KAZDAĞLARI

Dünyanın Cennet Köşesi

Archive for the ‘Çalıştaylar’ Category

Kazdağı Ve Biyoçeşitlilik

Kazdağı Ve Biyoçeşitlilik

Ülkemiz Biyoçeşitliliği

Biyolojik çeşitlilik; kara, deniz ve diğer su ekosistemleri ile bu ekosistemlerin bir parçası olan ekolojik yapılar da dahil olmak üzere tüm kaynaklardaki canlı organizmalar arasındaki farklılaşma anlamına gelmektedir.
Ülkemiz; Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olarak isimlendirilen üç biyocoğrafik bölgeye ve bunların geçiş zonlarına sahip olması ve iki kıta arasındaki köprü konumu nedeniyle iklimsel ve coğrafik özelliklerin kısa aralıklarla değişmesi sonucu biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengindir.

Ülkemizdeki omurgasız hayvan türü sayısı yaklaşık 19.000’dir ve bunlardan yaklaşık 4.000 tür/alttür endemiktir (sadece o bölgeye özgü). Toplam omurgalı hayvan türü sayısı ise 1500’e yakındır ve bunların 100’ den fazlası endemiktir.
Ülkemizin bitkisel biyoçeşitliliğine bakacak olursak; tüm Avrupa kıtasında 12.500 açık ve kapalı tohumlu bitki türü varken, sadece Anadolu’da bu sayıya yakın (yaklaşık 11.000) tür olduğu bilinmektedir ve bu türlerin yaklaşık üçte biri Türkiye’ye özgü endemik türlerdir.

Kazdağı ve Biyoçeşitlilik

Kazdağı Güney Marmara Bölgesi’ nin batısında, Edremit Körfezi’ nin Kuzey kıyısında yer alır, yüksekliği ve bölgeye düşen yağış miktarı nedeniyle nemli bir iklime sahiptir. Alan bu nedenle doğal bitki örtüsü ve tarımsal ürün çeşitliliği açısından oldukça zengindir. Avrupa – Sibirya ve Akdeniz bitki coğrafyalarının kesişim noktasında kalması ve bakir olması nedeniyle, bu bölge çok sayıda nadir türe ev sahipliği yapmaktadır.
Kazdağı özellikle bitki, kuş ve memeli türleri açısından önemli bir bölgedir ve 37 bitki türü Önemli Doğa Alanı kriterlerini sağlamaktadır ve bu türlerden 32’ si ise sadece Kazdağı’ na özgü endemik türlerdir. Bu türlerden bazıları Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana subsp. equi-trojana), Kazdağı’ na özgü kantaron (Hypericum kazdaghensis), yüksükotu (Digitalis trojana), geven (Astragalus idea), kurt kulağı (Ferulago idaea), yoğurt otu (Galium trojanum), sarıkız çayı (Sideritis trojana)’ dır. Kazdağı’ nda bulunan bitki türlerinin çoğu tıbbi olarak kullanımı olan bitkilerdir ve ekonomik değerleri oldukça fazladır.

Yırtıcı ve orman kuşları açısından önem taşıyan alanda çok sayıda Anadolu sıvacısı (Sitta krueperi) üremektedir. Alanda üreyen yırtıcıların başında kaya kartalı (Aquila chrysaetos) ve gökdoğan (Falco peregrinus) gelmektedir. Kazdağı Önemli Doğa Alanında yaşayan ve küresel ölçekte önem taşıyan memeli türleri; Mehely’ nin nalburunlu yarasası (Rhinolophus mehelyi), uzun ayaklı yarasa (Myotis cappaccinii) ve kirpikli yarasadır (Myotis emarginatus). Ayrıca bu bölgede küresel ölçekte tehdit altında bulunan bir içsu balığı türü olan Capoeta bergamae bulunmaktadır.

Kazdağı’ nı Tehdit Eden Faktörler
Çanakkale – Çan Akışkan Yataklı Termik Santralı, ÇED raporu onaylanmış ancak Danıştay kararı gereği “ÇED Raporu Olumlu Belgesinin İptali Kararı” verilmiştir. Ancak santral inşaatı bitmiş ve deneme üretimine başlanmış durumdadır. Günümüzde birçok madencilik firması Önemli Doğa Alanı’ nın muhtelif yerlerinde maden arama ve işletme ruhsatı başvurusunda bulunmaktadır.
Bölgenin çevresindeki fabrika atıkları sonucu oluşan asit yağmurlarının ÖDA’ na etkileri gözlenmektedir. Yangınlar başta kızılçam olmak üzere dağın güney tarafındaki ormanlar için tehdit oluşturmaktadır.

Biyoçeşitlilik Neden Korunmalıdır ?
Biyolojik çeşitlilik, başta gıda olmak üzere insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasında çok önemli yere sahip olan canlı kaynakların temelidir. Bunun dışında; ayrışma, atmosferin kimyasal yapısı ve iklim gibi insanlar için yaşamsal önemi olan ve sadece sağlıklı ve karmaşık ekosistemlerin sürekliliği ile sağlanabilen hizmetler vermektedir.
Tıpta kullanılan ilaçların %50’ ye yakınının kökenini yabani canlılar oluşturmaktadır. Üretimi yapılan tüm tarım ürünlerinin, yani kültüre alınmış bitki türlerinin temeli doğada bulunan yabani akrabalarına dayanır. Bu nedenlerle biyolojik çeşitliliği oluşturan bileşenlerin korunmaları ve sürdürülebilir kullanımları, söz konusu doğal yaşamın varlığını ve devamını sağlamak demektir.
Kazdağı, gerek sahip olduğu mükemmel habitat alanları, gerekse bu habitat alanlarında barındırdığı sayısız flora ve fauna zenginlikleriyle tüm canlıların içinde bulunmak isteyeceği bir ortamdır ve bu ortamı korumak hepimizin insanlık görevidir.

Kaan HÜRKAN
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü
Biyoloji Anabilim Dalı
Kaynaklar

1) Türkiye’ nin Biyolojik Çeşitliliği ve Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi – UNEP / GEF Biyolojik Sözleşmesinin Uygulama Projesi.
2) Türkiye’ nin Önemli Doğa Alanları. Doğa Derneği yayınları 2006.
3) Gönüz, A., Hürkan, K., 2007. Kazdağları’ nın Bitkisel Hazineleri. Troy Dergisi Sayı:28 Sf: 14-17.
4) Kılıç, D. T., Eken, G. 2004. Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları 2004 güncellemesi. Doğa Derneği Yayınları, Ankara.

Fotoğraf 1. Kazdağı – Ayazma (Hürkan)
Fotoğraf 2. Kazdağı Karaçam Ormanları (Hürkan)

TROİADAN GÜNÜMÜZE KAZDAĞLARI’NDA YAPI KÜLTÜRÜ

Mimar İsmail Erten  

İnönü Cad. No:189/6-Çanakkale (Tel/faks: 0.286.217 61 51)  E.mail: iserten@yahoo.com

 

Kültürlerin Kesişimi/Alaşımı

Çanakkale kültürlerin kesiştiği ve alaşıma dönüştüğü bölgedir. Güneyden gelen Ege kültürü, Kuzeyden gelen Trakya kültürü ve Doğudan gelen İç Anadolu kültürü Çanakkale’de harman olur, kucaklaşır. Çok/çoğul kültürlülük bu bölgenin vazgeçilmezidir. Çanakkale ve bölgesinde baskın bir kültür yoktur. Dolayısıyla farklılıkların birbiriyle uzlaştığı bir coğrafyadan bahsediyoruz.

Çanakkale il sınırlarındaki yapı havzaları su ile gelişir. Bu çerçevede 3 yapı havzası bölgede varlığını gösterir. 

Birinci Yapı Havzası; Deniz boyunca, Edremit körfezi, Ege kıyıları ve adalar, Çanakkale boğazı, Saroz körfezi ve Marmara denizi kıyısal alanları belli ortaklıkların oluşturduğu yapı havza ve kültürünü kapsar. 

İkinci Yapı Havzası; Kazdağların kuzey doğu bölümünden başlayıp, batı yönünde ilerleyen ve Çanakkale boğazının girişinde Ege deniziyle buluşan Karamenderes çayı boyunca oluşan yapı havzası bir başka ortaklığı gösterir. 

Üçüncü Yapı Havzası; Yine Kazdağların kuzey doğu bölümünden başlayıp, kuzey yönünde ilerleyen ve Çanakkale boğazının bitişinde Marmara denizi ile buluşan Kocabaş çayı boyunca oluşan yapı havzası kültürün bir başka göstergesidir.

Tüm bu kültür ve yapı havzasının oluşumu, binlerce yılın ürünüdür. Homeros’tan Strabon’a, Troia’dan Çanakkale’ye, Roma’dan, Osmanlı’ya ve de Türkiye Cumhuriyetine, 5000 yılın birikimidir bu oluşum.

Troas’da Malzeme ve Çatılar

Troas bölgesinde (Biga Yarımadasında) Arkeolog Rüstem Aslan ile yaptığımız ortak çalışmada, bölgenin yapı malzeme ve çatı özellikleri konusunu derinlemesine inceledik. İncelemelerimiz sonucu, tarihi ve geleneksel malzeme olan taş, kerpiç ve ahşabın bölgesel farklılıklarla kullanıldığı belirlenmiştir. Kıyı kesimler taş malzemeyi, dağlık ve ormanlık kesimler ahşabı, iç bölümler ve ovalar ise kerpiç malzemeyi yoğunluklu olarak kullanmıştır. Yapı çatı tipleri olan kiremit kırma çatı ile toprak düz dam çatı yağış durumu ve iklim göz önüne alınarak bölgede kullanılmıştır.Tıpkı kültürlerin kucaklaştığı alaşımlar gibi, farklı malzemeler de Çanakkale bölgesinde uyumlu bir ahengin çoğulculuğunu bizlere ispatlar.

Kazdağları Yapı Kültürü

Kazdağları yapı malzemeleri incelendiğinde, güney yönünde ve deniz boyunca taş malzeme kullanılır, kuzey bölümlerinde ise taş, ahşap ve içlere doğru kerpiç malzeme ağırlıklı hissedilir. Kırma kiremit çatı ile düz toprak dam çatı bölgenin her yöresinde yan yana görülür.

Kazdağlarının güney yamaçlarında yer alan yerleşmeler(Behramkale, Büyükhusun, Kozlu, Sazlı, Kayalar, Ahmetce, Nusratlı, Arıklı, Yeşilyurt, K.Çetmi, Bahçedere, Adatepe) incelendiğinde, insanoğlunun akılla ve bilgiyle bugüne ulaştığı gözlenir. Behramkale ile il sınırını oluşturan mıhlı çayı arasındaki yerleşmeler, güvenlik amaçlı olarak denizden uzağa ve önünü kapatacak bir tepe ve yükselti siper edilerek oluşturulmuştur. Ancak, zeytinlikler ile ormanın kesişim noktası ve ortalama eşit yükseklik yerleşmenin mantığını oluşturur. Böylece, deniz bölümünde tarım, dağ bölümünde ise hayvancılık yapmaya olanaklı ve yaşadığı ve doyduğu ortamı kirletmeyen, yok etmeyen yerleşimler oluşmuştur.

Bir Kazdağları Yerleşmesi:ADATEPE

Bu yerleşmelerden Adatepe incelendiğinde yapı kültürünün incelikleri, akılla bezenen mekanları bizlere yol gösterir. Adatepe, 1960’larda kentleşmeyle birlikte terk edilme süreci yaşayan, 1990’lardan itibaren büyük kent kaçkınlarının ikinci konut mekanı olarak rağbet gösterdiği bir yerleşimdir. Osmanlı döneminde, Rum ve Müslüman azınlığın birlikte yaşadığı, 800 yapı kalıntısının tespit edilebildiği, dönemin büyük bir yerleşimidir. Birinci dünya savaşı ve kurtuluş savaşı sonrası yaşananlar ile 1924’lerdeki mübadele Rum nüfusun köyden ayrılmasına yol açar.

Osmanlı döneminin yerleşim izleri incelendiğinde, kilise(yıkılmıştır) ve cami etrafındaki 2 farklı meydan Rum ve Müslüman mahallelerini de işaret eder. Bu 2 merkezin ortasında idari alanlar ile köyün ekonomik durumu iyi olan zenginlerine ait yapılar yer alır. 

Genel yapı malzemesi taştır. Taş yapıdaki kullanıma bağlı olarak evin ekonomik durumunu da dışarıya gösterir. Zenginler evlerini ince yontu taştan ve kat arası-pencere silmelerinin, sövelerinin estetik gösterişiyle bezerler. Orta ve alt gelir grubu ise, kaba yontu taş ve ahşap hatılı binasında kullanır. Taş işleme yöntemi kamalı sistemdir, büyük ve küçük taşların ahenkli birleşimi zanaatın bizlere gösterisidir. Günümüze kadar ulaşmış bir başka yapı tekniği ahşap çatkılı hımış evlerdir. Büyük ölçekli Müslüman konaklarının 3-5 adedi bu yerleşimde de, farklı bir örnek olarak karşımıza çıkar.Ana bina çatıları kırma çatı ve kiremittir. Tek katlı eklenti ve müştemilatlar ise toprak dam düz çatıdır. Adatepe konutlarının karakteristik özelliği, bir bahçe içinde, 2 katlı ana bina ile bu binaya bitişik tek katlı eklentinin (ahır, kiler, depo,vb.) var olmasıdır. Yapıların kapı pencereleri ile ara kat döşemesi ve çatı taşıyıcısı mutlaka ahşaptır.

Sonuç olarak,

-Bölgemiz, geçişlerin ve farklılıkların, kültür alışverişiyle, alaşım ettiği, önemli bir havzayı oluşturur. Her birimiz bu değerin farkına varmalıyız.

-Tüm bu kültürel değerler, yok olma sürecindedir. Korumacılık ivedilikle yaygınlaştırılmalıdır.

-Özellikle yapı kültürü konusunda hızla belgeleme çalışması başlatılmalı ve belge-bilgiler halkın kullanımına sunulmalıdır.

-Adatepe ve Behramkale yerleşmeleri 20 yıla yaklaşan bir süredir kentsel sit alanıdır. Fakat ilgili idareler bu alanların koruma planlamasını hala yapmamıştır. Korumacılık ilkelerinin gözeten koruma planı ivedilikle yapılmalıdır.

-Aynı durum diğer sit alanları içinde gözetilmeli ve plansız korumacılığın(koruyamamanın) önüne geçilmelidir.

-Malzeme, çatı tipi, mekan organizasyonları ve diğer açılardan, bölge yerleşmeleri ve köyler, üniversitelerimizin ilgili bölümleri tarafından araştırılmalı, araştırma sonuçları belgelenmeli, kitaplaştırılmalıdır.

-Aynı yöndeki çalışmalar için belediyeler ve yerel yönetimler mutlaka kaynak ayırmalı ve çalışmaları teşvik etmelidir.

-Yerelde yaşayanlar, ellerindeki yapı kültürünün farkına varmalıdır. Bu yöndeki bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları vakit geçirilmeden başlatılmalıdır.