KAZDAĞLARI

Dünyanın Cennet Köşesi

Archive for the ‘Kazdağları Bildirileri’ Category

Kazdağı Ve Biyoçeşitlilik

Kazdağı Ve Biyoçeşitlilik

Ülkemiz Biyoçeşitliliği

Biyolojik çeşitlilik; kara, deniz ve diğer su ekosistemleri ile bu ekosistemlerin bir parçası olan ekolojik yapılar da dahil olmak üzere tüm kaynaklardaki canlı organizmalar arasındaki farklılaşma anlamına gelmektedir.
Ülkemiz; Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olarak isimlendirilen üç biyocoğrafik bölgeye ve bunların geçiş zonlarına sahip olması ve iki kıta arasındaki köprü konumu nedeniyle iklimsel ve coğrafik özelliklerin kısa aralıklarla değişmesi sonucu biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengindir.

Ülkemizdeki omurgasız hayvan türü sayısı yaklaşık 19.000’dir ve bunlardan yaklaşık 4.000 tür/alttür endemiktir (sadece o bölgeye özgü). Toplam omurgalı hayvan türü sayısı ise 1500’e yakındır ve bunların 100’ den fazlası endemiktir.
Ülkemizin bitkisel biyoçeşitliliğine bakacak olursak; tüm Avrupa kıtasında 12.500 açık ve kapalı tohumlu bitki türü varken, sadece Anadolu’da bu sayıya yakın (yaklaşık 11.000) tür olduğu bilinmektedir ve bu türlerin yaklaşık üçte biri Türkiye’ye özgü endemik türlerdir.

Kazdağı ve Biyoçeşitlilik

Kazdağı Güney Marmara Bölgesi’ nin batısında, Edremit Körfezi’ nin Kuzey kıyısında yer alır, yüksekliği ve bölgeye düşen yağış miktarı nedeniyle nemli bir iklime sahiptir. Alan bu nedenle doğal bitki örtüsü ve tarımsal ürün çeşitliliği açısından oldukça zengindir. Avrupa – Sibirya ve Akdeniz bitki coğrafyalarının kesişim noktasında kalması ve bakir olması nedeniyle, bu bölge çok sayıda nadir türe ev sahipliği yapmaktadır.
Kazdağı özellikle bitki, kuş ve memeli türleri açısından önemli bir bölgedir ve 37 bitki türü Önemli Doğa Alanı kriterlerini sağlamaktadır ve bu türlerden 32’ si ise sadece Kazdağı’ na özgü endemik türlerdir. Bu türlerden bazıları Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana subsp. equi-trojana), Kazdağı’ na özgü kantaron (Hypericum kazdaghensis), yüksükotu (Digitalis trojana), geven (Astragalus idea), kurt kulağı (Ferulago idaea), yoğurt otu (Galium trojanum), sarıkız çayı (Sideritis trojana)’ dır. Kazdağı’ nda bulunan bitki türlerinin çoğu tıbbi olarak kullanımı olan bitkilerdir ve ekonomik değerleri oldukça fazladır.

Yırtıcı ve orman kuşları açısından önem taşıyan alanda çok sayıda Anadolu sıvacısı (Sitta krueperi) üremektedir. Alanda üreyen yırtıcıların başında kaya kartalı (Aquila chrysaetos) ve gökdoğan (Falco peregrinus) gelmektedir. Kazdağı Önemli Doğa Alanında yaşayan ve küresel ölçekte önem taşıyan memeli türleri; Mehely’ nin nalburunlu yarasası (Rhinolophus mehelyi), uzun ayaklı yarasa (Myotis cappaccinii) ve kirpikli yarasadır (Myotis emarginatus). Ayrıca bu bölgede küresel ölçekte tehdit altında bulunan bir içsu balığı türü olan Capoeta bergamae bulunmaktadır.

Kazdağı’ nı Tehdit Eden Faktörler
Çanakkale – Çan Akışkan Yataklı Termik Santralı, ÇED raporu onaylanmış ancak Danıştay kararı gereği “ÇED Raporu Olumlu Belgesinin İptali Kararı” verilmiştir. Ancak santral inşaatı bitmiş ve deneme üretimine başlanmış durumdadır. Günümüzde birçok madencilik firması Önemli Doğa Alanı’ nın muhtelif yerlerinde maden arama ve işletme ruhsatı başvurusunda bulunmaktadır.
Bölgenin çevresindeki fabrika atıkları sonucu oluşan asit yağmurlarının ÖDA’ na etkileri gözlenmektedir. Yangınlar başta kızılçam olmak üzere dağın güney tarafındaki ormanlar için tehdit oluşturmaktadır.

Biyoçeşitlilik Neden Korunmalıdır ?
Biyolojik çeşitlilik, başta gıda olmak üzere insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasında çok önemli yere sahip olan canlı kaynakların temelidir. Bunun dışında; ayrışma, atmosferin kimyasal yapısı ve iklim gibi insanlar için yaşamsal önemi olan ve sadece sağlıklı ve karmaşık ekosistemlerin sürekliliği ile sağlanabilen hizmetler vermektedir.
Tıpta kullanılan ilaçların %50’ ye yakınının kökenini yabani canlılar oluşturmaktadır. Üretimi yapılan tüm tarım ürünlerinin, yani kültüre alınmış bitki türlerinin temeli doğada bulunan yabani akrabalarına dayanır. Bu nedenlerle biyolojik çeşitliliği oluşturan bileşenlerin korunmaları ve sürdürülebilir kullanımları, söz konusu doğal yaşamın varlığını ve devamını sağlamak demektir.
Kazdağı, gerek sahip olduğu mükemmel habitat alanları, gerekse bu habitat alanlarında barındırdığı sayısız flora ve fauna zenginlikleriyle tüm canlıların içinde bulunmak isteyeceği bir ortamdır ve bu ortamı korumak hepimizin insanlık görevidir.

Kaan HÜRKAN
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü
Biyoloji Anabilim Dalı
Kaynaklar

1) Türkiye’ nin Biyolojik Çeşitliliği ve Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi – UNEP / GEF Biyolojik Sözleşmesinin Uygulama Projesi.
2) Türkiye’ nin Önemli Doğa Alanları. Doğa Derneği yayınları 2006.
3) Gönüz, A., Hürkan, K., 2007. Kazdağları’ nın Bitkisel Hazineleri. Troy Dergisi Sayı:28 Sf: 14-17.
4) Kılıç, D. T., Eken, G. 2004. Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları 2004 güncellemesi. Doğa Derneği Yayınları, Ankara.

Fotoğraf 1. Kazdağı – Ayazma (Hürkan)
Fotoğraf 2. Kazdağı Karaçam Ormanları (Hürkan)

Kazdağları Çevre Eğitim Kursu Fotoğraf ve Dökümanları

2009 yaz döneminde II Kazdağları Çevre Eğitim kursuna katılan katılımcıların fotoğraf ve dökümanları

http://picasaweb.google.com.tr/kazdaglarim

adresinde

dokumanlar ise

http://www.kazdaglari.org/kalfa

adrersindedir.

osmandemircan

KAZDAĞINDA YAŞADIĞI VARSAYILAN MİTOLOJİK KAHRAMANLARIN TİYATRO GÖSTERGEBİLİMİ AÇISINDAN İNCELENMESİ

KAZDAĞINDA YAŞADIĞI VARSAYILAN MİTOLOJİK KAHRAMANLARIN TİYATRO GÖSTERGEBİLİMİ AÇISINDAN İNCELENMESİ
The Examination of the Mythological Heroes who were Supposed to live in Kazdağı from the Theatral Point of View

Ezgi Oya GÜMÜŞ
Süleyman Demirel Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi
oyasmg@gmail.com

Kaynaklarda Asya Minör olarak geçen Ege Bölgesi Antik Mitoloji açısından önemlidir. Milattan önce bu bölgede yaşamış olan medeniyetler, Anadolu’ya çok zengin, kültürel miras bırakmışlardır. Bu mirasın en önemli kısmını mitolojik hikayeler ve tiyatro oyun metinleri oluşturmaktadır. Antik Tiyatro metinlerinin konusu mitolojiyi; Tanrılarla Ölümlülerin ilişkileri oluşturmaktadır. Kaynağını Anadolu’dan alan bu mitler Yunanlıların kültürel, tiyatral alt yapısını oluşturmakta “Antik Yunan Mitolojisi” olarak literatürde geçmektedir. Antik Yunan Mitolojisinin en önemli kahramanlarının Kazdağı’nda yaşadığı varsayılmış; İDA tanrıların, tanrıçaların evi olarak tanımlanmıştır. Mitler açısından zengin olan İda Dağı yabancı tiyatrocuların, dikkatini çekmektedir. İda Dağında yaşamış olan kahramanların hikayelerini tiyatro oyunlarında kullanabilmek için derinlemesine çalışmalar yapmaktadırlar. Yabancı tiyatrocular; Antik Tiyatro oyunlarını Modern tiyatro sahnelerine taşımaktadırlar. Antik Mitoloji ve tiyatrolar üzerine tiyatral, göstergebilimsel incelemeler yapmaktadırlar. Antik Yunan Mitolojisini yüzyıllardır bağrında barındıran Anadolu’da yetişmiş tiyatrocular ve edebiyatçılar İda Dağında yaşamış olan tanrıların, tanrıçaların mitlerine ve yine bu Dağa ait Sarıkız Ve Hasan Boğuldu efsanelerine de gereken önemi göstermemektedir. Çalışmamın amacı mitlerin Tiyatro Göstergebilimi açısından incelenerek, tiyatro açısından önemini ortaya koymak, rahatlıkla tiyatro sahnesine taşınabilecek olan bu mitlerin zengin görsel malzemeler olduğu göstermektir. Bu çalışmam kaynağını Anadolu’dan alan bu mitlerin en az onları sahiplenmeye çalışan yabancı sanatçılar kadar, tiyatro ve edebiyatla uğraşan tüm Türkler tarafından önemsenmesi gerektiğini vurgulamayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kazdağı, Mitoloji, Göstergebilim, Tiyatro.

The Aegean Region so called as Asia Minor in the literature has an antique mythological importance. The civilazations B. C. left a cultural heritage for Anatolia. The most important part of this heritage includes the mythological stories and theatre texts. The texts of Antique Theatre consists of mythology and the relations between the gods and the mortals. These mythes called as “Antique Greek Mythology” are known to shape the Greek culture and theatral substructure. The most important heroes of the Antique Greek Mythology were supposed to live in the Kazdağı (İda Mountain). The İda was described as the house of the gods and the goddesses. The İda Mountain attracts the foreign theatre playwriters’ and artists’ interests with its mythological richness. They make detailed researches about the stories of the heroes living in the İda for writing and performing plays about them. The foreigners perform the antique theatre plays on modern stages. They make theatral and semiological examinations on the antique mythology and theatres. The playwriters, artists and the literature men who are grown in Anatolia do not pay enough attention for the mythes of the gods, the goddesses and the legends of Sarıkız and Hasanboğuldu of the İda Mountain. The aim of my study is to examine the mythes semiologically, to explain their importance and to prove that they can easily be performed on the theatre stages. Also the aim of my study is to make an emphasize that the mythes derives from Anatolia must be considered important by all Turkish people related with theatre and literature instead of the foreigners who are acting as the real owners of these mythes. Key Words: Kazdağı, Mitoloji, Semiology, Tiyatro.

GİRİŞ
“Bilim bir takım şeylerin işleyişini açıklar, onlardaki yaşama kulak asmaz” 
Bilimin göz ardı ettiği noktaları alıp yeniden yaratma işi; sanatın ve sanatçının işidir. Tiyatro sanatı kitlelere bilgi aktarmanın en profesyonel yoludur. İlkel dönemlerde insanların korkularını bastırmak için gerçekleştirdikleri tanrıya, tanrılara yakarışı içeren bir çeşit “Ritüeller” olarak başlayan tiyatro daha sonra içine Dramı alarak gelişmiş; günümüz Modern Tiyatro sanatına dönüşmüştür. Tiyatro içerisinde bir çok alt birimi barındıran komplike bir sanat dalıdır. Oyuncusu, tasarımcısı, yönetmeni ve yazarıyla bir bütündür. Bu bütünlük seyirci ile buluştuğu anda “Tiyatro Sanatı” olur. Tiyatro yaşamın içinden ortaya çıkan malzemesi insan olan eşsiz bir sanat dalıdır. Tiyatro hayatın, yaşanmışlıklarını canlandıran hikayedir.

“Tiyatro eylemdir”. “…Çünkü tragedya kişilerin değil, tersine onların hareketlerinin, mutluluk ve felaket içinde geçen bir hayatın hikayesidir. Mutlu¬luk ve felaket, harekete dayanır. Hayatımızın son ereği eylemdir. Eylemin dışında olan şey değildir” Neden Yazıyoruz? İnsanlar bir çok nedenden dolayı, yazmaya eğilim göstermiştir. İnsanlar ölümsüz olabilmek, var olabilmek, tanrılara ulaşabilmek ama en çok da düşüncelerini karşı tarafa aktarabilmek için yazmaya yönelmişlerdir. Sanatta, fikirlerimizi aktarımının ve ideolojilerimizi geniş kitlelere ulaştırmamızın en kolay yolu “Yazma” eyleminden geçer. Yazı gücümüz; yani kalemimiz, ne kadar güçlü olursa kalıcılığımız ve ikna gücümüz de o kadar etkili olur. “Yazarın çanağında ne varsa kaşığına o gelir” sözünü söyleyen Turgut Özakman çok önemli bir noktaya değinir. Oyun yazarının ufku ne kadar genişse bir olay karşısında o kadar başarılı eserler ortaya koyar. Yazarın ufku dramatik olanı yakalamadaki ustalığıyla eştir. Dramatik olanı yakalamada son ve önemli bir özellik de, olayın devingen olmasıdır. Eğer seçilen malzeme devingen bir yapı taşıyorsa ancak o zaman oynanabilir özellikleri barındırıyor de¬mektir. Dramatik Olan: İnsanla ilgilidir. İnandırıcı ve tutarlıdır. Düşünsel ve toplumsal boyut içerir. Çelişki ve karşıtlıkları barındırır, çatışmayı ve bu çatışmanın ilginçlik özelliğini ortaya koyar. Bu nedenle de ilgi çekici olmadır .

Bu bağlamda baktığımız zaman Tiyatro Göstergebiliminin yalnızca bir eleştiri yöntemi değil, tiyatro oyununun nasıl oluştuğunu, seyirciyi nasıl etkilediğini inceleyen bir uygulama alanı olduğu tartışılmıştır. Göstergebilimin temelleri İsviçreli dilbilimci Saussure tarafından ortaya atılır.

Göstergebilim; göstergeleri, gösterge dizgelerini inceleyen bilim dalıdır. Göstergelerin ve onların çalışma biçimlerini araştırır. “Göstergebilim” insanın gösterge oluşturma, göstergelerle dizge kurma ve bunlar aracılığıyla iletişim sağlama mekanizmasını araştırır. Göstergebilim bizleri çevreleyen göstergeleri çözümlemeye anlamlandırmayı amaçlar. “Göstergebilimsel çözümlemeler” herhangi bir yapıyı incelerken, her bir birimin diğer birimlerle kurduğu ilişki içerisinde değer kazandığını varsayma ve ilişki türlerini saptama amacını güder. Göstergebilimciler “Gösterimi” göstergeler karmaşası olarak çözümlerken tiyatro sanatını sonuçtan; yani sahnelenmiş oyundan yola çıkarak ele alır. Yani göstergebilimcilere göre göstergebilimsel yaklaşımın temel malzemesi “Gösterim”dir.

Göstergebilimcilerin çözümledikleri yapı tiyatro çalışmasının son aşamasıdır. Göstergebilimin tiyatrodaki amacı gösterinin bir öğesinden yola çıkarak oyunun tamamıyla bağ kurabilen birimlerin tamamını parçalara ayırabilmektir. Partice Pavice bunu “un ufak etme işlemi” olarak tanımlar. Ama tüm bunların ışığında “seyirci oyunun tamamını algılama ve dolayısıyla betimleme gereksinimi duymaktadır” der. Yazın ve tiyatro göstergebilimi; gösterimden çok metinle ilgilenen eski dönem eleştirmenlerine karşı çıkarlar. Tiyatro Göstergebilimine iki farklı yaklaşım vardır.

Saussure ve Peirce yaklaşımı; Saussure tiyatroyu; Gösteren/ Gösterilen; Peirce ise Temsil/ Nesne/ Yorumlayan olarak ele alır. Tüm bunların ışığında Tiyatroda Göstergebilim 1970’li yıllarda akademik tiyatro ortamına girer. Antonin Artroud bu gelişmelere öncülük eden tiyatrocudur. Otto Zich, Jan Mukarovsky, Tadeusz Kowzan, Keir Elam, Martin Esslin, Erika Fischer-Lichte ve Patrice Pavis gibi kuramcılar da bu konuda çalışmalar yapmıştır. Her kuramcı, tiyatral göstergeleri kendine özgü bir anlayışla sınıflandırır. Kuramcıların buluştuğu ortak nokta sahnedeki her unsur bir gösterge ve gündelik hayatta olduğundan farklı anlam taşıdığıdır. Anlamı belirleyen, dramatik aksiyonun yorumudur . Tiyatro: Canlandırma Sanatıdır. Sahne sanatıdır.Mitoloji: Antik dönemde yaşadığı varsayılan tanrı ve tanrıçaların hikayeleri.Mitolojik Kahraman: Milattan önceki dönemlerde yaşadığı varsayılan yarı ölümlüler, tanrılar ve tanrıçalar mitolojik kahramanlardır. Ele Alınan Kavramlar; Tiyatroda Gösteren ve Gösterilen İlişkisi; tiyatro gösterisinin yapılandırılması ve çözümlenmesinde temel unsur olan Gönderge kapsamında incelenen ( İkon, Endis “belirti” Simge)’dir. Tiyatroda göstergebilim söz konusu olduğunda her şey izleyicilerle aynı anda, eş zamanlı olarak algılanmalıdır. Tiyatroda en öncelikli gösterge metindir. Oyuna Göstergebilimsel eleştiri yapılacaksa bu öncelikle metine yapılmalıdır. Tiyatro metninde iki tür gösterge vardır. A: Replikler, B: Parantez İçi Açıklamalar.

Tiyatro Göstergebiliminde İkonik göstergeler vardır. Bu ikonlar simgesel gösterge sistemini oluşturur. Örn¸bir Yükselti üzerine konmuş bir Taht, gerçek bir Taht’ın ikonudur. Aynı zamanda da kralın statü olarak simgesel bir göstergedir. Üst düzeyde olduğunu imler. Bütün ikonlar gösterge değildir. Göstermeci tiyatro tekniğinde şarkının ve dansın gösterge niteliği daha güçlüdür. Soyut dekorlar ise tiyatroda ikonik özelliklerini yitirirler. (Meyerhold Tekniği) İkonik göstergelerin doğasına tamamen benzemek gibi bir gerekliliği yoktur. “Ev” yerine onu simgeleyen “ev iskeleti” yapılabilir.

Tiyatroda dramatik gösterinin ortaya çıkmasından sorumlu olan yönetmen her hareketin, bakışın, sahne dekorunun ayrıntısını ve makyajın anlamını seyirciye sezdirmek zorundadır. Yönetmenin; bir gösterinin nasıl işlediğini, onun nasıl bir gösterge olduğunu ve istenilen sonuca nasıl uygun olduğunu, olacağını bilmesi gerekir. Göstergebilim “sahne metni”yle “gösterinin” birleştiği bir göstergeler bütünü dizgesi olarak görülmelidir. Sahneye koyma eylemi “göstergeye dönüştürme” etkinliğidir. Göstergebilimde üst metin önemlidir. Bu metin yönetmen tarafından provalar sırasında istemsiz bir şekilde oluşur. Oyunun tamamına hakim olan göstergeleri içerir. Tiyatro göstergebilimi; gösterimden çok metin ile ilgilenen geleneksel eleştirinin izlenimciliğini ve göreliğini aşma amacıyla ortaya çıkar.

Tiyatroda göstergebilim maalesef 1970’li yıllardan sonra üniversitelere girmeye başlar. Bu konuda en büyük çaba tiyatro Kuramcısı Antoin Artoud a aittir. Tiyatro / Dram sanatında sezgisellik vardır. Algılama hem anlık bilince hem de bilinçaltı değerlere dayanır. Tiyatroda seyirci dekora, kostüme, ayrıca bakmasa da, bilinç altısal bilgileriyle yorumlar; belli bir atmosfer sezinler ve aklına yerleştirir. Tiyatro’nun nasıl bir mekanda temsil edildiği çok önemlidir.Bu nedenle tiyatroda göstergebilimsel çözümleme yapabilmek için “Gösterenin” bir öğesinden yola çıkarak oyunun tamamına bağ kurabilen birimleri en küçük parçalara ayırmak gerekmektedir. Tüm Dramatik Görsel Gösterimler İçin; “Tiyatro / Sinema” geçerli olan gösterge sistemler şunlardır; Oyun Dışı Sistemler; Afiş, Broşür, Diğer Tanıtım Araçları Oyun İçi Sistemler Görsel Gösterge Sistemleri; Dekor, Kostüm, Makyaj, Aksesuar, Işık İşitsel Gösterge Sistemleri, Müzik, Ses Efekt Oyuncu (Görsel İşitsel Gösterge) Karakter-Tip, Jest, Mimik, Mekan içi durum ve hareketi, Metin; olarak şematize edilir. Tüm bu göstergeleri de tiyatroda “Biçime ve İçeriğe” ilişkin olanlar şeklinde ikiye ayırmaktayız. A: İçeriğe bağlı göstergeler: Konu, tema, kişiler, olaylar. B: Biçimsel Göstergeler: Dil, oyuncular, sahne tasarımı, tüm, müzik, ışıktır.

Mitolojik bir hikayeyi anlatan oyunda gösterge mitolojik kahramanlar ve onların temsil ettikleridir. Örn: “Truva’lı Helen” adlı gösterimde “Truva Atı” bir göstergedir. Sophokles’in “Antigone” adlı oyununda Antigone göstergedir. Halk sınıfını temsil eder.Antik Tragedyaların hepsinde “KORO” Göstergedir. KORO Tanrıları ve onların değişmez yasalarını temsil eder.

Tiyatro Göstergebiliminde İkonik göstergeler vardır. Bu ikonlar simgesel gösterge sistemini oluşturur. İda Dağında Yaşamış ZEUS’un şimşekleri, Eros’ın okları, Hera’nın Tavus kuşu tüyü, ki bu tüy kötülüğün göstergesi olarak kullanılır. İda dağı da sahnede kullanılabilecek tek başına bir göstergedir. İkonik göstergelerin doğasına tamamen benzemek gibi bir gerekliliği yoktur. “Ev” yerine onu simgeleyen “ev iskeleti” yapılabilir. Mitolojik kahramanlar buna çok iyi örnektir: İda dağının üzerinde uçusan kahramanlar buna güzel bir örnektir. Tiyatroda Dramatik gösterinin ortaya çıkmasından sorumlu olan yönetmen her hareketin, bakışın, sahne dekorunun ayrıntısını ve makyajın anlamını seyirciye sezdirmek zorundadır. Yönetmenin; bir gösterinin nasıl işlediğini, onun nasıl bir gösterge olduğunu ve istenilen sonuca nasıl uygun olduğunu, olacağını bilmesi gerekir.Yönetmen Sahneye Truva Atını çıkartıyorsa bir amacı ve işlevi olmalıdır. Ya da Antik Dönem anlatılıyorsa sahneye o dönemi çağrıştıracak göstergeler koymak zorundadır. Zincire Vurulmuş Prometheus da illa ki Prometheus olmalıdır. Göstergebilim “sahne metni”yle “gösterinin” birleştiği bir göstergeler bütünü dizgesi olarak görülmelidir. Tiyatro / Dram sanatında sezgisellik vardır. Algılama hem anlık bilince hem de bilinçaltı değerlere dayanır.Örn; Sahneye koyulan bir gülen ve ağlayan yüz dünyanın her yerinde Antik Yunan Komedi ve Tragedyasının göstergesidir.Tiyatroda seyirci Dekora, Kostüme, ayrıca bakmasa da, bilinç altısal bilgileriyle yorumlar; belli bir atmosfer sezinler ve aklına yerleştirir. Tiyatro’nun nasıl bir mekanda temsil edildiği çok önemlidir.Truvalı Helen’in Çanakkale’de çekilmesi ve sahnelenmesi. Tanrıların vatanı diye bir oyun yazılması ve İda dağında sahnelenmesi, Evrensel tanıtımız için gösterge olabilir. Aspendos Tiyatrosunu bu anlamda festivallere açmak ve GÖSTERGE yapmak çok başarılı bir fıkırdır. İda dağını da bu konuma getirilmesi gerekir.Bu nedenle tiyatroda göstergebilimsel çözümleme yapabilmek için “Gösterenin” bir öğesinden yola çıkarak oyunun tamamına bağ kurabilen birimleri en küçük parçalara ayırmak gerekmektedir.

İda / Kazdağında yaşadığı varsayılan mitolojik kahramanlar çok önemlidir. Bu kahramanların her biri göstergedir. Uranos “gök” tanrı, gaia “yer” tanrıça, zeus, hera, apollon plastik sanatlar tanrısı, “Truva atı” göstergedir. Yunan askerlerinin bin pınarlı İda dağının
sık ormanlık olan eteklerinden kestiği odun kütükleriyle Truva atı yapıldı.9 yıl süren Truva Savaşı Truva atı sayesinde kazanılmıştır. Tüm dünyanın bildiği Truva savaşları yabancılar tarafından bir çok kez film olarak çekilmiştir. Yerli yapım yoktur. Ankhises, Aineias, Aphrodite, Herophile, Paris, Athena, Hermes, Eros ”Aphrodite’in oğlu” aşk tanrısı, Ganymedes ölümlü çoban. İda dağıyla ilgili çekilecek her film ve sahnelenecek her oyun İda yani Kazdağı’nı gösterge konumuna getirecektir. İda dağının adını taşıyan ve bu dağda yaşadığı varsayılan her kahramandan ve hikayeden yola çıkarak göstergeler bulunabilir ve sanatsal etkinlikler düzenlenebilir. Zeus Truva Savaşlarını bu dağdan seyreder…İda dağı zeus’un tahtıdır…İda dağı tanrıların tahtı olarak bir göstergedir. Zeus tirandır halkına zulmeder “gücün göstergesi” Zeus’tur. İda / Kaz dağı tanrıların ve tanrıçaların sefa sürdükleri en güzel yer İda zevk ve sefanın göstergesidir. Zeus Truva Savaşlarını bu dağdan seyreder.

İda Dağı Zeus’un Hera’nın Evidir.İda Dağı Tanrıların evi olarak da bir Göstergedir. Dünyanın her yerinde “Prometheus” Sınıf Savaşımını Temsil eder. “Zincire Vurulmuş Prometheus” Göstergedir. Prometheus ZEUS’UN zulmettiği Halka acıyıp Ateşi verir. Zeus Prometheus’u zincire vurdurup kalbini kuşlara yedirtir. İda dağında geçen bir “mit” olan “zincire vurulmuş prometheus” Aıskhylos tarafından tragedya olarak yazılarak, tiyatro tarihine geçer. Ezilen halkın verdiği mücadeleyi ve mücadelenin göstergesi olarak kabul edilen “prometheus” her yıl yurt dışında tiyatro sahnelerine taşınmaktadır.Bilinen ilk politik tiyatro metni olarak kabul edilmektedir. Prometheus’u oynayan oyuncu “Göstergedir” İda dağına bağlandığı düşünülen Zincire Vurulmuş Prometheus her sahnelendiğinde İda dağına, Anadolu’ya gönderme yapılır.

Ülkemizde bu oyun çok az sayıda sahnelenmektedir. Hangi etnik yapıdan ve renkten olursa olsun “prometheus” mücadeleyi simgeler, zaman ilerledikçe “Gösterge” Yani “Zincire Vurulmuş Prometheus” Aynı kalıyor ama Sahneleme Tekniği Çağa Uyum Sağlıyor.Oyunlarda mitolojik göstergeler belirgindir.Kostümler ülkemizde bulunan heykellerdeki kostümlerle aynıdır. Kostümler Gösterge haline getirilmiştir. Oyuncuların jest, mimik ve beden hareketleri İda dağının mitolojik kahramanların tavırlarıyla aynıdır. Oyuncuların jest, mimik ve beden hareketleri İda dağının mitolojik kahramanların tavırlarıyla aynıdır.Aphrodite’in heykeli ve sahnedeki yansıması.Sahnede İda dağının Paris’i ve Aphodite

Sonuç
Dram sanatı sezgisel olan algılamalara, anlık bilince ve bilinçaltı değerlere dayanır. Sonuç olarak Tiyatroda göstergebilimin de; tiyatrocular tarafından gösterilen ve seyirci tarafından algılanan eserin; nasıl bir mekanda nasıl algılandığına dair bir şifre çözümlemesidir. Göstergeler Tiyatro sanatını var eden oyuncu, seyirci, yönetmen üçgeninde ortaya çıkan, Tiyatro Eserini başarıya taşıyan en önemli şifrelerdir.Bu şifreleri; oyun metninden en iyi şekilde bulup çıkaran yönetmen, oyuncu başarılı eserler ortaya koymaktadır.

Kazdağı uluslararası tiyatro festivali düzenlenmelidir. Göstergeler Tiyatro sanatını var eden oyuncu, seyirci, yönetmen üçgeninde ortaya çıkan, tiyatro eserini başarıya taşıyan en önemli şifrelerdir.Bu şifreleri; oyun metninden en iyi şekilde bulup çıkaran yönetmen, oyuncu başarılı eserler ortaya koymaktadır.Böylesine etkili bir tanıtım aracı olan tiyatro sanatı ülkemizin ve Kazdağının tanıtımı için kullanılabilir. Kazdağı gerekli olan tiyatral malzemeye sahiptir.Tiyatro sanatçılarının ilgisi Kazdağına çekilmelidir.Kazdağı ile ilgili tiyatro oyunları yazılmalı bu oyunlar sıklıkla sahnelenmelidir. Bu sayede her antik tiyatronun “yunan” tiyatrosu ve her mitolojik kahramanın da Yunanistan’da yaşadığı gibi bir ön yargı yıkılacak, ülkemizin zengin kültürel mirasıyla beslenen kültürler de bu gerçekliği ortaya koymak zorunluluğunu hissedeceklerdir. ülkemize, sanatımıza, sanatçılarımıza, tiyatrolarımıza, mitolojimize yani kültürel zenginliklerimize sahip çıkmalı, tanıtmalı hak ettiği değeri ulusal ve evrensel anlamda vermeliyiz.Böylesine güzel bir kültürel ekolojik, coğrafik , arkeolojik zenginliklere sahip bir başka Anadolu yok . Güzel ülkemize sahip çıkalım.

KAYNAKLAR
ARİSTOTELES., “Poetika”, Remzi Kitabevi., 5. Baskı s.30. İstanbul Yıl:1997
AYBAR ,Servet.,” Dramaturgide Göstergebilimsel Yaklaşım” htp://www.devtiyatro.gov.tr
NUTKU, Hülya., “Oyun Yazarlığı”, Mitos Boyut Yay., 1.Baskı, s.30, Yıl: 1999
PAVIS,Partice., “Gösterimlerin Çözümlenmesi”, Dost yay. S,33, Ankara, 2000.

KAZDAĞLARI’NDAN BİLİM İÇİN YENİ UMBELLIFERAE TÜRLERİ

KAZDAĞLARI’NDAN BİLİM İÇİN YENİ UMBELLIFERAE TÜRLERİ
Doç. Dr. Emine Akalın
İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik Anabilim Dalı İstanbul

Kazdağları kendine özgü ve zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Fitocoğrafik açıdan dağın kuzey eteklerinde görülen, Avrupa-Sibirya Fitocoğrafik Bölgesinin Öksin Provensi ile dağın güney yamaçlarında görülen Doğu Akdeniz Fitocoğrafik Bölgesinin Kuzey Kısmı arasında sınır meydana getirir. Bu iki farklı floristik bölgenin karşılaştığı yerde olması, iklim özellikleri, jeolojik oluşumu, kendine has toprak ve kaya yapısı gibi özellikler birleşince zengin ve nadir bitkileri ile olağanüstü bir doğa abidesi ortaya çıkmıştır.
Dağın güney yamaçlarını Akdeniz bölgesinin tipik ağaçları “kızılçam” (Pinus brutia) ve  “karaçam” (Pinus nigra) ormanları ile maki bitki örtüsü kaplar.
Kuzeyinde ise Kazdağları’na endemik “kazdağı göknarı” (Abies nordmanniana subsp. equi-trojana) ve “doğu kayını” (Fagus orientalis) ormanları bulunur.
Kazdağları zengin doğası ile bilimsel veya değil birçok doğaseverin de ilgisini çekmiştir. Bölgeden ilk bitki toplayanlar: 1880–82 yılları arasında F. Calvert (ABD Konsolosu), 1881’de Truva harabelerinde arkeolojik kazılar yapan Dr. Schliemann ve Kazdağları’ndan birçok bitkiyi yeni olarak isimlendiren P. Sintenis (1883)’tir.
Günümüze kadar çok sayıda yerli ve yabancı araştırıcı Kazdağları’ndan bitki örnekleri toplamışlardır.
Kazdağlarında yaklaşık 800 vasküler bitki taksonu yetişmektedir. Kazdağlarının florasının %24’nü Akdeniz Bölgesi floristik elemanları, %17.6’nı Avrupa-Sibirya Bölgesi floristik elemanı, %1.3’lük kısmını ise İran-Turan Bölgesi floristik elemanı oluşturur.
Bunlar arasında 25’i sadece Kazdağların’da yayılış gösteren dağa endemik bitkiler olmak üzere, 72 takson endemiktir. 68 takson (bunlardan 37’si endemik) ise tehdit altında ve korunması gereken bitkilerdir.
Kazdağları bir Önemli Bitki Alanıdır (ÖBA) (5)
    1 tane küresel ölçekte tehlike altında nadir tür (Acer hyrcanum subsp. keckianum), 35 Avrupa ölçeğinde tehlike altında takson, 32 ulusal ölçekte tehlike altında takson bulunur
    3 farklı zengin tür çeşitliliği içeren habitatlara;
•    Alpin ve subalpin meralar
•    İğne yapraklı ormanlar
•    Sarp kayalık ve açık     kayalık alanlara sahiptir.
    5 farklı tehlike altında doğal habitatlar
•    Akdeniz Bölgesi dağlık Narduus stricta meraları
•    Doğu kayını ormanları
•    Göknar ormanları
•    Karaçam ormanları
•    Kızılçam ormanları içermektedir.
Ancak! Bu nadir ve koruma altına alınması gereken bitkiler ve doğal alanlar;
    termik santral,
    ziyaretçi baskısı ve aşırı yapılaşma
    bitki ticareti nedeniyle aşırı bitki toplama
    ormandan tarım arazisi kazanma gibi nedenlere bağlı olarak yok olma tehlikesi altındadır.
Kazdağlarında yapılan araştırmalar arttıkça yeni türler ortaya çıkma olasılığı da o kadar artmaktadır.
Kazdağları’ndan 2000-2005 yılları arasında üç yeni umbelliferae türü yeni olarak bilim dünyasına tanıtılmıştır.
•    Ferulago idaea Özhatay & Akalın
•    Ferulago trojana E. Akalın & Pimenov
•    Prangos ilanae Pimenov, Akalın &Kljuykov
Bunlardan iki tanesinin ait olduğu Ferulago cinsi Dünya’da 49 tür ile temsil edilir (7). Bunlardan 32’i ülkemizde de yetişmektedir. 17 tür ise sadece ülkemizde yayılış göstermektedir (2,6). Yani endemiktir (endemizm oranı: % 51,5).
Ferulago türleri açısından Kazdağları son derece önemli bir bölgedir. Bölgede 6 Ferulago türü doğal olarak yayılış gösterir.
Ferulago trachycarpa Boiss.
Ferulago galbaniferae (Miller) W.Koch
e Ferulago idaea N.Özhatay et E.Akalın
e Ferulago humilis Boiss.
e Ferulago macrosciadia Boiss. et Bal.
e Ferulago trojana E. Akalın & Pimenov

Bunlardan 4 tanesi endemiktir.
e Ferulago idaea N.Özhatay et E.Akalın
e Ferulago humilis Boiss.
e Ferulago macrosciadia Boiss. et Bal.
e Ferulago trojana E. Akalın & Pimenov

Kazdağları’nda yetişen endemik Ferulago türleri ve Prangos ilanae türünün bölgedeki yayılışı

Ferulago trojana
Ferulago idaea
Ferulago humilis
Ferulago macrosciadia
Prangos ilanae
Ferulago humilis Batı Anadolu boyunca yaygındır. Dağılışı Güney Anadolu’da Sandras Dağına kadar uzanır. Bu tür ve yayılışı daha dar olan ama Kazdağları dışında da görülen F. macrosciadia türü Türkiye endemiği olan türlerdir.
Diğer iki tür F. idaea ve F. trojana bu bildirinin konusunu oluşturan 2000 ve 2004 yıllarında ilk defa bilim dünyasına tanıtılmış ve Kazdağları endemiği türlerdir.

Ferulago idaea (4)
Sadece Sarıkız Tepesinde bulunan bu tür F. humilis, F. macrosciadia ve F. sandrasica türlerine yakındır. Kazdağlarının eski dönemlerdeki adına ithaf edilerek “idaea” adı verilmiştir. Çok kısa ve yere yatay olarak gelişen gövdesi ve armut şeklinde meyveleri ile kolaylıkla diğer Ferulago türlerinden ayrılır.

Ferulago idaea

a Ferulago sandrasica b Ferulago idaea  c Ferulago humilis d Ferulago macrosciadia
Çiçek durumunda ışın sayısı çok azdır (2–7 adet). Bitki taşların üzerinde yayılmış bir şekilde bulunur. Boyu 5–25 cm arasında ve kırmızıya yakın bir renktedir.
Çok dar bir alanda yayıldığı için özellikle koruma altına alınması gereken bir türdür.
Ferulago trojana (1)
Daha geniş bir yayılışa sahiptir. İlk toplandığı zaman daha önce toplanmış ve tayin edilmiş örnekler de göz önüne alınarak Avrupa’da yaygın Ferulago sylvatica (Besser) Reichb. türü olarak tayin edilmiştir. Ancak daha sonra yapılan çalışmalarda Avrupa örnekleriyle karşılaştırma olanağı bulunmuş ve farklı olduğu görülmüştür. Çanakkale’nin Çan ilçesinden, Edremit Zeytinli’ye kadar uzanan bir alanda yaygın olarak bulunur. F. confusa, F. thirkeana ve F. silaifolia türlerine benzer ancak onlardan yaprak ve meyve şekilleriyle kolaylıkla ayrılır.

a            b            c            d        e

a. F. trojana, b. F.confusa; c.F.sylvatica; d- F.silaifolia, e. F.thirkeana
Prangos ilanae (8)
Bu tür. Prof. Dr. Neriman Özhatay tarafından ilk defa toplanmış ve yörede kullanılışı da olduğundan oldukça ilgi çekmiştir. İlk olarak Prangos cinsinden çok bu cinse çok yakın ve ülkenizde bulunmayan Cachyris cinsine ait bir örnek olarak düşünülmüştür. Ancak daha sonra çok sayıda sinonim türleri olan, birbirine çok yakın bu iki cinsten Prangos olduğuna karar verilmiştir.
Bitki 80-100 boyunda, yaprakları tabanda toplanmış, 3 cm’e kadar uzayan ipliksi foliolleri olan oldukça gösterişli bir bitkidir. Türkiye’de yetişen Prangos türlerinin meyveleri genellikle kanatlı olup Umbelliferae familyası içinde en büyük meyvelere sahiptirler.
Prangos türleri Türkiye’de 14 türle temsil edilir.
Kazdağlarından toplanan Prangos ilanae ve Amanoslardan yeni adlandırılan Prangos turcica A. Duran, M. Sağıroğlu & H. Duman türleri kanatsız meyveleri ve belirgin olmayan sırt çıkıntıları ile diğer Prangos türlerinden ayrılmaktadırlar (3). Ait oldukları Intacte Seksiyonunda Dünya üzerinde sadece 8 türde kanat bulunmaz. Bu türlerde Orta Asya, İran, Kazakistan, Türkistan ve Kırgızistanda yetişir.
Kazdağlarında Bitkilerin Tıbbi Kullanımı
1996 yılında Ecz. Seda Saçlı tarafından Prof. Dr. Neriman Özhatay’ın danışmanlığı altında “Kaz Dağı ve Çevresinde Tıbbi Amaçla Kullanılan Bazı Bitkiler Üzerinde Morfolojik Araştırmalar” başlıklı bir yüksek lisans tezi hazırlanmıştır. Bu tezde 57 taksonun yöresel adı, 38 taksonun tıbbi, 10 taksonun çay, 6 taksonun gıda, 3 taksonun boya olarak kullanıldığı saptanmıştır. En çok tıbbi bitkinin kendine has kokuları olan bitkilerin barındığı Labiatae familyasında olduğu görülmüştür (9).
Ancak bu çalışmadan sonra yapılacak başka çalışmalarla bu sayıların daha da yükseleceği kuşkusuzdur.
Umbelliferae Familyasından bu çalışmaya göre iki tür yöresel olarak kullanılmaktadır. Ferulago trojana ve Opopanax hispidus türleri. Görünüş olarak birbirine oldukça benzeyen bu bitkiler yaprak ve meyve yapılarıyla aynı adla tanınır ve aynı şekilde kullanılırlar.
Umbelliferae familyasındaki bitkiler genellikle kendilerine has bir kokuya sahiptirler buna neden taşıdıkları uçucu yağ, reçine zamk veya müsilaj karışımlarıdır. Bu karışımlar bitkinin özellikle meyve, petiol, gövde, yaprak ve köklerinde yer alan salgı kanallarında bulunur.
Genellikle Ferula, Ferulago, Prangos, ve Glaucosciadium türleri cins farkı gözetilmeksizin halk arasında çakşırotu olarak bilinir ve afrodizyak olarak kullanılır. Prangos ilanae yörede çakşırotu olarak tanınan ve aynı şekilde kullanılan bir türdür.
Aşağıda Kazdağları’ndan yöresel adı ve kullanılışı saptanmış Umbellifeare türleri, yeni türler ile birlikte yer almaktadır
F.trojana
Yöresel Adı: mayasılotu
Kullanıldığı Yer: Kumarlar Köyü ve Alanköy (Çanakkale-Çan)
Kullanımı: Kökleri, antihemoroidal olarak kullanılır.
F.trachycarpa
Yöresel Adı: Kimyon otu
Kullanıldığı Yer: Edremit (Balıkesir)
Kullanımı: Baharat olarak kullanılır. Olgun meyveleri toplanıp kurutulur. Öğütülerek toz haline getirilir. Tad ve koku verici olarak kullanılır.
Opopanax hipidus (Friv.) Gris.
Yöresel Adı: mayasılotu
Kullanıldığı Yer: Karaibrahimler ve Nevruz Köyleri (Çanakkale-Çan)
Kullanımı: Kökleri, antihemoroidal olarak kullanılır.
Prangos ilanae
Yöresel Adı: Çakşır otu
Kullanıldığı Yer: Edremit (Balıkesir)
Kullanımı: Kökleri, afrodizyak olarak kullanılır.
Kaynaklar
1-    Akalın, E, Pimenov, M., Ferulago trojana (Umbelliferae), a new species from western Turkey, Botanical Journal of the Linnean Society 146: 499-504 (2004).
2-    Davis, P.H. et all., Flora of Turkey and the East Aegean Islands, Vol.10. Edinburgh University Press, Edinburgh (1988).
3-    Duran, A., Sağıroğlu, M., Duman, H., Prangos turcica (Apiaceae), A new Species from South Anatolia, Turkey, Ann. Bot. Fennici 42:67-72 (2005).
4-    Özhatay, N. ve E. Akalın, A New Ferulago (Umbelliferae) from NW Turkey, Botanical Journal of the Linnean Society, 133, 353-342 (2000).
5-    Özhatay, N., Özhatay, E., Kaz Dağı, 73-76, Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı, WWW Türkiye, İstanbul (2005).
6-    Peşmen, H., Ferulago W.Koch in Davis, P.H. (ed), Flora of Turkey and the East Aegean Islands, Vol.4: 453-471, Edinburgh University Press, Edinburgh (1972).
7-    Pimenov, M.G., Leonov, M.V., The Genera of the Umbelliferae, A Nomenclator, Royal Botanic Gardens Kew (1993).
8-    Pımenov, M. G., Akalın, E., Kljuykov, E. Prangos ilanae (Umbelliferae), A New Species from Western Turkey, Candollea, 60 (2), 379-385 (2005).
9-    Saçlı, S. ve E. Akalin, Preliminary Ethnobotanical Study From Kaz Dağı (Balıkesir/Çanakkale) I: Uses And Vernacular Names, Turkey-J. Fac.Pharm., 34(2), 9-16 (2001).

TROİADAN GÜNÜMÜZE KAZDAĞLARI’NDA YAPI KÜLTÜRÜ

Mimar İsmail Erten  

İnönü Cad. No:189/6-Çanakkale (Tel/faks: 0.286.217 61 51)  E.mail: iserten@yahoo.com

 

Kültürlerin Kesişimi/Alaşımı

Çanakkale kültürlerin kesiştiği ve alaşıma dönüştüğü bölgedir. Güneyden gelen Ege kültürü, Kuzeyden gelen Trakya kültürü ve Doğudan gelen İç Anadolu kültürü Çanakkale’de harman olur, kucaklaşır. Çok/çoğul kültürlülük bu bölgenin vazgeçilmezidir. Çanakkale ve bölgesinde baskın bir kültür yoktur. Dolayısıyla farklılıkların birbiriyle uzlaştığı bir coğrafyadan bahsediyoruz.

Çanakkale il sınırlarındaki yapı havzaları su ile gelişir. Bu çerçevede 3 yapı havzası bölgede varlığını gösterir. 

Birinci Yapı Havzası; Deniz boyunca, Edremit körfezi, Ege kıyıları ve adalar, Çanakkale boğazı, Saroz körfezi ve Marmara denizi kıyısal alanları belli ortaklıkların oluşturduğu yapı havza ve kültürünü kapsar. 

İkinci Yapı Havzası; Kazdağların kuzey doğu bölümünden başlayıp, batı yönünde ilerleyen ve Çanakkale boğazının girişinde Ege deniziyle buluşan Karamenderes çayı boyunca oluşan yapı havzası bir başka ortaklığı gösterir. 

Üçüncü Yapı Havzası; Yine Kazdağların kuzey doğu bölümünden başlayıp, kuzey yönünde ilerleyen ve Çanakkale boğazının bitişinde Marmara denizi ile buluşan Kocabaş çayı boyunca oluşan yapı havzası kültürün bir başka göstergesidir.

Tüm bu kültür ve yapı havzasının oluşumu, binlerce yılın ürünüdür. Homeros’tan Strabon’a, Troia’dan Çanakkale’ye, Roma’dan, Osmanlı’ya ve de Türkiye Cumhuriyetine, 5000 yılın birikimidir bu oluşum.

Troas’da Malzeme ve Çatılar

Troas bölgesinde (Biga Yarımadasında) Arkeolog Rüstem Aslan ile yaptığımız ortak çalışmada, bölgenin yapı malzeme ve çatı özellikleri konusunu derinlemesine inceledik. İncelemelerimiz sonucu, tarihi ve geleneksel malzeme olan taş, kerpiç ve ahşabın bölgesel farklılıklarla kullanıldığı belirlenmiştir. Kıyı kesimler taş malzemeyi, dağlık ve ormanlık kesimler ahşabı, iç bölümler ve ovalar ise kerpiç malzemeyi yoğunluklu olarak kullanmıştır. Yapı çatı tipleri olan kiremit kırma çatı ile toprak düz dam çatı yağış durumu ve iklim göz önüne alınarak bölgede kullanılmıştır.Tıpkı kültürlerin kucaklaştığı alaşımlar gibi, farklı malzemeler de Çanakkale bölgesinde uyumlu bir ahengin çoğulculuğunu bizlere ispatlar.

Kazdağları Yapı Kültürü

Kazdağları yapı malzemeleri incelendiğinde, güney yönünde ve deniz boyunca taş malzeme kullanılır, kuzey bölümlerinde ise taş, ahşap ve içlere doğru kerpiç malzeme ağırlıklı hissedilir. Kırma kiremit çatı ile düz toprak dam çatı bölgenin her yöresinde yan yana görülür.

Kazdağlarının güney yamaçlarında yer alan yerleşmeler(Behramkale, Büyükhusun, Kozlu, Sazlı, Kayalar, Ahmetce, Nusratlı, Arıklı, Yeşilyurt, K.Çetmi, Bahçedere, Adatepe) incelendiğinde, insanoğlunun akılla ve bilgiyle bugüne ulaştığı gözlenir. Behramkale ile il sınırını oluşturan mıhlı çayı arasındaki yerleşmeler, güvenlik amaçlı olarak denizden uzağa ve önünü kapatacak bir tepe ve yükselti siper edilerek oluşturulmuştur. Ancak, zeytinlikler ile ormanın kesişim noktası ve ortalama eşit yükseklik yerleşmenin mantığını oluşturur. Böylece, deniz bölümünde tarım, dağ bölümünde ise hayvancılık yapmaya olanaklı ve yaşadığı ve doyduğu ortamı kirletmeyen, yok etmeyen yerleşimler oluşmuştur.

Bir Kazdağları Yerleşmesi:ADATEPE

Bu yerleşmelerden Adatepe incelendiğinde yapı kültürünün incelikleri, akılla bezenen mekanları bizlere yol gösterir. Adatepe, 1960’larda kentleşmeyle birlikte terk edilme süreci yaşayan, 1990’lardan itibaren büyük kent kaçkınlarının ikinci konut mekanı olarak rağbet gösterdiği bir yerleşimdir. Osmanlı döneminde, Rum ve Müslüman azınlığın birlikte yaşadığı, 800 yapı kalıntısının tespit edilebildiği, dönemin büyük bir yerleşimidir. Birinci dünya savaşı ve kurtuluş savaşı sonrası yaşananlar ile 1924’lerdeki mübadele Rum nüfusun köyden ayrılmasına yol açar.

Osmanlı döneminin yerleşim izleri incelendiğinde, kilise(yıkılmıştır) ve cami etrafındaki 2 farklı meydan Rum ve Müslüman mahallelerini de işaret eder. Bu 2 merkezin ortasında idari alanlar ile köyün ekonomik durumu iyi olan zenginlerine ait yapılar yer alır. 

Genel yapı malzemesi taştır. Taş yapıdaki kullanıma bağlı olarak evin ekonomik durumunu da dışarıya gösterir. Zenginler evlerini ince yontu taştan ve kat arası-pencere silmelerinin, sövelerinin estetik gösterişiyle bezerler. Orta ve alt gelir grubu ise, kaba yontu taş ve ahşap hatılı binasında kullanır. Taş işleme yöntemi kamalı sistemdir, büyük ve küçük taşların ahenkli birleşimi zanaatın bizlere gösterisidir. Günümüze kadar ulaşmış bir başka yapı tekniği ahşap çatkılı hımış evlerdir. Büyük ölçekli Müslüman konaklarının 3-5 adedi bu yerleşimde de, farklı bir örnek olarak karşımıza çıkar.Ana bina çatıları kırma çatı ve kiremittir. Tek katlı eklenti ve müştemilatlar ise toprak dam düz çatıdır. Adatepe konutlarının karakteristik özelliği, bir bahçe içinde, 2 katlı ana bina ile bu binaya bitişik tek katlı eklentinin (ahır, kiler, depo,vb.) var olmasıdır. Yapıların kapı pencereleri ile ara kat döşemesi ve çatı taşıyıcısı mutlaka ahşaptır.

Sonuç olarak,

-Bölgemiz, geçişlerin ve farklılıkların, kültür alışverişiyle, alaşım ettiği, önemli bir havzayı oluşturur. Her birimiz bu değerin farkına varmalıyız.

-Tüm bu kültürel değerler, yok olma sürecindedir. Korumacılık ivedilikle yaygınlaştırılmalıdır.

-Özellikle yapı kültürü konusunda hızla belgeleme çalışması başlatılmalı ve belge-bilgiler halkın kullanımına sunulmalıdır.

-Adatepe ve Behramkale yerleşmeleri 20 yıla yaklaşan bir süredir kentsel sit alanıdır. Fakat ilgili idareler bu alanların koruma planlamasını hala yapmamıştır. Korumacılık ilkelerinin gözeten koruma planı ivedilikle yapılmalıdır.

-Aynı durum diğer sit alanları içinde gözetilmeli ve plansız korumacılığın(koruyamamanın) önüne geçilmelidir.

-Malzeme, çatı tipi, mekan organizasyonları ve diğer açılardan, bölge yerleşmeleri ve köyler, üniversitelerimizin ilgili bölümleri tarafından araştırılmalı, araştırma sonuçları belgelenmeli, kitaplaştırılmalıdır.

-Aynı yöndeki çalışmalar için belediyeler ve yerel yönetimler mutlaka kaynak ayırmalı ve çalışmaları teşvik etmelidir.

-Yerelde yaşayanlar, ellerindeki yapı kültürünün farkına varmalıdır. Bu yöndeki bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları vakit geçirilmeden başlatılmalıdır.

KAZDAĞI CİVARININ 20.YÜZYILDAKİ YAĞIŞLI VE KURAK YILLARININ DENDROKLİMATOLOJİK YÖNTEMLERLE SAPTANMASI

<!– @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } –>

KAZDAĞI CİVARININ 20.YÜZYILDAKİ YAĞIŞLI VE KURAK YILLARININ DENDROKLİMATOLOJİK YÖNTEMLERLE SAPTANMASI

Amaç

Dendroklimatolojinin İklim Değişimlerinin Belirlenmesindeki  Rolü ve
Kazdağı civarındaki iklim değişiminin, yıllık ağaç halka gelişimi yöntemi kullanılarak gosterilmesi. On adet çam ağacından alınan örneklere ilişkin 1900-2000 yıllarını kapsayan standart bir site kronolojisinin oluşturulması.

Uygulanan Yöntemler

Geçmiş dönemlerdeki kurak ve yağışlı yılların saptanmasında ağaç halkaları, oksijen izotopları, varv birikintileri gibi çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada ağaç halkaları ile yöntemler kullanılmıştır. Bu yöntem arazi çalışması ve laboratuar analizleri olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Bu yöntemleri uygulayarak, geçmiş dönemdeki yağış ve sıcaklığa ilişkin çalışmaları yapan bilim dalına dendroklimatoloji denmektedir.

Arazi çalışması: Örnekler Kazdağları Milli Parkı’nın yakınından alınmıştır. Dendroklimatolojik çalışmalarda örnekler genellikle doğal ortamında bulunan canlı ağaçlardan artım kalemleri şeklinde alınmaktadır. İç kısmı 5 mm çapında delik olan Artım Burgusu (Şekil 1) yardımıyla 10 ağaçtan karşılıklı olmak üzere toplam 20 adet artım kalemi çıkarılmıştır (Şekil 2, 3, 4). Alınan artım kalemlerinin zarar görmemesi için ahşap taşıyıcılara, enine yüzeyleri yukarı gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Her bir artım kalemine örnek numarası yazılmıştır.

Arazi resimleri 1, 2, 3, 4

Laboratuar çalışması: Laboratuar çalışması da iki aşamadan oluşmaktadır. Birincisi yıllık halka ölçümleri ve yöre kronolojinin oluşturulması; ikinci de site kronolojisinin iklim verileriyle karşılaştırmadır.

Birinci aşamada; laboratuara getirilen örneklerin üst (enine) yüzeyleri keskin bir maket bıçağı yardımıyla düzeltildikten sonra, sondan başlayarak en içteki yıllık halkaya doğru 10’ar yıllık seksiyonlara ayrılmış ve sonra yıllık halka genişlikleri ölçülmüştür. Ölçümler LINTAP-TSAP Ölçüm Sisteminde 0.01 mm duyarlılıkta yapılmıştır. Yıllık halka ölçümlerinin tamamlanmasından sonra, bireysel standart kronolojiler elde edilmiş ve son aşamada da standart kronolojilerin ortalaması alınarak site kronoloji oluşturulmuştur.

İkinci aşamada; site kronolojisi ile aylık ortalama yağış ve aylık toplam yağış değerleri arasındaki tepki fonksiyonu katsayıları hesaplanmış ve yıllık halka (ağaç halkası) genişliği üzerindeki en etkili aylar ve iklim parametreleri belirlenmiştir. Bu yöntemde iklim değişkenlerinin ana bileşen analizi yapılmakta ve sonunda amplitut matrisi hesaplanmaktadır. Bu matris, iklim değişkenleriyle benzer özellik gösteren ortogonal matris olup, tepki fonksiyonunun son aşaması olan aşamalı çoklu regresyonda bağımsız değişken olarak kullanılmaktadır (Fritts, 1976).

Site kronolojisini oluşturan indis değerlerinin ortalaması ve bu ortalamadan 1 standart sapmayı aşan yıllar belirlenmiştir. Bu yıllar, Anadolu’nun çeşitli yöre ve bölgeleri için yapılan uluslar arası çalışmaların (D’Arrigo ve Cullen, 2001, Touchan et al., 2003; Akkemik ve Aras, 2005; Akkemik et al., 2005; Touchan et al., 2006; Akkemik et al., 2007) sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Böylece 20.yy da Kazdağları civarının kurak ve yağışlı yılları belirlenmiştir.

Bulgular ve Sonuç

On adet çam ağacından alınan örneklere ilişkin 1900-2000 yıllarını kapsayan standart bir site kronolojisi oluşturulmuştur (Şekil 5).

Şekil 5. 1900-2000 yıllarını kapsayan çam site kronolojisi

Site kronolojisi ile yöredeki meteoroloji istasyonlarından Çanakkale Meteoroloji İstasyonu’nun iklim verileri karşılaştırılarak, tepki fonksiyonu yöntemiyle, yıllık halka-iklim arasındaki ilişkiler belirlenmiştir. Çanakkale, Bayramiç ve Edremit meteoroloji istasyonları arasındaki ilişki incelendiğinde değerlerin birbirine çok yakın olduğu tespit edilmiş (Şekil 6); buna dayanarak, verileri en uzun olan Çanakkale Meteoroloji İstasyonu verileri kullanılarak dendroklimatolojik çalışmalar yapılmıştır. İlk aşamada tepki fonksiyonu hesaplanmıştır (Şekil 7).

Şekil 6. Üç meteoroloji istasyonuna ait değerlerin karşılaştırması

Şekil 7. Tepki fonksiyonu katsayıları

Grafikte, 0 doğrusunun üzerindeki aylık tepki fonksiyonu değerleri, halka genişliğini doğrusal (pozitif) yönde etkilemektedir. Negatif değerler ise ters yönde etkili olan ayları göstermektedir. Özellikle Nisan-Temmuz arasındaki dönemde yüksek yağışlar ağaç gelişimini olumlu yönde etkilemekte olup, bu aylardan Temmuz ayının katsayısı 0.95 güven düzeyinde anlamlıdır. Sıcaklık genel olarak daha az etkiye sahiptir. Bu sonuçlar, alanın genel olarak ilkbahar ve yaz aylarında su noksanlığı yaşadığını, bu dönemdeki yağışların ağaç gelişimini etkilemesinden dolayı büyük önem taşıdığını ve sıcaklığın da önemli bir etkiye sahip olmadığını göstermektedir.

Tepki fonksiyonu sonuçlarına dayanılarak Nisan-Temmuz döneminin yağışlarının toplamı alınmış ve yıllık halka genişlikleriyle karşılaştırılmıştır (Şekil 8). Grafikte görüldüğü gibi yıllık halka gelişimi ile Nisan-Temmuz dönemi toplam yağışları arasında büyük bir paralellik bulunmaktadır. Bu sonuçlara dayanarak, yıllık halkaların dar olduğu yılların ilkbahar-yaz döneminin kurak, yıllık halkaların geniş olduğu yılların da ilkbahar-yaz dönemlerinin yağışlı geçtiğini söylemek mümkündür.

Şekil 8. Çam site kronolojisi (mavi) ile Nisan-Temmuz dönemi toplam yağışı (pembe)

Bu sonuçlardan sonra, tekrar site kronolojisine dönülmüş, site kronolojisi üzerinde ±1 standart sapma doğruları çizilmiş, kurak ve yağışlı yıllar belirlenmiştir (Şekil 9)

Şekil 9.Site kronolojisi üzerinde ±1 standart sapmayı aşan yıllar. Bu yıllardan yukarıya doğru olanlar yağışlı, aşağıya doğru olanlar da kurak yılları göstermektedir.

Yararlanılan kaynaklar

Akkemik Ü, Aras, A. 2005. Reconstruction (1689-1994) of April-August precipitation in southwestern part of central Turkey. Int. J. Climatol, 25, 537-548

Akkemik Ü, Dagdeviren N, Aras N. 2005. A preliminary reconstruction (A.D. 1635-2000) of spring precipitation using oak tree rings in the western Black Sea region of Turkey. Int. J. Biometeorol. 49 (5): 297-302.

D’Arrigo R, Cullen HM. 2001. A 350-year (AD 1628-1980) reconstruction of Turkish precipitation. Dendrochronologia 19, 2, 169-177.

Touchan R, Garfin GM, Meko DM, Funkhouser G, Erkan N, Hughes MK, Wallin BS. 2003. Preliminary reconstructions of spring precipitation in southwestern Turkey from tree-ring width. Int. J. Climatol. 23: 157-171.

Touchan R, Xoplaki E, Funchouser G, Luterbacher J, Hughes MK, Erkan N, Akkemik Ü, Stephan J. 2005a. Reconstruction of spring/summer precipitation for the Eastern Mediterranean from tree-ring widths and its connection to large-scale atmospheric circulation. Clim. Dyn. 25: 75-98

ÖLÜLER ALTIN TAKMAZ!…

2004 yılı Dünya Çevre Günü olan 5 Haziran’da yürürlüğe giren Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile madencilikle ilgili pek çok yasada değişikliğe gidildi, yönetsel işlemlerde ayrıntılı düzenlemeler yapıldı.

Orman alanları, milli parklar, özel koruma bölgeleri, ağaçlandırma alanları, tabiat alanları, özel koruma bölgeleri, doğal ve kültürel sit alanları, tarım alanları, meralar, sulak alanlar, kıyılar, karasuları, kentlerin imar alanları,  turizm bölgeleri, Su havzaları madencilik faaliyetlerine açıldı. Maden arama faaliyetleri Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) kapsamı dışında bırakıldı, ÇED yapılmadan verilen arama izinleri ile toplam rezervin % 10′unun işletilmesine ve satışına izin verilebileceği, rezerv miktarının belirlenmesinde, madenci şirketin beyanın esas alınacağı kabul edildi. Böylece Ülkemizin doğal güzellikleri ve tek hazinesi olan alanlar, Ulus ötesi ve yerli işbirlikci madencilerin istilasına uğratıldı.

Bu  uluslar arası ve yerli işbirlikçiler Havran Küçükdere’de, Artvin Cerattepe’de, Gümüşhane Eskişehir’de, Uşak Eşme’de, Bergama Ovacık’da,şimdide efsaneler diyarı oksijen ve su deposu Kazdağı’nda arama ruhsat ve işletme aşamasında olup, Ülkemizin altını üstüne getirme çabası içindedirler.

Bütün bunlar ne için? insanlığımıza güzellik takısı dışında hiçbir yararı olmayan altın için…

Bu altını işlemek için gerekecek milyarlarca ton su ,kısa gelecekte su fakiri olacak ülkemize ayrıca büyük bir yük olacak, bunun karşısında da milyonlarca ton siyanür çamuru, kirletilmiş zehirli sular, kanserli bitki örtüsü, kanserli insanlar geleceğe miras olarak kalacaklar.

Maden faaliyetlerinin getireceği felaketler dursun istiyorum. İlgili maden yasası ile  ülkemizin doğal, tarihsel ve kültürel değerleri yok olmasın çıkarılacak yasaların ülkemizin çıkarları doğrultusunda değiştirilmesini istiyorum.

 

    ADI SOYADI

        MESLEĞİ

            YAŞADIĞI İL

M. Şahabettin Kalfa

 

Em.Türkçe Öğretmeni

Çanakkale Merkez

BAYRAMİÇ KAZDAĞLARI (İDA) KÜLTÜREL, ÇEVRESEL VE EKONOMİK EĞERLERİ PANEL SONUÇ BİLDİRİSİ

Antik Çağlar’da Troas Bölgesi olarak adlandırılan günümüz Biga Yarımadası’nın güneyinde yer alan İda (Kaz) dağı, bir ahtapot gibi uzanan kollarıyla yörenin en etkileyici yeryüzü şeklidir. Kuzeyde Gönen’e kadar uzanan bu dağlık alan, güneyde Babakale ve Edremit Körfezi’ne doğru dik yamaçlarla sonlanmaktadır. Kaz Dağları barındırdığı bitkilerle, hayvanlarla, bin pınarlı su kaynaklarıyla, temiz havasıyla ve sularıyla can verdiği tarım alanlarıyla yüzyıllardır tüm yörenin yaşam kaynağı olmuştur. Bölgedeki orman örtüsü, küresel ısınmanın nedeni olan fazla karbon dioksiti emerek küresel ısınmanın olumsuz etkilerini azaltmaktadır.

Akdeniz ile Karadeniz iklimleri arasında bir geçiş bölgesi özelliğini taşıyan Kaz Dağları, sahip olduğu fiziki coğrafya ve buna bağlı olarak da iklim koşulları sayesinde, Çanakkale-Kaz Dağları yöresinde bir çok bitki türünün yetiştirilmesini mümkün kılar. Ayrıca yüksekliği ve bölgeye bereketli yağışları taşıyan hakim hava akımları açısından uygun bir konumda bulunması nedeniyle, yörenin daha nemli bir iklime, bu nedenle de doğal bitki örtüsü ve tarımsal etkinlikler açısından çevreye göre daha zengin olmasını sağlamaktadır. Bu yüzden tıpkı antik çağlarda olduğu gibi bugünde burada tarım oldukça önemli bir yer tutar. Bölge nüfusunun yaklaşık % 90’ı tarımla geçinmektedir. Yörede, hububat, baklagiller, endüstri ve yem bitkileri yanı sıra bir çok meyve ve sebze türünün üretimi yapılabilmektedir. Tüm bu tarımsal etkinliklerin yapılmasına olanak sağlayan akarsular da, Kaz Dağları’ndan doğmaktadır. Bu akarsular, sonbahar ve kış yağışlarında ve karların erimeye başladığı Nisan, Mayıs aylarında kabarmakta, bu dönemin dışında ise debileri çok azalmakta hatta kurumaktadırlar. Yine de, tüm bu akarsular geçmişte ve günümüzde Troas Bölgesi’ne hayat veren kaynaklar niteliğindedir. Nitekim bölgenin en önemli akarsuyu, Kaz Dağları’ndan doğarak sularını Ege Denizi’ne boşaltan, Homeros’un ‘tanrısal’ sıfatını yakıştırdığı Kara Menderes yani antik ismiyle Skamandros çayıdır. Tüm bunların yanında, yörenin en yaşlı jeolojik oluşumunun da burada bulunduğu bilinmektedir. Kaz Dağı grubu olarak adlandırılan bu oluşum, çeşitli mineral ve maden yataklarını da bünyesinde barındırmaktadır.

Öte yandan, Homeros’un İlyada Destanı sayesinde dünyanın bilinen en ünlü dağlarından biri olmuştur İda Dağı. Ozan destanda, Troya savaşını izlemek üzere tanrıları İda Dağı’nın doruklarına oturtmuştur. Öyle ki, daima yüksek Olympos’da oturan tanrılar bu kez yeryüzünde bir başka yüksek dağı kendilerine üs olarak seçmişlerdir. Homeros’un en yüksek noktasına Gargaros dediği bu dağın Susuz Tepe, Gürgen dağı ve Kalafat Tepe olmak üzere üç büyük doruğu daha vardır. Üzeri sık ormanlarla örtülü olan İda’yı “hayvanların anası ve kaynağı bol” olarak nitelemektedir. Onun destandaki anlatımlarından burada hayvancılık yapıldığı, atların çok meşhur olduğu, kereste gereksiniminin buradan karşılandığı, av ve yırtıcı hayvanların çok fazla olduğu anlaşılmaktadır. Homeros 40 hayvan ve 50 çeşit bitki örtüsünden söz eder.

Günümüzde bile Kaz Dağı, barındırdığı bitki ve hayvan topluluklarıyla Anadolu’nun en önemli sığınaklarından birini oluşturmaktadır. İçerdiği 82 nadir bitki türünden 37 tanesi sadece Kaz Dağı’na özgüdür ve burası aynı zamanda kuşların ikincil göç yollarından biridir. Kaz Dağları biyolojik açıdan yeterince araştırılmamış olmasına karşın, bugünkü bilgilerimize göre, Türkiye’nin ender biyolojik zenginliklerine sahip bir alandır. Kaz Dağları, uluslararası değerlendirme ölçütlerine göre, Önemli Bitki Alanı ve Önemli Doğa Alanı olarak kabul edilmiştir.

Sözü edilen tüm bu özellikler ve etmenlerden dolayı, Kaz Dağları ve etekleri, yerleşimin görülmeye başlandığı ilk çağlardan beri, zamanla gelişen birçok bölge kentine ve yerleşmesine ev sahipliği yapmıştır. Eşsiz doğal zenginliğinin yanı sıra, insanları kendine hayran bırakan, tarihi, sıcak su kaynakları ve temiz havasıyla Kaz Dağları, yöre turizminin sürdürülebilir bir turizm yaklaşımı ile yönetilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Kaz Dağları, sahip olduğu doğal özellikleri ile yöre halkının sosyal, kültürel ve ekonomik yapısının bir arada ve bir denge içerisinde varlıklarını sürdürdükleri önemli yaşam alanlarından birisidir. Yörenin gelecek kuşaklara miras bırakılabilmesi için, ekosistem-toplum birlikteliğinin sürdürülebilmesi, yöredeki sosyal, kültürel ve ekonomik özelliklerin saptanması, farklılaşma noktalarının ve değişim yönlerinin ortaya konulması yararlı olacaktır.

Sonuç olarak, Kaz Dağı, yörenin günümüzde ve gelecekte yaşanabilir bir iklime, zengin su kaynaklarına, bitki örtüsüne, sürdürülebilir tarım ve turizm etkinliklerine sahip olması açısından, korunması gereken önemli doğal kaynaklarının başında gelmektedir.

19.03.2005

Bayramiç Belediye Başkanlığı

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi

Troia – İda Platformu

KAZ DAĞLARI’ NA ÜŞÜŞTÜLER

Türkiye’de 80’li yıllardan bu yana izlenen neo liberal politikalar ile sağlık, eğitim,sosyal güvenlik, çevre ve tarım alanları en büyük tahribatı görmüş, özelleştirme uygulamaları ile de bu ulusun dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu kamu işletmeleri yok pahasına bir çoğu da amacı ve kaynağı belli olmayan yabancılara , küresel sermaye gruplarına hizmet eden yerli işbirlikçilerine satılmak suretiyle elden çıkarılmıştır. Şimdi sırada sularımız, ormanlarımız, ovalarımız, dağlarımız ve madenlerimiz vardır.

2004 yılında Dünya Çevre gününde yürürlüğe giren 5177 sayılı yasa ile değişik 3213 sayılı maden yasası ile 100 bin Km² si Batı Anadolu da olmak üzere 159 bin Km² lik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı verilmiştir. Bu saha yeni müracaatlarla birlikte 450 bin Km² yi bulmaktadır. Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir. Karşılığında ruhsat ücreti olarak alınan 1750 milyon dolar onur kırıcı bir bedeldir.

Son günlerde altın şirketlerinin Kaz Dağlarına üşüştükleri bilinmektedir. Biga yarımadasının hemen her yerinde hiç boş yer kalmayacak şekilde maden arama ruhsatı verilmiştir. Ruhsat alanlarının çoğunu yabancı şirketler kapatmıştır. İçlerinde ne kadar yerli oldukları kuşkulu birkaç şirkette bulunmaktadır.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ve bakanla aynı üslubu kullanan 20 dolayında madenci bilim adamı Kaz Dağlarında çok ciddi maden rezervi bulunduğunu belirtmişlerdir. Devamında Bakan özellikle yer altındaki altın madeninin çıkarılacağını belirtmiş, karşı çıkanları da ajanlıkla suçlamıştır. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanının maden deyince, aklına altın gelmektedir. Bakan altını en kirli şekilde (siyanür liçi ile ) çıkarmaya çalışan madencilerle uyum içersindedir.

Kaz Dağlarında ciddi maden rezervinin olduğunu söyleyenler bilmelidirler ki; Kaz dağları çevresinde yaşayan 1.5 milyon insanın temiz, güvenilir su kaynağıdır. Dünyanın ikinci önemli oksijen merkezidir. Bünyesinde barındırdığı önemli sayıda endemik bitki (33 tür bitki sadece Kaz Dağlarında yetişiyor) ve hayvan varlığı ile önemli bir gen merkezidir. Tarih, kültür alanı ve mitoloji kaynağıdır. Başta İlyada olmak üzere Homeros destanları bu toprakların kültürünü , uygarlığını anlatır. Bölge Dünyanın en kaliteli meyve ve sebzelerinin yetiştiği bir mekan, önemli süt ve et üretim merkezidir. Ülkemizin en değerli orman alanlarından biridir. Eteklerinde yetişen zeytini ve üretilen yağı sarı altındır. Bu değerlerin tamamı Kaz Dağlarının üzerindedir. Yer altındaki maden rezervleri yer üstü zenginliğinin yanında bir hiçtir.

Kaz Dağları yer yüzü cennetidir. Bu cennette dağların içinin oyularak siyanürlü yöntemle altın üretilmesi başta suları, havayı, tarım topraklarını kirletecek, ormanları yok edecek, tarihi değerleri ve kültürel yapıyı bozacak, tüm tarımsal üretimi düşürecek, bölgenin organik nitelikteki üretim özelliğini bozacaktır.

Et ve süt üretiminde, siyanür ve onun çözündürdüğü arsenik, molibden, civa bakır, krom, kadmiyum, çinko, kurşun gibi ağır metallerin varlığı önemli beslenme sorunları yaratacak başta bölge insanı olmak üzere geniş bir kesimin gıda güvenliği tehlikeye düşecektir. Yörede tarımda çalışan % 50 den fazla nüfus işsiz ve aç kalacak yurt bildikleri toprakları terk edeceklerdir.

Zaten kıt olan su kaynakları, kirlenmenin ötesinde tükenecektir. Altın çıkarmada 1 ton kayaç için 3 ton su kullanılacak 2.5 milyar tondan fazla kayacın işleneceği düşünüldüğünde işletme döneminde 7 milyar tondan fazla suyun kullanılacağı açıktır.Tüm dünyada suyun stratejik öneminin arttığı, bu konuda önemli pazarların oluştuğu, ülkemizin de güvenlik sorunu haline geldiğini düşündüğümüzde böyle bir lüksümüzün olmaması gerekmektedir.

Bilindiği gibi Biga Yarımadası ve Kaz Dağları radyoaktif bir bölgedir. Binlerce yıldır oluşmuş bir denge mevcuttur. Altın şirketleri, altın ocaklarını açıp üretime geçtiklerinde milyarlarca ton kaya ve toprak öğütülerek parçalandığında havaya kanserojen özelliği olan radon gazı yayılacak, bölgede oluşan tüm dengeler bozulacak, başta maden ocaklarında çalışan işçiler olmak üzere tüm canlılar için ölümcül hastalıklar artacaktır. Her açılan altın madeni ocağı Hiroşima’ ya atılan atom bombası gibi etki yapacak, kullanılan siyanür de tetikleyici olacaktır.

Maden ocakları 1.derece deprem bölgesindedir. Bölgede halen diri olan ve büyük ölçekte deprem üretmesi muhtemel olan faylar mevcuttur. Maden işletilip, alan atık barajları ile terk edildiğinde hem deprem riski sürecek hem de yörede tüm canlılar için ölümcül hastalıklar yüzlerce yıl etkisini sürdürecektir.

Ayrıca Türkiye yaban hayatı ve yaşam ortamlarının korunması sözleşmesine (Bern sözleşmesi) imza atmış ve bu amaçla 1993 yılında alınan 5.1 milyon dolar hibe kredinin 2 milyon dolarını Kaz Dağları için kullanmıştır. Bu gün altın madenciliğine izin verilerek yapılanlar yaban hayatı ve yaşam ortamlarını yok etmeye yöneliktir. AB ile müzakerelerde bu konu Türkiye’nin önüne gelecektir.

Tüm bu olumsuzluklara karşın madenciler tarafından ödenecek devlet hakkı yine madencilerin beyanları esas alınarak ocak başı satış fiyatının % 2 sidir. Maden yerinde işleniyor ise bu oran % 1 e düşecektir. Yani 100 gr altının yerine göre 1 gr ı devlete ödenecek 99 gr ı çok uluslu şirketlerin kasasına gidecektir.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı ile madencilerin Kaz Dağlarının kuzeyi ile güneyini birbirinden ayırma, güneyinde maden işlemekten vazgeçip, kuzeyi maden işletme alanı olarak belirlemek gibi bir niyetlerinin olduğu dikkatlerimizden kaçmamaktadır. Kaz Dağları bir bütündür. Kuzeyi yani dorukları, yani su kaynakları kirletildiğinde güneyinin bu kirlilikten payını alacağı bilinmektedir.

Çanakkale halkı ile Körfezin duyarlı insanları bu konuda hemfikirdir.

Altın madeni işletilmesinin çevreye, insan sağlığına etkileri değerlendirilmeden toplumsal maliyetleri hesaplanmadan, yöre insanın izin ve onayı alınmadan ruhsatlandırılmasında hiçbir toplumsal yarar olmadığı için başta Danıştay olmak üzere mahkemelerce iptal kararı verilmektedir.

5177 sayılı yasa ile değişik 3213 sayılı maden yasasının bazı maddelerinin iptali için anayasa mahkemesinde açılan dava 3 yıldan fazla süredir sonuçlanmamıştır. Söz konusu davanın biran önce sonuçlanmasını diliyoruz. Mevcut yasa ve yönetmeliği ulusal çıkarlarımızı göz ardı eden çok uluslu şirketlerin yararına düzenlemeler koyan talan yasasıdır. Bu yasa nedeni ile genelde ülkemiz, özelde de Kaz Dağları üzerine konan ipotek kaldırılıncaya kadar işbirlikçilere, ajanlara inat sivil toplum kuruluşlarınca yürütülen onurlu mücadelemiz sürecektir. 16.11.2007

Hicri NALBANT

ZMO Çanakkale Şube Başkanı

Çanakkale Çevre Platformu

Sözcüsü

Bilgi Tel: 0 286 212 05 60 - E posta: canakkalecep@gmail.com