzlukları önleyebilmek için, yaşamsal derecede önemli olan kaynak değerlerinin bilimsel bir yaklaşım ile araştırılıp ortaya çıkarılması gerekmektedir. Söz konusu eksikliğin giderilmesi amacı ile 20-22 Eylül 2001 yılında, TMMOB Orman Mühendisleri Odası’nca Edremit Altınoluk’ta “Kazdağları I. Ulusal Sempozyumu” düzenlendi ve ikinci Sempozyumun da Çanakkale Merkezinde yapılması kararlaştırıldı.

            Bu bağlamda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ), Çanakkale Belediye Başkanlığı, Balıkesir Üniversitesi, Tübitak ve Çanakkale Bilim Sanat ve Kültür Etkinlikleri Derneği ile Troia–İda Platformu’nca “II. Ulusal Kazdağları Sempozyumu” 23-25 Haziran 2006 tarihinde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Troia Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

 

 Üniversitemizin  hızlı  bir  şekilde  gelişmesi, Kaz Dağı’na yönelik yapılan ve yapılacak bilimsel  toplantılar ve araştırmalara ve  arkeolojik  çalışmalara  öncelik  vermesi;  uluslararası  üniversitelerle  yoğun  işbirliği  içinde  olması, bunları teknik gezilerle zenginleştirmesi  kentimizde  kongre  turizminin gelişmesinde önemli rol oynayacaktır.

Çevre ve toplumsal konularla ilgili kamu kuruluşları ile sivil toplum  örgütleri, aralarında eko-turizm aktivitelerini gerçekleştirecek bir sistem oluşturmalıdırlar. Sonuç olarak sürdürülebilirliği denetleyici ve eko-turizmi  destekleyici  bir  ortak-üst  örgüt ya da bir merkez kurulmalıdır.

 

Bütün bu süreçte amacımız; öncelikle Üniversitemizin yapacağı bilimsel araştırmalarla bir merkezden Kaz Dağı’nın çok yönlü   incelenmesini sağlamak,  değerlerini tespit etmektir. Ayrıca yöreyi eko-turizme açmak  ve halkımıza Biga Yarımadası’nın (Troas) eko-sistem komplekslerinin bir bölümünü oluşturan Kaz Dağı’nın (ida) kültürel, çevresel ve ekonomik değerlerini tanıtmak, korunması için ortak çaba harcamaktır.

 

Kendimizden sonraki kuşakların Suyu, toprağı, ormanları ve havası korunmuş bir Çanakkale’de yaşaması dileğiyle.

İda ve Kazdağları ile ilgili sözler: (10)

 

İda, tarih; Kazdağları kültürdür.

İda, mitolojidir.

İda, uygarlığın beşiğidir.

İda, tanrıların, tanrıçaların aşk yuvasıdır.

İda, Homeros’a göre; Tanrıların evidir.

İda, Homeros’a göre “Bin pınarlı, çok pınarlı, hayvanı ve bitkisi bol olan yerdir.”

İda, Troas bölgesinin zirvesidir.

İda; tanrıçaların ölümlülere (Paris’e) rüşvet teklif ederek iş yaptırdığı ilk yerdir.

 

Kazdağları; Allah’ın özenerek yarattığı, bütün nimetleri verdiği yerdir.

Kazdağları, efsanedir.

Kazdağları, tarihtir.

Kazdağları, folklordur.

Kazdağları; tarihsel, kültürel, ekolojik ve toplumsal mirasımızdır.

Kazdağları, oksijen üretim merkezidir.

Kazdağları, yaban hayatın barınağıdır.

Kazdağları, kutsal ağaçların (zeytin) yurdudur.

Kazdağları, halk tababetinin ilaç deposudur. 

Kazdağları; gen kaynağıdır.

Kazdağları, dünyamızın en önemli ekolojik bölgelerindendir.

Kazdağları, Osmanlı donanmasının varoluş unsurudur.

Kazdağları, Horasan erenlerinden Sarı Saltuk Baba’nın ikametgahıdır.

Kazdağları, yöredeki Türkmenler için ibadet merkezidir.

Kazdağları, yazar Sabahattin Ali’nin esin kaynağıdır.

Kazdağları; Biga yarımadası eko-sisteminin şah damarıdır.

Kazdağları, Biyo-coğrafya açısından önemli bir değerdir.

Kazdağları; Biga Yarımadası’nın yaşamsal önceliğidir.

Kazdağları; flora ve fauna bakımından, Biga Yarımadası’nın en zengin alanıdır.

Kazdağları; yerüstü ve yeraltı su rezervleriyle, sıcak ve soğuk su kaynaklarıyla, Biga yarımadasının hayat kaynağıdır.

Kazdağları, Ege ve Marmara’nın gözüdür.

Kazdağları, Ege kıyıları için, kendini kuzey rüzgarlarına siper eden kahramandır.

Kazdağları; Kuzey Ege’de yapılan eko-turizmin şah damarıdır.

Kazdağları, (madenlerine el uzatanlara karşı) ilk işçi direnişinin yaşandığı yerdir.

Kazdağları; tarih boyunca hep sömürülen bir alandır.

Kazdağları, Ormancılar için istihsal deposu, madenciler için satılacak topraktır.

Kazdağları; yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle bir bütündür, parçalanamaz.

Çan Termik Santralı, Kazdağları’nın bağrına sokulmuş bir hançerdir.

Kazdağları’na sahip çıkmak; ülkemize sahip çıkmakla eşdeğerdir.

Kazdağları’nın zenginliklerinden yararlanırken mutlaka sürdürülebilirlik ilkesi ön planda bulundurulmalıdır.

 

KAYNAKÇA:

(1) Soykan, Abdullah. 2001. Kazdağları Milli Parkı’nda doğal ortam insan ilişkileri ve zeytincilik. TMMOB Orman Mühendisleri Odası Kaz Dağları 1. Ulusal Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 251-280, 20-22 Eylül 2001, Altınoluk, Edremit.

(2) Gemici, Yusuf . Prof. Dr. 2001. TMMOB Orman Mühendisleri Odası Kaz Dağları 1. Ulusal Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Sayfa.26, Altınoluk, Edremit.

(3) Kudar, Alibey. 2001.TMMOB Orman Mühendisleri Odası Kaz Dağları 1. Ulusal Sempozyumu Bildiriler Kitabı, sayfa. 171. Altınoluk, Edremit.

(4) Yılmaz, A. “Tahtacılarda Gelenekler” sayfa 13-14, C.H.P. Halkevleri Yayımları, Milli Kütüphane Araştırmaları: IX, Ulus Basımevi, – Ankara 1948.

(5) Kahyaoğlu, Sinan. 2001.TMMOB Orman Mühendisleri Odası Kaz Dağları 1. Ulusal Sempozyumu Bildiriler Kitabı, sayfa. 152-153, 163, Altınoluk, Edremit.

(6) Türkeş, M. 2005. Kaz Dağı’nın Yöre İklimine Etkisi ve İklimsel Değişimlere Duyarlılığı.  Troia – İda Platformu’nun Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü ile Bayramiç Belediye Başkanlığı’nın desteği ile düzenlediği “Biga Yarımadası (Çanakkale-İda Dağı) Kültürel, Çevresel ve Ekonomik Değerleri” konulu Panel Forum. (Yayımlanmamış bildiri)

(7) Kalfa, M. Şahabettin. Çanakkale’de Ulaşım ve Sorunları, Aynalı Pazar, haftalık gazete, 33 haftalık yazı dizisi, (yayımlanmamış eser)

(8) Kazdaglari.org Web sitesi.

      (9) Halikarnas Balıkçısı, “Hey Koca Yurt” Hürriyet yayımları s.65-66.

(10) Kalfa, M. Şahabettin. “Altın Yumurtlayan Tavuk- Kazdağları III.” Aynalı Pazar,   haftalık gazete, 10 Ekim 2004, 75. sayı.

 

*M.Şahabettin Kalfa – Gönüllü Doğa Koruyucusu ÇANAKKALE

E. İleti: Kalfa43@mynet.com

      GSM: 0 543 835 60 51

      Tel ve Faks: 0 286 213 68 41

, , , , , ,

Kazdağlarında Maden Araştırması

Yakında Yazılacak

, ,