KAZDAĞLARI

Dünyanın Cennet Köşesi

SEYHAN ÖZHAN:AYDINLANMA YOLUNDA BİR NEFER

Seyhan BAŞAK
Sevgili Babam Seyhan Özhan; 19 Nisan 1940 Pazarören doğumluydu.

PAzarören Köy Enstitusü’nü girmiş ancak Pazarören Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuştu….

Kendi kaleminden .: ‘…Okulun hem adı hem de işlevi değişti. Üreten, kazanan, kazandıran, öğrenen, öğreten, uygulayan, çevreye ve mezun ettiği ile ülkenin her yerine, köylere de yaparak, yaşayarak örnek olanların yerine, ezberci; üretime katkısı olmayan, tüketici, hazır bekleyen bir anlayış geliştirip uyuttular..Köy Enstitülerini kapatma bahanesi olarak çirkin iftiralar ile karalama kampanyası başlattılar…Komünistlik suçlaması ilk akla gelendi.Bilinçsiz halkı yalanlarla kandırmak, galeyana getirmek, okullara karşı cephe aldırmak çok kolaylarına geldi. Burada yetişen köy çocukları kendi köylerine öğretmen olarak gidiyor, halkını bilinçlendiriyor, çocukları okutuyordu. Köyün şehre, kasabalara o lan ihtiyaçları azaldıkça karalama kampanyaları hızlandı. Bunlara arka çıkanlar da ne yazık ki; o okullarda çocukları okuyanlardı. Bu aymazlığın farkına ancak 40 yıl sonra vardılar ama iş işten geçmişti. Bugün birçok binalar bakımsızlık ve ilgisizlikten harap olmuş, yıkılmış  durumda. Sanki o görkemli görünüşün izlerini silmek için kasten bu duruma getirilmiş gibi duruyorlar. Ayakta kalanların güzelliği ise hemen göze batıyor….
……
Çevremizdeki bütün köylerden en az üç beş tane çocuk okuyup öğretmen olmuş, kendisinden sonraki kuşakların yetişmesine çalışmıştır. İçlerinden çok değerli bilim adamları, yazarlar çıkmıştır. Okul sadece öğretmen değil; sağlık memuru, marangoz, demirci, duvar ustası vb. konularda bilgili, üretici, yararlı kişiler yetiştirmiş, bunlar da gittikleri yere ışık olmuşlardır. İşte ben de böyle öncü bir okulun öğrencisi oldum….”

“..:Öncelikli zorluk; yokluktu. Bu yokluk ve zorluk içinde okuyor olmamız; lüks içinde olmak demekti. ..Okul her şeyimizi veriyordu. Üstümüzdeki bütün giyecekleri, gömlek, elbise, palto, ayakkabı, çorap,atlet, fanila, kilot, geriye ne kaldı ki?…Mendillerimiz bile devlettendi. Yatacak yatak, üç öğün yemek, okuduğumuz kitaplar, defter ve kalemleri bile devlet karşılıyordu. Bu sunulanların yüzde birine bile ulaşamayan, bu şansı yakalayamayan milyonlarca kişi bizim dışımızda idi. Ailemizin geçim zorluğu içinde olduğu biliyorduk. Bizim elbiselerimiz ayakkabılarımız varken; kardeşlerimizin yoktu.Şu var ki; hepimiz aynı anda büyüyorduk. Evrimsel gelişme tek bir iki kişiye özel değil genel olduğu için herkes bunun içinde yerini alıyordu. Doğal olarak bizim aile ve bireyleri de her yönden değişime uğrayarak daha iyiye yaklaşıyordu. …”

Mezuniyetin ardından Kayseri Merkez’e bağlı Erkilet-Boyacı köyü hayatının en sıkıntılı ve zor yıllarını geçirdiği ilk görev yeriydi. Kuzeyinde 4-5 km uzaklıkta Kızılırmak’ın geçtiği, çukurda, etrafında çalılık ve fundalık yüksek tepelerin olduğu, yürünecek yolu bile olmayan, çamur deryası bir yer…

’…Köyde kibritimiz bitse komşuya muhtacız. Aktar , bakkal gibi bir şey yok. Ay başlarında maaş almaya indiğimizde daha önce tesbit ettiğimiz ihtiyaçlarımızı yetecek kadar  alır gelirsek rahat ederdik. Yoksa yandığımızın resmi idi. ..Köylülerle önemli sorunlarımızdan biri kız çocuklarını okula göndermemeleri  idi. Şimdiye kadar okula hiç kız çocuğu kayıt yaptırmamışlardı. Köylülerle oturup pazarlık yaptım. Yasada, yönetmeliklerde böyle bir şey, hatta suç bile..Ama çıkar yol olarak bunu buldum:
-Okulun açıldığı gün, pazartesi gönderin ,Salı gelmesin, Çarşamba yarım gün gelsin, Perşembe gelsin, Cuma gelmesin, cumartesi yarım gün gelsin…’..O yıllardaki beslenme programı ile çocukları önce okula yavaş yavaş alıştırmak, hatta onlara yani kız çocuklarına biraz torpilli davranarak dağıtılan üzüm, fındık, portakal gibi yiyecek ve süt tozundan yapılan yiyeceklerle okulu cazip hale getirmekti. Aslında bu gibi şeyleri çocuklar evlerinde görmüyorlardı. Nihayet kız çocuklarını böyle böyle kazandım….”

Böyle başlıyor yaşamını adadığı öğrenme ve öğretme tutkusu…Yaşamını kaleme aldığı yazıdan bazı satırlarla size iletmeye çalıştım.

Yıllarca o köy senin, bu kasaba benim çalıştı, okudu, okuttu… Çocukları ve insanları çok sevdi. Karıncayı bile incitmedi. ‘Söz gümüşse sükut  altın’ dedi, hiç kimse için bir kötü söz söylemedi, kimseyi hiç bir şey için suçlamadı, yargılamadı.

Öğrenerek ve öğreterek, aydınlanmaya, gelecek kuşaklara ışık olmaya adadı yaşamını..

Rahmani enerjileri kosmosta yükselsin… Sevgisi yüreğimizden hiç eksilmesin.

http://picasaweb.google.com.tr/kazdaglarim/SeyhanBasak

Şafak Özhan
KIZI

Uluslararası Kazdagları ve Edremit Sempozyumu

Uluslararası Kazdagları ve Edremit
Sempozyumu
5-7 Mayıs 2011, Edremit- Balıkesir-Türkiye
II. DUYURU
Sempozyuma Davet
Saygıdeger Meslektasım,
“Uluslararası Kazdagları ve Edremit Sempozyumu” tarihinde degisiklik olmustur. Sempozyum
5-7 Mayıs 2011 tarihinde Edremit’te yapılacaktır. Elimizde olmayan nedenlerden dolayı
yapılan bu degisiklik için özür dileriz.
Sempozyumunun amacı geçmisten günümüze Kazdagları, Edremit, Edremit Körfezi ve yakın
çevresi ile ilgili çalısma yapan yerli akademisyenler ile Akdeniz Havzası’nın degisik yerleri ile
ilgili çalısan yabancı bilim insanlarını bir araya getirmek, deneyim ve arastırma sonuçlarını
paylasmak, uluslararası isbirligi imkânlarını gelistirmektir.
Sempozyum Kazdagları, Edremit ve çevresi ile ilgili beseri, fen ve doga bilimleri (ekoloji,
jeoloji, jeomorfoloji, vejetasyon, iklim, botanik, cografya, tarih, edebiyat, turizm, tarım,
ekonomi, mitoloji, arkeoloji, sanat) konularını kapsamaktadır. Kabul edilen bildiriler “Bildiriler
Kitabı” (Proceedings) nda basılacak ve katılımcılara kayıt sırasında verilecektir.
Sempozyum dili Ingilizce ve Türkçe’dir. Bildiri özetlerinin 30 Agustos 2010 tarihine kadar
Sempozyum web sitesinde yer alan kayıt formu ile kazdagisymposium@gmail.com adresine
gönderilmesi gerekmektedir.
Seçici Kurul tarafından belirlenen bildiri sahiplerine konaklama ve ulasım destegi verilecektir.
Sempozyum için özel bir kayıt ücreti alınmayacaktır. Yapılacak gezilere katılımcılar için
ücretsiz olacaktır.
http://kazdaglari2010.com adresinden Sempozyum ile ilgili daha fazla bilgi alınabilir.
Sempozyuma katkılarınızı ve katılımınızı bekler çalısmalarınızda kolaylıklar dileriz.
Saygılarımızla,
Prof.Dr.Recep Efe
Sempozyum Koordinatörü
Sempozyum Konuları
Sempozyum dogal ve beseri bilimler içinde yer alan, Edremit ve yakın çevresi ile ilgili
asagıdaki konuları kapsamaktadır.
Arazi Kullanımı Iklim
Arkeoloji Korunan Alanlar
Biyoçesitlilik Mitoloji
Botanik Ormancılık
Cografya Sanat
Çevre Sosyoloji
Edebiyat Tarım
Ekoloji Tarih
Ekonomi Toprak
Hidroloji Turizm
Jeoloji Vejetasyon
Jeomorfoloji Zeytin
Sempozyumun Yeri
Sempozyum Edremit’te ÜKRÜ TUNAR KÜLTÜR MERKEZI’nde yapılacaktır.
Sempozyumun Dili Ingilizce ve Türkçe’dir
Sempozyum Takvimi
25 ubat 2010- Birinci Duyuru
10 Temmuz 2010 – Ikinci Duyuru
30 Agustos 2010 – Özetlerin Son Gönderme Tarihi
10 Eylül 2010- Özet Degerlendirme Sonuçlarının Duyurulması
15 Ocak 2011- Bildiri Tam Metin Gönderme Tarihi
5-7 Mayıs 2011- Sempozyum
Uluslararası Bilim ve Danısma Kurulu
Suzana ALIU – State University of Tetovo, Makedonya
Cemil ATA – Yeditepe Üniversitesi, Türkiye
Ibrahim ATALAY – Dokuz Eylül Üniversitesi, Türkiye
Metin AYIIGI – Balıkesir Üniversitesi, Türkiye
Dan BALTEANU – Academi of Science, Romanya
Stanley D. BRUNN – University of Kentucky, USA
Helmut BRÜCKNER – University of Marburg, Almanya
Ilia CHRISTOV-Balkan Ecological Federation, Bulgaristan
Recep EFE – Balıkesir Üniversitesi, Türkiye
Abd-Alla GAD – NARSS, Mısır
Necdet HACIOGLU – Balıkesir Üniversitesi, Türkiye
Florim ISUFI – University of Pristina, Kosovo
Andrej KRANJC – Slovenian Academy of Sciences and Arts, Slovenya
Pua Bar KUTIEL – Ben Gurion University, Israil
Kenan MORTAN – Mimar Sinan Üniversitesi, Türkiye
Nizar OMRANI – Arid Land Institute, Tunus
Münir ÖZTURK – Ege Üniversitesi, Türkiye
Gürcan POLAT – Ege Üniversitesi, Türkiye
Nadia SÉNÉCHAL – University Bordeaux, Fransa
Peter SLAVEYKOV – University of Sofia, Bulgaristan
Fantina TEDIM – University of Porto, Portekiz
Costas A. THANOS – University of Athens, Greece
Varol TOK – Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi,Türkiye
Gabriele ZANETTO – Foscari University, Italya
Nikolaus ZOUROS – University of Aegean, Yunanistan
Genel Organizatörler
Prof. Dr.Recep EFE
E-Mail: kazdagisymposium@gmail.com
Tel: 0532-247 4807
Prof.Dr.Ibrahim ATALAY
E-Mail: ibrahim.atalay@deu.edu.tr
Yerel Organizatör
Hasan Metin PINARBAI
Edremit Belediyesi
Kültür ve Sosyal Isler Müdürü
Tel: 0266-374 23 74
E-Mail: kultur@edremit.bel.tr
Sempozyum Programı
5 Mayıs 2011 Persembe
10:00 – 10:30 Açılıs
10:30 – 12:30 Davetli Konusmalar
12:30 – 14:00 Ara
14:00-17:00 Bildiri Sunumları
17:00-20:00 Gezi
6 Mayıs 2011 Cuma
09:30 – 12:30 Bildiri Sunumları
12:30 – 14:00 Ara
14:00-17:00 Bildiri Sunumları
7 Mayıs 2011 Cumartesi
8:30 – 19:00 – Gezi
Sözlü Sunumlar:
Sunum süresi 15 dakika olup 5 dakika soru ve tartısma süresi vardır. Her 4 sunumdan sonra 15
dakika çay- kahve molası verilecektir.
Poster Sunumları:
Poster sunumları 70×90 cm boyutunda hazırlanacaktır. Yazılar en az 1 metre uzaklıktan
okunacak sekilde olmalıdır. Poster sunumları oturum baskanı gözetiminde 3 dakika sunum+2 dk
tartısma seklinde yapılacaktır. Posterler Sempozyum boyunca Organizasyon Kurulu’nca
belirlenecek standlarda sergilenecektir.
Bildiriler Kitabı (Proceedings):
Bilim Kurulu tarafından kabul edilen ve Sempozyumda sözlü veya poster seklinde sunulan
bildiriler ‘Bildiriler Kitabı” (Proceedings) olarak basılacak veya CD olarak Sempozyum sırasında
katılımcılara verilecektir.
Geziler:
Sempozyum programı içinde yapılacak gezilerde; Kazdagları, Hasanboguldu, Sutüven,
Zeytinyagı müzesi, Zeytin ve Zeytinyagı fabrikası, Etnografya müzesi, Anıt agaçlar görülecek
yerlerden bazılarıdır. Geziler katılımcılar için ücretsizdir.
Konaklama:
Katılımcıların büyük bir kısmına konaklama destegi verilecektir. Digerleri için anlasmalı otellerde
indirimli konaklama saglanacaktır.
Kayıt ve Ücretler1:
Sempozyuma kayıt olmak için web sitesindeki (http://kazdaglari2010.com) Kayıt Formu’nun
doldurularak kazdagisymposium@gmail.com adresine gönderilmesi gerekmektedir.
Sempozyum için kayıt ücreti alınmayacaktır. Inceleme gezileri ücretsizdir.
Seçici Kurul tarafından belirlenen bildiri sahiplerine konaklama ve ulasım destegi verilecektir.
1-Not. Her bildiri için 1 yazar konaklama+ulasım desteginden faydalanabilecektir.
Iletisim:
Prof. Dr.Recep Efe
E-Mail: kazdagisymposium@gmail.com
Telefon: 0532 2474807
E-Mail: kazdagisymposium@gmail.com
Web sitesi: http://kazdaglari2010.com

Orkideler

Radikal Gazetesi:

Orkide ÇOMÜ’den Kaan Hürkan’ın tez konusuydu. Hürkan her yıl salep ve şifa için 80 milyon kök orkidenin söküldüğünü söyledi.

03/05/2009

BURAK GEZEN (Arşivi)

ÇANAKKALE -  ‘Kazdağlarındaki 38 orkide türü, salebin hammadmesi ve birçok hastalığa şifa olduğu için tehlike altında’.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Bilimleri Enstitüsü Biyoloji Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi Kaan Hürkan, tez çalışması kapsamında, Kazdağlarındaki orkide türü sayısının  38’e ulaştığını belirledi. Hürkan’ın ikinci tespitiyse bu türlerin aşırı söküm nedeniyle yok olma tehdidi altında olmasıydı.
Orkide (orchidaceae) dünyanın en çok tür içeren familyalarından.
Sadece Çanakkale’nin Çan ilçesi sınırlarında kalan bölgede 17 orkide türünün varlığını ortaya çıkardıklarını anlatan Kaan Hürkan şu bilgileri verdi:
“Orkide bitkileri, estetik güzelliklerinin yanı sıra salepin hammaddesi. Orkide yumrularında yüzde 11- 44 glikomannan, yüzde 8-19 nişasta, yüzde 1-4 şekerler, yüzde 0.5-1.5 azotlu maddeler, yüzde 2-10 kül ve yüzde 8-12 su bulunur. Glikomannan ve nişasta su tutma özelliğine sahip olduğundan Maraş dondurmasında kıvam artırıcı olarak kullanılır. Ayrıca vücudu sıcak tutma, soğuk algınlığı ve öksürüğe karşı etkileri halk arasında çok eski dönemlerden beri bilinir.”
Hürkan’a göre orkidelerin geleceği de tehdit altında:
“Ülkemizde her yıl ortalama 80 milyon orkide yumrusu topraktan sökülüyor. Bir orkide bitkisinin tohum safhasından, yeni bir bitki verinceye kadar geçen süre asgari dört yıl. Bunun nedeni, orkide tohumlarının çimlenebilmesi için mikorizaya (Rhizoctonia cinsine ait bir mantar tarafından enfekte edilme durumu) bağımlı olmasıdır. Bu kadar özel şartlarda ve uzun sürede gelişen bu bitkilerin yumruları bilinçsizce topraktan sökülerek yok edilmektedir. Kimseyi salep içme keyfinden mahrum bırakamayız, fakat orkide yumrularını toplarken bir sonraki sene bu bitkiyi yerinde görmek istiyorsak, eski yumruyu alıp, yeni yumruyu yerinde bırakmaya kesinlikle dikkat etmeliyiz. Ayrıca bu bitkilerin yumrularının ihracatı Tarım Bakanlığı tarafından yasaklanmıştır. Doğal kaynakları yok etmeden sürdürülebilir bir şekilde kullanmak, doğanın kendine özel dengesini bozmamak ve bu güzellikleri sonraki nesillere taşımak hepimizin en temel görevlerindendir.”

Kazdağı Ve Biyoçeşitlilik

Kazdağı Ve Biyoçeşitlilik

Ülkemiz Biyoçeşitliliği

Biyolojik çeşitlilik; kara, deniz ve diğer su ekosistemleri ile bu ekosistemlerin bir parçası olan ekolojik yapılar da dahil olmak üzere tüm kaynaklardaki canlı organizmalar arasındaki farklılaşma anlamına gelmektedir.
Ülkemiz; Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olarak isimlendirilen üç biyocoğrafik bölgeye ve bunların geçiş zonlarına sahip olması ve iki kıta arasındaki köprü konumu nedeniyle iklimsel ve coğrafik özelliklerin kısa aralıklarla değişmesi sonucu biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengindir.

Ülkemizdeki omurgasız hayvan türü sayısı yaklaşık 19.000’dir ve bunlardan yaklaşık 4.000 tür/alttür endemiktir (sadece o bölgeye özgü). Toplam omurgalı hayvan türü sayısı ise 1500’e yakındır ve bunların 100’ den fazlası endemiktir.
Ülkemizin bitkisel biyoçeşitliliğine bakacak olursak; tüm Avrupa kıtasında 12.500 açık ve kapalı tohumlu bitki türü varken, sadece Anadolu’da bu sayıya yakın (yaklaşık 11.000) tür olduğu bilinmektedir ve bu türlerin yaklaşık üçte biri Türkiye’ye özgü endemik türlerdir.

Kazdağı ve Biyoçeşitlilik

Kazdağı Güney Marmara Bölgesi’ nin batısında, Edremit Körfezi’ nin Kuzey kıyısında yer alır, yüksekliği ve bölgeye düşen yağış miktarı nedeniyle nemli bir iklime sahiptir. Alan bu nedenle doğal bitki örtüsü ve tarımsal ürün çeşitliliği açısından oldukça zengindir. Avrupa – Sibirya ve Akdeniz bitki coğrafyalarının kesişim noktasında kalması ve bakir olması nedeniyle, bu bölge çok sayıda nadir türe ev sahipliği yapmaktadır.
Kazdağı özellikle bitki, kuş ve memeli türleri açısından önemli bir bölgedir ve 37 bitki türü Önemli Doğa Alanı kriterlerini sağlamaktadır ve bu türlerden 32’ si ise sadece Kazdağı’ na özgü endemik türlerdir. Bu türlerden bazıları Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana subsp. equi-trojana), Kazdağı’ na özgü kantaron (Hypericum kazdaghensis), yüksükotu (Digitalis trojana), geven (Astragalus idea), kurt kulağı (Ferulago idaea), yoğurt otu (Galium trojanum), sarıkız çayı (Sideritis trojana)’ dır. Kazdağı’ nda bulunan bitki türlerinin çoğu tıbbi olarak kullanımı olan bitkilerdir ve ekonomik değerleri oldukça fazladır.

Yırtıcı ve orman kuşları açısından önem taşıyan alanda çok sayıda Anadolu sıvacısı (Sitta krueperi) üremektedir. Alanda üreyen yırtıcıların başında kaya kartalı (Aquila chrysaetos) ve gökdoğan (Falco peregrinus) gelmektedir. Kazdağı Önemli Doğa Alanında yaşayan ve küresel ölçekte önem taşıyan memeli türleri; Mehely’ nin nalburunlu yarasası (Rhinolophus mehelyi), uzun ayaklı yarasa (Myotis cappaccinii) ve kirpikli yarasadır (Myotis emarginatus). Ayrıca bu bölgede küresel ölçekte tehdit altında bulunan bir içsu balığı türü olan Capoeta bergamae bulunmaktadır.

Kazdağı’ nı Tehdit Eden Faktörler
Çanakkale – Çan Akışkan Yataklı Termik Santralı, ÇED raporu onaylanmış ancak Danıştay kararı gereği “ÇED Raporu Olumlu Belgesinin İptali Kararı” verilmiştir. Ancak santral inşaatı bitmiş ve deneme üretimine başlanmış durumdadır. Günümüzde birçok madencilik firması Önemli Doğa Alanı’ nın muhtelif yerlerinde maden arama ve işletme ruhsatı başvurusunda bulunmaktadır.
Bölgenin çevresindeki fabrika atıkları sonucu oluşan asit yağmurlarının ÖDA’ na etkileri gözlenmektedir. Yangınlar başta kızılçam olmak üzere dağın güney tarafındaki ormanlar için tehdit oluşturmaktadır.

Biyoçeşitlilik Neden Korunmalıdır ?
Biyolojik çeşitlilik, başta gıda olmak üzere insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasında çok önemli yere sahip olan canlı kaynakların temelidir. Bunun dışında; ayrışma, atmosferin kimyasal yapısı ve iklim gibi insanlar için yaşamsal önemi olan ve sadece sağlıklı ve karmaşık ekosistemlerin sürekliliği ile sağlanabilen hizmetler vermektedir.
Tıpta kullanılan ilaçların %50’ ye yakınının kökenini yabani canlılar oluşturmaktadır. Üretimi yapılan tüm tarım ürünlerinin, yani kültüre alınmış bitki türlerinin temeli doğada bulunan yabani akrabalarına dayanır. Bu nedenlerle biyolojik çeşitliliği oluşturan bileşenlerin korunmaları ve sürdürülebilir kullanımları, söz konusu doğal yaşamın varlığını ve devamını sağlamak demektir.
Kazdağı, gerek sahip olduğu mükemmel habitat alanları, gerekse bu habitat alanlarında barındırdığı sayısız flora ve fauna zenginlikleriyle tüm canlıların içinde bulunmak isteyeceği bir ortamdır ve bu ortamı korumak hepimizin insanlık görevidir.

Kaan HÜRKAN
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Fen Bilimleri Enstitüsü
Biyoloji Anabilim Dalı
Kaynaklar

1) Türkiye’ nin Biyolojik Çeşitliliği ve Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi – UNEP / GEF Biyolojik Sözleşmesinin Uygulama Projesi.
2) Türkiye’ nin Önemli Doğa Alanları. Doğa Derneği yayınları 2006.
3) Gönüz, A., Hürkan, K., 2007. Kazdağları’ nın Bitkisel Hazineleri. Troy Dergisi Sayı:28 Sf: 14-17.
4) Kılıç, D. T., Eken, G. 2004. Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları 2004 güncellemesi. Doğa Derneği Yayınları, Ankara.

Fotoğraf 1. Kazdağı – Ayazma (Hürkan)
Fotoğraf 2. Kazdağı Karaçam Ormanları (Hürkan)

International Symposium on Kaz Mountains (Mount Ida) and Edremit Global Change in the Mediterranean Region

FIRST ANNOUNCEMENT
Welcome
Dear Colleague,
We would like to invite you to attend the “International Symposium on International Symposium on
Kaz Mountains (Mount Ida) and Edremit- Global Change in the Mediterranean Region” to be held
22-24 October 2010. The meeting is hosted by Edremit Municipality.
This symposium is organized to bring together academic scientists, from different countries to
meet and do discuss current research. The Symposium is broad in scientific scope, are open to
all academicians those interested, in the geography, history, culture, settlement, population,
tourism, ecosystems, climate, olive agriculture, ecology, mythology, vegetation, botany of
Mediterranean Region.
All papers presented at the symposium will be published in Symposium Proceeding Book. Call for
abstracts and papers are now open. Abstracts will be accepted until May 1, 2010. Abstracts of no
more than 400 words should be submitted to: kazdagisymposium@gmail.com
The language of the symposium will be English.
For further information and updates about the symposium, please visit the Symposium website at:

http://kazdaglari2010.com

In addition to the academic programs at the Symposium, we have also organized excursions and
do hope we will be able to give you a flavor of our beautiful region and its culture.
Please note that ALL APPROVED PARTICIPANTS from abroad will be accommodated at the
Hotel FREE of CHARGE. There is no fee for registration and field trips.
We look forward to receiving your abstract and seeing you in Edremit, Turkey in October 2010.
Best Regards,
Prof. Dr. Recep EFE
On Behalf of Symposium Organizing Committee
Symposium Themes
The Symposium is broad in scientific scope, includes a wide range of themes addressed by
scientists from diverse natural and social science disciplines. Symposium is open to all
academicians those interested, in the subjects listed below on Mediterranean Region.
Agriculture History
Archeology Geomorphology
Art Hydrology
Biodiversity Land Use, Land Cover Change
Botany Literature
Climate Mountain Ecosystem Management
Disasters Mythology
Ecology Olive
Economy Protected Areas
Environment Sociology
Forestry Soil
Geography Tourism
Geology Vegetation
Aim of the Symposium: The aim of this interdisciplinary Symposium is to bring
together the scientists from Mediterranean region and around the world in order to present the
latest scientific results on all aspects of research on Mediterranean Region.
Scientific Advisory Committee
Suzana ALIU – StateUniversity of Tetovo, Macedonia
Cemil ATA – Yeditepe University, Turkey
Ibrahim ATALAY – Dokuz Eylul University, Turkey
Metin AYIIGI – Balikesir University, Turkey
Dan BALTEANU – Academi of Science, Romania
Stanley D. BRUNN – University of Kentucky, USA
Helmut BRÜCKNER – University of Marburg, Germany
Recep EFE – Balıkesir University, Turkey
Abd-Alla GAD – NARSS, Egypt
Necdet HACIOGLU – Balikesir University, Turkey
Florim ISUFI – University of Pristina, Kosovo
Andrej KRANJC – Slovenian Academy of Sciences and Arts Slovenia
Pua Bar KUTIEL – Ben Gurion University, Israel
Laila MANDI – CNEREE – University Cadi Ayyad, Morocco
René MATLOVIC – University of Presov, Slovakia
Kenan MORTAN – Mimar Sinan University, Turkey
Nizar OMRANI – Arid Land Institute, Tunisia
Münir ÖZTURK – Ege University, Turkey
Gürcan POLAT – Ege University, Turkey
George S. POLYMERIS – Greece
Nadia SÉNÉCHAL – University Bordeaux, France
Peter SLAVEYKOV – University of Sofia, Bulgaria
Fantina TEDIM – University of Porto, Portugal
Costas A. THANOS – University of Athens, Greece
Varol TOK – Çanakkale Onsekiz Mart University, Turkey
Gülendam TÜMEN – Balikesir University, Turkey
Gabriele ZANETTO – Foscari University, Italy
Nikolaus ZOUROS – University of Aegean, Greece
Local Organising Committee
Recep EFE- Balikesir University
Zekeriya ÖZDEMIR-Edremit Municipality
Süleyman SÖNMEZ-Balikesir University
Murat Poyraz-Ahi Evran University
Contact persons
Prof. Dr.Recep Efe
E-Mail: kazdagisymposium@gmail.com
Mobile phone: +090-532 2474807
Zekeriya Özdemir
Tel:+90-266-373 15 55, Fax:+90-266-373 44 24
E-Mail: kazdagisymposium@gmail.com

http://kazdaglari2010.com

Circulars and Deadlines
First Announcement and call for papers 25 February 2010
Submission of abstracts 01 May 2010
Notification of authors 10 May 2010
Submission of full papers 01 September 2010

Kazdağları Çevre Eğitim Kursu Fotoğraf ve Dökümanları

2009 yaz döneminde II Kazdağları Çevre Eğitim kursuna katılan katılımcıların fotoğraf ve dökümanları

http://picasaweb.google.com.tr/kazdaglarim

adresinde

dokumanlar ise

http://www.kazdaglari.org/kalfa

adrersindedir.

osmandemircan

Kaz Dağları’nda maden arama çalışmaları yeniden

http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/10/03/kaz.daglarinda.maden.arama.calismalari.yeniden/546088.0/index.html

anakkale’nin Bayramiç ilçesinde bulunan Kazdağları’nda maden arama çalışmaları tekrar başladı.

Muratlar Köyü civarında maden arama çalışmalarına bir yıl önce ara veren Teck Cominco şirketi, sondaj çalışmalarına yeniden başladı.

Teck Cominco şirketi adına maden araştırmaları projelerini yürüten Jeoloji Yüksek Mühendisi Bayram Artun, şirket adına çalışmalara başladıklarını söyledi.

Belirli bir program çerçevesinde araştırma ve sondaj yaptıklarını belirten Artun, “Yıl sonuna kadar çalışmalarımızı devam ettirmeyi düşünüyoruz. Hava koşullarının el verdiği sürece burada çalışmalarımız sürecek” dedi.

Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kazdağları’nda başlatılan sondaj çalışmalarından dolayı yöre halkı tedirgin olduğunu söyledi.

Pehlivan, Bayramiç’de halkın geçimini hayvancılık, tarım ve meyvecilikten sağladığını belirterek, “Kazdağları’nın üstü altından daha değerlidir. Bu tür çalışmalar yöremizi ekonomik olarak daha da sıkıntıya düşürecektir. Ekonomik kriz nedeni ile malını satamayan üretici daha da perişan duruma düşecek” dedi.

Pehlivan, Kazdağları’nda yapılan sondaj çalışmalarına karşı yasalar çerçevesinde mücadele edeceklerini ifade ederek, geçtiğimiz dönemde yapılan çalışmalar nedeniyle hayvancılığın zarar gördüğünü, bu sektörde önemli ekonomik kayıp yaşadıklarını öne sürdü.

Bezirğanlar köyü muhtarı Talat Karakuş da, çalışmalardan rahatsızlık duyduklarını, köylünün Kazdağları’nda artık böyle çalışmalar görmek istemediğini bildirdi.

Muratlar köylüleri de çalışmaların köyün içme suyunun bulunduğu bölgede yapıldığını, bu nedenle sularının tekrar kirleneceği endişesini taşıdıklarını ifade ettiler.

“DOĞAYI REHBER ALIRSAK ASLA YANILMAYIZ”

Dr. A. Gazi TUNCER

“NATURAM DUCEM SEQUENTES NUMQUAM ABERRABİMUS”

“DOĞAYI REHBER ALIRSAK ASLA YANILMAYIZ”

“Eğer vatan denilen şey, kupkuru dağlardan, taşlardan, ekilmemiş sahalardan, çıplak ovalardan, şehirlerden ve köylerden ibaret olsaydı onun zindandan hiçbir farkı olmazdı.”                                                                                                                           Mustafa Kemal Atatürk

Güzel yurdumun cennet köşelerinden ,geçmiş ve gelecek tarihimizin  toplumsal  etkileşiminde önemli  bir yeri olan Kaz Dağlarının başka bir boyutunu sizlere anlatacağım.  Sizlerden  Kaz Dağlarını Hasan Boğuldu göletinin , Sütüven  Şelalesinin ve doğal güzelliklerinin dışında bir başka bakış açıyla görmenizi  ve  duyumsamanızı  isteyeceğim.

Temmuz Ortalarında elektronik bir ileti alıyorum. “18 Mart Çanakkale Üniversitesi ve Bayramiç Belediyesinin düzenlemiş olduğu 3. Çevre Eğitim Kursuna katılmak istermisiniz?” Hemen aklıma son günlerin  önemli  gündemlerinden biri geliyor. “ Kaz Dağlarında Altın arama ruhsatı verildi”.  Basında boy boy manşetlerle yer alan bu haber çıktığında yüreğimdeki nefret duygularının nasıl da alevlendiğini hatırlıyorum. Uluslararası sermayenin büyük bir bölümüne sahip olan para babaları çıkarları uğruna kendi topraklarında  yasaklanmış  olan  yöntemlerle  benim uğruna nice şehitler vererek kutsanan cennet vatanımı kirletme hakkını kimden alıyorlardı? Kaz dağlarından çıkaracakları altını kendi ülkelerine götürürken benim güzel yurdumun topraklarında bıraktıkları zehirli atıklar    yetmeyecekmiş  gibi  çevresine   ve ekolojik düzene verecekleri zararları düşünmek bile ruhumu karartmaya yetiyor. Kazı alanlarından çıkaracakları hafriyatın döküldüğü alanlar  ile, bu alanlara ulaşmak için açılacak yollar boyunca kesilen ağaçların hesabını kime verecekler. Yüzyıllardır bu bölgenin havasını suyunu temin eden kaz dağlarını kirleterek çocuklarımızın sakat,özürlü ve hastalıklı doğmalarının sebebi olmaktan hiç mi vicdanları sızlamayacaktı? Kesinlikle sızlamayacaktı. Çünkü bu canavar sermaye benim hem dirimden  hem de ölümümden para kazanmayı   kendisine ilke edinmiş. Çıkardıkları altınlarla kuracakları ilaç fabrikalarında üretecekleri  ilaçları , altını çıkarırken hastalandırdıkları bu vatanın güzide evlatlarını iyileştirmek adına satarak tekrar tekrar sömürecekler.Kısacası  kendi çıkarları adına her koşulda ülkemin taşına toprağına ve yaşayan her türlü canlısına insafsızca zarar vermeyi amaç edinmiş sermayenin kıskacına gireceğiz.Bu  düşünce karmaşası içinde iletiyi yanıtlıyorum Ben de bu mücadelenin bir parçası olmalıydım. 1/5 Ağustos   aralığındaki 22 kişilik gönüllü çevre dostu gurubuna katılıyorum.

1980-1982 yılarında Edremit’te hükümet tabipliği yaptığım yıllarda kaz dağlarının güney yamaçları hakkında yeterli bilgiye sahiptim. Sarıkız tepesinde yaptığım  bir otopsi  nedeniyle güney yamaçlarını zirveye kadar  görme imkanına sahip olmuştum  . Benim için bilinmeyen kuzey yamaçları ve Bayramiç ovası idi. Bu kurs sayesinde dünyanın en çok oksijenine sahip olan kaz dağlarının daha farklı bir bakış açısıyla tanıma imkanı doğmuştu. Sizlere  beş günlük gezi boyunca nerelere gittiğimizi neler yaptığımızı  anlatmayacağım .Meraklısı her zaman  çeşitli alternatiflerle bu imkanlara  sahip olabilir.Sizleri Kaz Dağları’nın tarihi geçmişine götürmek  ve bu vatan için neler ifade ettiğini  açıklamak adına bilgilendirmenin çok daha doğru olacağına inanıyorum

.Kaz dağları nedir?  Ne değildir.?

Yunanlılar döneminde Kazdağı’na “İda-İlyeda” ve doruğuna da “Ayda” denilmektedir. “Ayda”   o dönemde  ilâhların ve ilâhelerin kutsal merkezidir. Sarı Şaman dininden olan şimal Türklerinden Aktav Türkleri buraya gelip yerleşince eski inançlarını Türk-İslâm perdesine bürüyerek “Ayda” doruğuna “Sarı kız” ve asıl dağa da “Kaz-dağı”adını verirler. “Kaz” kelimesi; bügün “Tahtacı” dediğimiz kereste ve marangozluk mesleği ile uğraşan  Türkmenlerce kutsal sayılan bir hayvandır. Çember veya üçgen içine çapraz iki kazayağı olarak işlenen, ilahi ve uğur getiren bu sembol; her Türkmen’in iş elbisesinden mezarına kadar her yerde kullandığı bir simgedir.  İşte bu nedenle de İda Dağı’nın adı Kaz Dağı olmuştur

Osmanlı devleti, Gelibolu’da ilk tersanesini oluştururken, gemilerin ağaçları Kaz Dağı’ndan sağlanıyordu. 1450’li yıllarda, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethi için kereste temin maksadıyla Çukurova’dan buraya tahtacı nakli istiyor.  Bu amaçla Durhasan Dede’ye bağlı Tahtacılar da  Çukurova’dan Kaz Dağı’na getirilip yerleştiriliyor. Kaz Dağı, Horasan erenlerinden Sarı Saltuk Baba’nın ikametgahıdır. Bu yöredeki Türkmenler için ibadet merkezidir.

Kaz Dağı, yalnız hava, toprak ve su değildir. Geçmişten günümüze Biga yarımadası’nın (Troas) gerek karasal, gerekse sucul eko-sisteminin en  vazgeçilmez unsurudur. Kaz Dağı; yerüstü ve yeraltı su rezervleriyle, sıcak ve soğuk su kaynaklarıyla, Biga yarımadası’nın hayat kaynağıdır., Anadolulu şair Homeros’a göre “Bin pınarlı, çok pınarlı, hayvanı ve bitkisi bol olan yer” kazdağı’dır. Doğal bitki örtüsü olan ormanları, endemik türleri, gen kaynakları ve koruma alanları ile bölgenin yaşam kaynağıdır. Dünyamızın en önemli ekolojik bölgelerindendir

Kaz Dağı, doğal ve kültürel kaynak değerleri açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Bu değerler Kaz Dağı kütlesinin tümüne dağılmış durumdadır. Kaz Dağı; tarihsel, kültürel, ekolojik ve toplumsal mirasımızdır.

Kaz dağına yönelik mitolojiler oldukça fazladır. Tanrılar ve Tanrıçalar arasındaki ilişkiler ile İnsanlarla Tanrı ve tanrıçalar arasındaki ilişkilerin geçtiği mekân; hep Kaz Dağı’dır. Mitolojilerin ana kaynağı Homeros’tur.  “Zeus ve Ganymede”; “Afrodit ve Anchises”; “Güzellik yarışması”; en ünlülerindendir.”Sarı kız Efsanesi” ise yörenin Türkmenlerce yapılandırılmasından sonra oluşmuş ve  dağların bugünkü ismini aldığı en önemli hikayesidir.

İnsanlığın doğal ve kültürel evrensel değeri, efsanelerin kutsal  yeri  Kaz Dağları, uygarlığın temellerinin kurulduğu TROİA’nın ev sahibidir. Aristo’nun okulu Hümanizmin merkezi de Kaz Dağı’ndadır. Dağın etrafı Troia başta olmak üzere; Adramitium, Antandros, Assos, Lemponia, Gargaria, Kebrene, Skepsis.. gibi çok önemli antik yerleşimlerle çevrilidir.

Kaz dağlarına ve yöreye gelebilecek  en büyük tehlike 1-Çan Termik Santralı  ve  2-Zengin maden yataklarının yaratacağı olumsuzluklardır.

Sorunların bir başka boyutu; küresel ısınmaya da gerek kalmadan yaşanacak olandır. O da Kaz Dağı’ndaki madenlerin çıkarılmaya başlanmasıyla oluşacaktır. Felaketin ilki madenlerin çıkarıldığı bölgede oluşacak erozyondur. Genelde engebeli bir yapıya sahip olunan bu topraklarda doğal bitki örtüsü bozulduğunda erozyon hızla kendini göstermektedir. Bu durum da gölet ve barajların kullanım sürelerinden önce dolması gündeme taşınacaktır.

Diğer bir sorun; Madenlerin çıkarıldığı bu bölgede kullanılacak kimyasallarla ya da kül barajlarına bırakılan ve aktif hale gelmiş partiküller ve ağır metallerle; yer altı ve yüzey sularının kirlenmesiyle yaşanacak olandır. Suların kirlenmesi ise, bölge tarımının ve halkının  sonunu hazırlayacaktır. Yurdumun dört bir tarafına bu yöreden  gönderilen  gıdaların  ve sebzelerin kirletilmesi sonucu oluşabilecek sağlık sorunlarının boyutlarının nerelere varacağını tahmin etmeniz hiç de zor olmayacaktır.   Geleceği planlamakla yükümlü olan merkezi ve yerel yönetimler, akademisyenler ve doğaya duyarlı olan herkese düşen görevler olduğunu unutmayalım. Özellikle bizlerin geleceğini karartmaya yönelik bu yönde yapılacak her türlü uğraşılara karşı uyanık olmak en başta gelen görevlerimiz olmalıdır.

Şu gerçek asla unutulmamalıdır .”Kaz dağlarının üstündeki zenginlik  altındakilerden  daha değerlidir.”

Dr. A. Gazi TUNCER

****Not: Değerli çevre dostlarına  başta M. Şehabettin  KALFA’ nın “Yeşil Dünya Kaz Dağları”  yazısından ve diğer öğretim görevlilerinin    eğitim notlarından yararlandığım ve kaynak olarak kullandığım için  kendilerine çok teşekkür ediyorum. Ayrıca tüm eğitmenlere  ve Bizleri ziyaretleri ile şereflendiren Sayın Rektör ve tüm eğitim kadrosuna  Bayramiç Belediye Başkanı ve ekibine sonsuz teşekkür ve sevgilerimi sunmaktan gurur duyuyorum.Tüm gurup arkadaşlarıma sevgiler selamlar….Yazım bu ayki Tepecik Hastane Bülteninde yayınlanacak

Ayazma Şenliklerinde  bizde vardık                                                                      Sedir ağacı ve kozalağı

Çevre  Gönüllüleri     “hay maaşallah” Ağaç MANTARI

Tarihte kayıtlı  ilk rüşvetin bu yarışmada Afrodit                           **  Paris’in Elazığ’lı versiyonu

tarafından Paris’e verildiğini biliyormusunuz?

Muhteşem Kayın ormanları

Sütüven  Şelalesi

Burası  cennet  VE GILMAN GAZİ

Peki ormanlar ne olacak?

Peki ormanlar ne olacak?

19 Ağustos 2009 Çarşamba

HUKUKU VE ORMANLARI FEDA EDEN YÖNETMELİK (*)

Hukukun üstünlüğünü bir kenara atıp, ormanları ‘madencilik’ adı altında yürütülen her türlü faaliyete feda eden yeni bir yönetmelik bugün Resmi Gazetede yayımlandı. Büyük maden işletme şirketleri bastırdı, Bakanlar Kurulu, yürütmesi durdurulan yönetmeliğe getirilen ek madde ile orman alanları talana açıldı ve bir kez daha hukuk güvenliği ortadan kaldırıldı.

‘Madencilik’ adı altında, hiçbir çevre koruma kaygısı taşımadan, çevre koruma alanında elde edilen pek çok toplumsal ve hukuksal kazanım hiçe sayılarak yapılan 5177 Sayılı yasa ile değiştirilen Maden Yasası’nın 7/1. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunmuştu. Anayasa mahkemesi ayrıca “maden, petrol ve jeotermal kaynakları arama faaliyetlerini ÇED kapsamı dışına çıkartan” Çevre Yasası’nın 10. maddesinin üçüncü fıkrasını da Anayasaya aykırı bularak iptal etmişti. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından iptaline karar verilen yasaya dayanılarak çıkartılan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliği hakkında da Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmişti

Orman alanları korumasız hale getirildi…

Yürütmeyi durdurma kararı; “çevre üzerinde geri dönüşü mümkün olmayan tahribatlara yol açması olasılığı”na dayanmaktaydı.Danıştay Kararı gerekçesinde; “…Anayasa Mahkemesi’nin kararı karşısında, yönetmelik yasal dayanağını yitirmiştir. Anayasa’nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazetede yayımlanmasının bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olması, yönetmeliği hukuka uygun hale getirmez. Çünkü, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Maden Yasası’nın 7. maddesinin ilk fıkrasında sayılan alanlarda yapılacak maden arama ve işletme faaliyetlerinin neden olabileceği zararlar ve bu alanların geri kazanılmasının olanaksızlaşması, Anayasa’nın bu alanlara ilişkin özel düzenlemeleri ile Anayasa’nın 90. maddesine göre onaylanmış çevrenin korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmaların ihlali anlamına gelecektir….” denmekteydi. Yürütmeyi durdurma kararına yapılan itiraz Danıştay İdari dava Daireleri tarafından reddedilmişti.

Yürütmeyi durdurma kararı, Madencilik Faaliyetler İzin Yönetmeliği’nin kim maddelerinin iptali için verilmiş olsa da yönemeliğin tamamını kapsar niteliktedir. Şimdi; açıkça hukuka aykırı bulunan ve uygulanmasının giderimi olanaksız zararlar doğuracağı düşünülerek yürütmesi durdurulan yönetmeliğe bir geçici madde eklenerek, orman alanları korumasız hale getirilmiştir.

Bunun anlamı açıkça hukukun ve ormanların büyük maden şirketlerinin çıkarına feda edilmesidir. Bir kez daha hukuk güvenliği ortadan kaldırılmış, yaşam alanları korumasız bırakılmıştır.

Yönetmeliğe eklenen maddenin hukuka aykırılığı açıkça ortada açılacak davada iptal edileceği belli, ama zaten hukuka uygun davranma kaygısı taşınmıyor, tek amaç maden lobisinin isteklerini yerine getirmek.

Hukukun üstünlüğünü ve canlı yaşamını gerçekten savunan herkes, her örgüt, buna sessiz kalmamalıdır.


(*) EK BELGE:

Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 19 Ağustos 2009 Çarşamba tarihli Resmî Gazete Sayı : 27324′de yayınlanan

YÖNETMELİK

Karar Sayısı : 2009/15307

Ekli “Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in yürürlüğe konulması; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 10/8/2009 tarihli ve 3813 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 10/8/2009 tarihinde kararlaştırılmıştır.

(C.Başkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulunun imzaları)

MADENCİLİK FAALİYETLERİ İZİN YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 – 24/5/2005 tarihli ve 2005/9013 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Madencilik Faaliyetleri İzin Yönetmeliğine aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 4 – Orman sayılan alanlarda madencilik faaliyetlerine ilişkin yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar orman, muhafaza ormanı ve ağaçlandırma alanlarında madenlerin aranması ve işletilmesi ile ilgili faaliyetlerde alınması gereken izinlerde 22/3/2007 tarihli ve 26470 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Orman Sayılan Alanlarda Verilecek İzinler Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.”

MADDE 2 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3 – Bu Yönetmelik hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Macahel’e sekiz elektrik santralı kuruluyor‏

Macahel’e sekiz elektrik santralı kuruluyor

18/08/2009 10:01

Artvin’deki yeryüzü cenneti Macahel Vadisi’nde sekiz hidroelektrik santral için lisans verildi. Firmalardan biri bir ay içinde inşaata başlıyor. Tedirgin bekleyiş sürerken onlarca sivil toplum örgütü ‘Santral inşaatı vadiyi bitirir’ dedi

SERKAN OCAK (Arşivi)

ARTVİN – Macahel, Artvin’in Borçka ilçesine bağlı bir vadi.. Gürcistan sınırında yeşillikler içerisinde saklı bir cennet gibi. Vadinin iki yanı asırlık kayınlar, ıhlamurlar, köknar, kestane, ladin çamları, meşe ağaçlarıyla kaplı. Hiç eksik olmayan yağmur suları dağ sırtlarından aşağı bulduğu her kıvrımdan akıyor. Yükseklerde küçük şelaleler oluşturan sular, vadinin ortasında büyük derelere dönüşüyor. Irmağın gümbür gümbür akan sesi ise tüm vadiye yayılıyor.
UNESCO tarafından Türkiye’nin tek ‘Biyosfer Rezerv Alanı’ ilan edilen Macahel Vadisi’nde ‘tehlike çanları’ çalıyor. Tüm Doğu Karadeniz’de olduğu gibi, Macahel Vadisi’ndeki derelerde de Hidroelektrik Santralı (HES) yapılmak isteniyor. Macahel’de EPDK’nın lisans verdiği HES sayısı sekiz.
Türkiye’nin dereleri son günlerde HES projeleriyle anılır oldu . Doğu Karadeniz’de yapılması düşünülen yaklaşık 550 HES, bölgede örgütlü mücadeleye yol açtı.
Macahel Vakfı’nca ‘H2SOS’ adıyla düzenlenen toplantı Macahel’in altı köyünden biri olan Camili’de yapıldı. Doğa Derneği’nden Camili Koruma Derneği’ne, TEMA Vakfı’ndan Derelerin Kardeşliği Platformu’na kadar onlarca sivil toplum örgütü Camili’de buluştu. Sadece Derelerin Kardeşliği Platformu’nda 21 dernek ve vakıf var.
Toplantıda Macahel Vakfı Başkanı Bahattin Sarı tam bir çevre felaketi tablosu çizdi: “HES santral için üç metre çapında 85 kilometre uzunluğunda tünel yapılacak.. 150 bin ton hafriyat çıkacak. Bu hafriyat ortalama 10 bin kamyonla taşınacak.” Doğa Derneği Başkanı Güven Eken’e göre Türkiye’de dereler soykırıma uğruyordu:  “Belki de tüm dereler satıldı. Başımıza neyin geleceğini bilmiyoruz. Su kullanımı konusunda karanlık bir dönemden geçiyoruz.”
TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Gürses  temkinliydi:
“İstemezuk anlayışıyla hareket etmedik. Doğru bilgiye ulaşıp zararın ne olacağı, neler yapmamız gerektiği konusunda çalışmalara başladık. İçinde sosyologların dahi olduğu uzmanlardan bir ekip oluşturduk. İlk amacımız geniş çaplı bir rapor oluşturmak.”
Gülkar Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş. Camili’deki Gohinavi Deresi’nde 5.05 megavatlık HES için EPDK’dan lisans aldı. Şirket bir ay içinde inşaata başlamayı ve bir yılda bitirmeyi hedefliyor. Radikal’in sorularını yanıtlayan şirketin ortağı Yrd. Doç. Dr. Hayrettin Gülbin’e HES’lere karşı tepkilerin ‘maksatlı’ olduğunu iddia etti:
“Yapılan çevreciliğin hiçbir bilimsel yanı yok. Bölgeyi Biyosfer Rezerv Alanı ilan eden UNESCO  yenilenebilir enerjiyi destekliyor. UNESCO’nun başkanlığında Orman Genel Müdürlüğü’nde içinde ziraat mühendislerinin de bulunduğu beş kişilik bir bilim komisyonu var. Projelerin çevreye zararı olmadığını söylediler. TEMA’nın orada uzun dönem stratejik bir planı var. Bölgede ekonomik kaynakları durdurup insanları zorla göçe zorluyor. Bizim proje amaçlarına ters. Ne kadar su bırakılacağının formülleri var, buna uyulmazsa çevre kanununa ters düşmüş oluruz. İnşaat sonucunda 220 bin metreküp hafriyat çıkacak. 500 metreküp de ağaçlık alan zarar görecek bu da tahmini 600 ağaç. Bunun karşılığında kesilen ağacın dört katı fidan dikim ücreti ve beş yıllık bakım maliyeti Çevre Bakanlığı’na ödeniyor.”

‘Pet şişeye hayır derken…’
Ama Camili Derneği Başkanı Hasan Yavuz tedirgin: “Burada yıllardır yaygın işkolumuz ormancılıktı. Ağaç kesiyorduk. Sonra ağaçları kesmekle bir yere varamayacağmızı anladık. Arıcılıkla uğraştık. Ormanları korumaya başladık. 5 yıl önce buraya pet şişeleri sokmamanın, buradan su alınmamasının yolunu aradık. Tam bu konuda sonuçlar alınıyordu ki şimdi de bu HES belası çıktı karşımıza!”
İki gün süren toplantının ardından köy kahvesinin önünde toplanan Ekrem Paker, Selim Ekivi, Zihni Gülbin, Şadi Özgöz ve Özden Gülbin hem kırgın hem de kararlı: “Tüfeği alacaksın, hepsini vuracaksın”, “Geldiler, size iş vereceğiz dediler, yer miyiz”, “Yolunuzu yapacağız dediler, meğer derelerimizi alacaklarmış.”