4 ay önce yazıldı.

http://www.canakkaleolay.com/yazi.asp?id=3156

tkoc@comu.edu.tr

Seni seviyorum Kaz Dağı

 

Merhaba Kaz Dağı.
Biliyorum ki sen çok yaşlı/genç, tecrübeli/toy, bereketli/kurak, doğurgan/yıkıcı, çeşitli/yavan, dingin/fırtınalı, coşkulu/durgun, mağrur/sevecen… Kısacası doğanın güzel/tehlikeli köşelerinden birisin. Senin eteklerinde yaşamak beni mutlu ediyor. Yalnız yaşamadığını görüyorum; Bütün dünyanın bir parçası olarak Biga Yarımadası, Marmara ve Ege denizleri, Trakya ve Anadolu yarımadaları, havası, suyu, toprağı ve canlılarıyla bir bütünsün. Sanıyorlar ki yalnızca durup bekliyorsun; oysa sen durmadan çalışıp üretiyorsun. Senin ürettiğin; oksijen, su, ağaçlar, meyveler, sebzeler, arılar, karıncalar, geyikler, çiçekler, serinlik, ağaç gölgesi, kar, rüzgar… Özetle yaşam benim var olmamı sağlıyor. Koltuğumda otururken bile senin kucağında oturmanın keyfi ve huzurunu yaşıyorum. Sevgi emekse, emek üretmek ve var etmekse, paylaşmak birlikte olmaktan haz almaksa bütün bunları ve daha fazlasını sende yaşıyorum Kaz Dağı. Lafı dolandırdığımın farkındasın; utanıyorum söyleyemiyorum… Seni seviyorum Kaz Dağı.
…………………
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız   fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Atilla İlhan
“Seni seviyorum” ifadesi hemen söylenebilecek bir söz değil. Senin bütün kayaçlarının nasıl ve kaç milyon yılda oluştuğunu, hangi sıkışma ve gerilimlerin seni kırarak faylara ayırdığını ve yükseltip yücelttiğini öğrendim. Yükseldikçe bulutların, kar’ın, fırtınanın önünde engel olduğunu ve böylece bereketli pınarları (Bin pınarlı İda) besleyen suları topladığını, her yüzünde (Bayramiç, Edremit), her derende, her tepende farklı iklimler oluşturduğunu anladım. Bazen hırçın, bazen sevecen hallerini; yani iklim çeşitliliğini öğrenince bu kadar farklı ve zengin düşünce/bitki yetiştirebilecek toprağın/doğurganlığın nasıl oluştuğunu anladım. Afrodit, Hera ve Athena senin güzelliğini temsil etmek için yarıştılar ve aslında sen onlardan birisi değilsin; üçü de senin güzelliğinin bir kısmını temsil ediyor. Güzelliğinin/güzellerinin göğüsleri/gözeleri/pınarları akıttığı tatlı şerbetleri ile tanrıları (Zeus) ve insanları sana çekti. Cazibene kapılan her kültür seninle zenginleşti ve aynı zamanda seni daha da zenginleştirdi. İşte ben de insan/aşık olma çabamda sana emek verdikçe (çalıştıkça) ve anladıkça seni daha çok sevdim yani pir parçan oldum.
Bu günlerde çok acı çekiyorum, aşkın bana acı vermeye başladı. Sen bütün bu olma/emek sürecinde sıraladığım güzelliklerini oluştururken dünya sahip olma hastalığına kapıldı. Sana da sahip olmak istiyorlar ve seni satın alıp kalbini/altını söküp/alıp daha da zenginleşeceklerini sanıyorlar. Bilmiyorlar ki bütün parçaların/farklılıkları ile bir bütünsün. Bilmiyorlar ki sen bir parçan eksik olduğunda ve hele bağrına zehri/siyanürü yerleştirdiklerinde sen bereket değil felaket dağıtırsın. Hırsızlar, senin beslediğin işbirlikçilerin yardımıyla, kalbini/altını çalıp kaçtıklarında sen cadı olursun Balya olursun ve herkes senden kaçmaya başlar. Ben sana sahip olmak değil seninle olmak istiyorum. Sınırsız, kalıpsız, coşkulu ama saygılı olarak, seni anlayarak, bütün güzelliklerini yaşamak istiyorum.
Bu günlerde hava kararıyor, zor günler yaşıyoruz. Bütün yerli işbirlikçileri ile birlikte Çok Uluslu Şirketler (ÇÜŞ) sana saldırıyor. Hal böyle olunca sana emek vermenin, seni anlamanın ve olmak istemenin yeterli olmadığını anladım. Belki de seninle bir daha hiç olamamak pahasına, öfkelenmenin, kayıtsız kalmayarak mücadeleye katılmanın, senin için kavga etmenin yani daha fazla emek vermenin zamanı olduğunu anladım. Bu kavgamı/emek mücadelemi her ne pahasına oluysa olsun sürdüreceğim. Bunun için 14 Aralık 2011′de, Çarşamba günü, Çanakkale merkez ilçe ve bütün ilçelerinde saat 12.30′da bütün meydanlarda sana olan sevgimi ve seninle olma isteğimdeki kararlılığımı haykıracağım.
Kaz Dağı;
Sana sahip olmak değil seninle olmak,
Seni tüketmek değil seninle çoğalmak,
Seni bitirmek değil her paylaşımımda yeniden ve daha güzele başlamak,
Senin sahibin değil parçan olmak,
Seni azaltmak değil çoğaltmak,
Arzularımla seni sömürmek değil zenginleştirmek,
Eteklerinde, derelerinde, doruklarında, sende olmak,
…………………………………………………………… istiyorum.
Bu mücadelem bir günlük değil var olma ve seninle olma mücadelesi benim yaşam felsefem. Ya istediğim, doğru olduğunu düşündüğüm gibi olacağım ya da olmayacağım. Seninle birlikte el ele sömürü düzeninin sahip olma ilişkisi ötesinde birlikte olma mücadelemizde, değişik yöntemlerle, hep devam edeceğim. Benimle olmak istediğini/isteyeceğini ve bana çok emek verdiğini/vereceğini biliyorum.
Sevgi emektir. Haydi bütün güzel şeyler için, Kaz Dağı için, olmak için mücadeleye…
  cyasar
4 ay önce yazıldı.

Aşağıdaki yazı BİLİMANİA Sitesinden Alınmıştır.

150 Yıl Öncesinden İklim Araştırmaları

Prof Dr. Hülya Yıldırım- hulya.yildirim@kocaeli.edu.tr

 

 

Yüz elli yıl önce yaşamış olan ünlü Amerikan düşünür ve yazarı Henry David Thoreau tuttuğu günlüklerle bugünün iklim değişikliği çalışmalarına çok değerli bilgi sağlar durumdadır. Aynı zamanda bir doğa bilimci olan Thoreau, yazılarında gününün doğal çevresini bilimsel bir biçimde titizlikle kaydedince, iki kitabı ve günlükleri iklim değişiklikleri araştırmalarında paha biçilmez veri kaynağı olmuştur.

 

Boston Üniversitesi’nin (BU) web sayfası 14-18 Kasım, 2011 tarihli haftalık haberleri arasında iklim değişikliğini (4) inceleyen ilginç bir proje duyurmuştur. Bu proje, “Watching Climate Change from the Ground and the Heavens: College of Art and Science -CAS profs. get an assist from Thoreau” (Yerden ve Göklerden İklim Değişikliklerinin Gözlenmesi: Fen Edebiyat Fakültesi profesörleri Thoreau’dan yardım almaktadırlar) başlığı ile verilmiştir.

Projede, 150 yıl önce Thoreau tarafından yapılan iklim değişikliği çalışmaları kayıtları, güncel yersel çalışmalardan elde edilen ölçümler ve Uzaktan Algılama yer gözlem uydu verileri birlikte değerlendirilerek, günümüz iklim değişikliği araştırılmıştır. Uzaydan ve yerden yapılan gözlemler paylaşılarak, iklim değişikliğinin ve etkilerinin daha net bir şekilde anlaşılması hedeflenmiştir.

Boston Üniversitesi (BU) biyoloji profesörlerinden Richard Primack, 2001 de kitabını yazarken iklim değişikliklerini en iyi anlatabileceği örneklerin az ve kolay ulaşılabilir olmadığı sorununu yaşamıştı. Bunu, kutuplar, kutup ayıları, buzullar, İsviçre Alpleri vb. gibi ulaşılması kolay olmayan örneklerle anlatmış, daha yerel ve herkesin kişisel olarak görebileceği örnekler göstermekte zorluk çekmişti. Bugün herkesin daha rahatça anlayabileceği bu türden örnekleri çoğaltmak çok daha kolay olmaktadır.

Prof. Primack bu arada, BU felsefe mezunu bir öğrencisinden duyduğu 150 yıl öncesinde yaşamış ve NEW ENGLAND’da iklim değişikliğinin etkileri çalışmalarına öncülük etmiş olan Henry David Thoreau’nun çalışmalarının etkisinde kalmaya başlamıştır. Thoreau’nun 150 yıl önce doğadaki değişiklikleri gözlemlemek üzere sürdürdüğü, ‘Bahar mevsiminde bitkilerin yapraklanma, tomurcuklanma başlangıç ve gelişim zamanları’ çalışmalarında, ilgili gözlemlerini günümüzdeki kadar ayrıntılı, tarihlere dikkat ederek kaydetmiş ve 1800 yıllarına giden resimler çekmişti.

Primack çalışmalarında, 150 yıl önce yaşamış Thoreau’nun bu kayıtlarını, küresel ısınmanın bir barometresi gibi kullanarak yapraklanmanın, tomurcuklanmanın bugün daha mı geç, daha mı erken geldiğini araştırmak istemiş. Primack kendi yersel çalışmalarını doğrulamak için de Uzaktan Algılama uzmanlarının katılımı ile bir proje ekibi oluşturmuştur. Bitkilerin yeşerme, tomurcuklanma zamanlarına ait yersel ölçümler, uydu verilerinden oluşturulan bitki görüntüleri ile karşılaştırılmıştır. Primack Uzaktan Algılama verileri için, “Yersel çalışmaları doğrulamak için 438 mil (700km) yukarıda bir yörüngede dönen ve yeryüzüne bakarak veri toplayan NASA uyduları kullanılmıştır” demektedir.

Uzaktan Algılama uzmanları, BU Coğrafya ve Çevre bölümünden Prof. Schaaf ve BU Biyo-Kimya bölümünden Prof. Polgar, projede NASA’nın Terra ve Aqua uydu verilerinin kullanıldığını belirtmektedirler (2). Çalışmalarında, uyduların ikisinde de bulunan MODIS (Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer) algılayıcısının (3) teknik kalitesi iyi, atmosferik düzeltmeden geçirilmiş verilerini kullanmışlardır. Schaaf yüksek kaliteli bu verilerden, Bahar mevsiminde Concord Massachusetts bölgesi alanında, bitkilerin büyüme başlangıcını ve fotosentezinin başlama görüntülerini hazırladıklarını söylemektedir (Şekil-1).

Şekil-1: Prof. Dr. Richard Primack iklim değişikliğini, Henry David

Thoreau’nun notları ve uydu haritaları ile ölçmektedir (4).

 

Bu işbirliği çerçevesinde, uydudan elde edilen verilerle yerden yapılan ölçümlerin karşılaştırılıp değerlendirilmesi, hedefledikleri olumlu sonuçları elde etmelerini sağlamıştır. Hem uzaktan algılama görüntüleri ile çalışan Crystal Schaaf, ve hem de yerden ölçüm yapan Primack, yeşillenme zamanının, Thoreau’nun zamanına göre daha erken olduğunu görmüşlerdir.  Her iki bilimci de 1800lerin resimlerine, üzerindeki tarihleri inceleyerek baktıklarında, o zamanların baharının bugüne göre daha geç geldiğini saptamışlardır.

Primack ile çalışan lisansüstü öğrencisi Caroline Polgar, ortalama 17 günlük daha erken geldiğinin kesin olduğunu söylemektedir. Öğrenci bu erken gelmeye, iklim değişikliğine ilaveten, şehrin fırın etkisinin de neden olduğunu belirtmektedir. Binaların ve yolların soğurduğu ısılar ve yollardaki yoğun araba trafiği, Boston şehrinin içinde bir fırın etkisi yapmaktadır. Primak da bu sonucun nedeninin, yaklaşık 1/3  iklim değişikliği, 2/3 şehirleşmede olarak bulmaktadır.

Primak, belli bitki türlerinin bu iklim değişikliğine cevap veremeyeceği için, neslinin tükenip yok olacağını belirtmektedir. Artan hava sıcaklıkları, sulak alanları kurutmaktadır. Bu durum daha fazla su bağımlısı bitkileri yaşayamaz kılacağı için bitki türleri de değişmektedir. Örneğin, Thoreau zamanında ortama uyum sağlamış 21 farklı orkide varken, şimdi ancak 7 tanesinin kaldığı söylenmektedir.  Primak bu azalmanın nasıl oluştuğunu gözlediklerini ve bu konuda ne yapılması gerektiğini araştırdıklarını belirtmektedir.

Schaaf, bırakın uyduyu, otomobilin bile olmadığı zamanlardan Thoreau’nun kayıtları ile çalışmanın çok heyecanlı olduğunu söylemektedir. O ve öğrencileri de dünyamızın ısınma eğiliminin, ağaçların ve bitkilerin atmosferden karbon dioksit soğurma yeteneklerini nasıl değiştirdiğini sayısız durumları belirleyerek araştırmışlardır. Ayrıca Thoreau araştırmacı doğası gereği, tuttuğu günlüğünde 1850 yıllarında sıcaklık ölçümleri ile bitkilerin yapraklanma ve tomurcuklanma zamanlarının yanı sıra, göçmen kuşların biçimlerinden, yaşam döngülerine kadar çok değişik kayıtları da tutmuştur. Yapraklanma zamanları ile bahar kuşlarının Concord bölgesine dönmedeki ilişkisi, Thoreau’nun günlük notlarından çıkan başka bir paha biçilemez miras olduğunu Primack çok öncelerden fark etmişti.

 

Çalışmalarla gelinen sonuçlara göre, hiç şüphesiz, Concord’daki günümüz çocukları değişik türdeki yaban çiçeklerini, kelebekleri ve kuşları, Thoreau’nın doğa yürüyüşleri yaptığı zamanki kadar zenginlikte görememektedirler.

 

Proje çalışması çerçevesinde verilen mesaj şöyledir:

 

Araştırmalara göre; “Durum öyle bir noktaya ulaşılacaktır ki, eğer sıcaklığı gittikçe artan, gittikçe ısınan bir gezegenin kontrolsüz bırakılması sürerse,  gezegenin ekosistemi çökmeye başlayacak, gezegende yeterli ağaç kalmayacak, yeterli kuş ve böcek olmayacaktır. Böyle bir ortamda, yeteri kadar karbon dioksit soğurulamayacak, Dünya gittikçe ısınacak, yeteri kadar sel ve taşkın sularını engellenemeyecek ve yeterli toprak üretilemeyecektir.”

 

Kaynaklar:

 

1-Donoghue, D.N.M., 2002, Remote Sensing: environmental change, Progress in Physical Geography 26,1, pp.144-151.

2- http://terra.nasa.gov/

3- http://www.nasa.gov/mission_pages/aqua/

4- http://www.bu.edu/today/2011/watching-climate-change-from-the-ground-and-the-heavens/

  cyasar
7 ay önce yazıldı.

 

Ezine, Bayramiç ve Ayvacık Meslek Yüksekokullarının ortaklaşa düzenlediği 13. Geleneksel Kazdağları Doğa Yürüyüşü yapıldı.

Konuyla ilgili yetkililer şu açıklamayı yaptı:

“Tüm öğrencilerin ve katılımcıların ESBAV Kız Konukevi önünde buluşmalarının ardından Bayramiç Meslek Yüksekokuluna hareket edildi. Etkinlik kahvaltı ikramı ile başladı. Öğle saatlerinde Kazdağlarına hareket eden yaklaşık 500 kişilik topluluk Evciler köyü çıkışında otobüslerden inerek 8 km’lik yürüyüşe başladı. Ezine Belediye Başkanı Halil Büyükerol, Ezine Meslek Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Mustafa Palaz, Bayramiç Meslek Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Ali Karabayır ve Ayvacık Meslek Yüksekokulu  Müdür Yardımcısı Öğr. Gör. Adnan Şimşek ile Ezine, Bayramiç ve Ayvacık Meslek Yüksekokullarının akademik ve idari personelleri , öğrencileri ve halkın katılımları ile gerçekleşen doğa yürüyüşü pilav ikramı, Karadeniz Halk Oyunları Ekibinin gösterisi ve canlı müzik ile devam etti. Birlik ve beraberlik örneğinin tüm güzelliğiyle sergilendiği etkinlik bir başka etkinlikte buluşma dilekleriyle sona erdi”.

Konuyla ilgili fotoğraflara ulaşmak için aşağıdaki linki tıklayınız.

  admin
7 ay önce yazıldı.

Değerli araştırmacılar,
‘Kazdağları 3. Ulusal Sempozyumu (KAZUS-3),  için başvuru ve özet
gönderimi başlamıştır. Kayıt ve özet gönderimi için lütfen ilgili web
sayfasını ziyaret ediniz. http://kazdaglari.balikesir.edu.tr/
Kazdağlarının sahip olduğu jeolojik, jeomorfolojik, hidrolojik,
klimatik, flora ve fauna ile kültürel zenginliğini daha geniş
kitlelere duyurmak, alan üzerinde araştırma yapanlar arasında
işbirliğini geliştirmek ve bilimsel bulguların uygulanabilirliğini
tartışmak amacıyla Sempozyuma katkılarınızı ve katılımınızı bekler
çalışmalarınızda kolaylıklar dileriz.
Saygılarımla,
Sempozyum Düzenleme Kurulu Adına

Doç. Dr. Fatih SATIL
Balıkesir Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi
Biyoloji Bölümü
Çağış Kampüsü, Balıkesir
Web: http://w3.balikesir.edu.tr/~fsatil/

  admin
11 ay önce yazıldı.

ÇANAKKALE SUYUNA SAHİP ÇIKIYOR

Sanayi devrimi ile nicelik ve nitelik olarak değişen ve gelişen insan etkinliklerinin 20’nci yüzyılda atmosferde önemli değişikliklere yol açtığı, bunun sonucu oluşan küresel iklim değişikliğine bağlı olarak çevre sorunlarının arttığı, özellikle su kaynaklarının hızla azaldığı, bilim çevreleri ile su kaynaklarının yönetiminden sorumlu ulusal ve uluslararası tüm kuruluşlarca dile getirilmektedir.

Su yaşamın temelidir ve su kaynakları dünyamızda ilk yaşam birlikteliklerinin oluştuğu yerlerdir. Oysaki konuya insanın kullanabildiği (tatlı) suyun Yerküre’nin tüm su hazne ve kaynakları içerisindeki dağılımları açısından bakıldığında, karşımıza bir başka önemli gerçek çıkar: Yerküre’nin tüm suyunun insan tarafından kullanılabilen kısmı ancak % 1 gibi küçük bir düzeydedir. İnsanın kullanabildiği suyun yaklaşık % 99’luk çok büyük bir bölümünü de yeraltı suları oluşturur. Bu özellikleri nedeniyle, su kaynakları günümüzde en çok korunması gereken varlıklarımızın başında gelir. Ayrıca su, yaşamın olmazsa olmaz en önemli ama hızla yok edilen ve kirletilen stratejik bir kaynağı, sağlıklı ekonomilerin ve mutlu toplumların temel taşlarından biridir.

Bu nedenle, Türkiye’miz gibi su zengini olmayan bir ülkede; su kaynakları, gıda güvenliğini sağlama, tarımsal üretimi arttırma, kırsal, kentsel ve sanayi çevrelerinin su gereksinimini sağlama; halkın yaşam niteliğini ve düzeyini yükseltme; salt insanların değil tüm canlıların yararına ve etkin bir biçimde korunup geliştirilmesine yönelik olarak akılcı ve bilimsel ilkelere göre yönetilmelidir. Ayrıca, her stratejik konuda olduğu gibi, su kaynaklarının yönetimi de Kamu’nun elinde ve denetiminde olmalı; suyun ticari bir metaya dönüşmesi engellenmelidir.

Sularımız konusundaki bu tehlikeli gelişmeleri izlerken, barışın kenti Çanakkale’mizi çok daha büyük bir tehlikenin beklediğini gördük. Güzel kentimizin tek ve biricik temiz içme ve kullanma su kaynağı olan Atik Hisar Barajı havzasını çevreleyen dağlarda başta altın ve gümüş olmak üzere ağır metallerin içinde bulunduğu madencilik etkinlikleri çok yakında başlamak üzeredir.

Bu etkinlikler sırasında dağlar, yaylalar ve ovalarımızın coğrafi ve ekolojik dengesi bozulacak, madencilik etkinliklerinden kaynaklanacak toz bulutları ve bütün ağır metaller havzayı besleyen derecikler ve sel sularıyla Atikhisar Barajına taşınarak suyumuz kullanılamayacak derecede kirlenecektir. Bunun sonucu olarak baraj havzasında, hatta uzak çevrelerinde bile tarım ve hayvancılık yapılamayacak, ormanlar yağmalanacak, kurtlar, kuşlar, böcekler kısacası tüm yabanıl yaşam yok edilecek, belki de Sarıçay Havzası’ndaki tüm köylerimiz ve Çanakkale’miz temiz içme suyundan yoksun kalabileceği için göçmek zorunda kalabilecektir. Dünyada bunun örnekleri vardır.

Bu yüzden, doğal çevreyi, su kaynaklarımızı ve canlı yaşamını tümüyle yok edebilecek olan bu madencilik etkinliklerini durdurmak ve çocuklarımızın geleceğini kurtarmak zorundayız. Ormanlarımız, çiçeklerimiz, endemik bitkilerimiz, yaban hayvanlarımız, kuşlarımız, tarım alanlarımız, meralarımız, hayvancılığımız yok edilmesin, derelerimiz, su havzamız zehirlenmesin ve havamız kirlenmesin, kısacası biz Çanakkale’mizi vermiyoruz, onun yaşanabilir güzel bir kent olarak kalmasını istiyoruz diyorsanız;

Haydi! 8 Mayısta Atik Hisar/Kayadere Köyü Çayırı kır şenliğine…

Suyumuza sahip çıkalım…

Atik Hisarı Atıkhisarı yaptırmayalım…

 

 

 

  admin