Kazdağları

Doğanın Cennet Köşesi

Google Reklamları Sistemizin Tek gelir kaynağıdır. Bu çalışmanın devamı için lütfen googleReklamlarını tıklayınız. Teşekkür ederiz.

Çanakkale’nin çevre gündemi Kazdağları’na odaklandı…

Yazan: cyasar Tarih: Kas 20th , 2008 | Kategori:: Basında Kazdağları

http://www.canakkaleolay.com/haber_detay.asp?id=44924

Çanakkale’nin çevre gündemi Kazdağları’na odaklandı… Maden İşleri Genel
Müdürü M. Hamdi Yıldırım’ın sözleri, Kazdağları’nda cirit atmaya çalışan
çokuluslu altın tekellerini ürküttü. Türkiye’nin Kazdağları gibi SİT
alanlarının Madencilik Yasası’nda yapılacak düzenlemeyle korunacağını
belirten Genel Müdür Yıldırım, “Her yerde madencilik yapılması şart değil”
dedi. Yıldırım’ın ÇTSO’daki sözleri karşısında donup kalan çok uluslu altın
tekellerinin temsilcileri daha birinci şoku atlatmadan ikinci şokla
karşılaştılar.

Yıldırım; “Maalesef aramızda öyle insanlar var ki, altın arama adına kendi
ayaklarına kurşun atıyor. Bu mantıkla madencilik yapılmaz” diyerek
tekellerin Kazdağları’nda çevre katliamına yönelik girişimlerini üstü kapalı
eleştirdi.
Önceki gün ÇTSO’nun davetlisi olarak Çanakkale’ye gelen Maden İşleri Genel
Müdürü M. Hamdi Yıldırım, konuşmasının büyük bölümünü altın madenine ayırdı.
Türkiye’nin elinde bor, bakır, çinko, krom gibi cevherler bulunduğunu ve
bulunan bu zenginliğin gerektiği biçimde değerlendirilemediğini belirten
Genel Müdür Yıldırım, “Türkiye, bütün bu zenginliklerle ilgili yıllarca bir
şey yapmamış. Çinkoyu çıkartıp satmışız, kromu satmışız, bor madeni
konusunda Türkiye’nin sahip olduğu cevher malum, ama çıkıp bir tek özel
sektör yatırım yapmamış. Etibank döneminde ne yapıldıysa onlarla yetinmişiz.
Oysa bu cevherleri işleyecek özel sektör yatırımcısına ihtiyaç var” dedi.
*Altıncılara sürpriz çıkış*
Genel Müdür Yıldırım, kendisini dinlemeye gelenlerin işadamından çok altın
madencisi olduğunu öğrenince sert çıktı. “Yeni düzenlemeyle ruhsat
şantajcılarına, yani bir anlamda ruhsat peşinde koşan çantacılara izin
vermeyeceğiz” diyen Yıldırım, çokuluslu altın tekellerinin temsilcilerini
üzecek iki ayrı açıklamada bulundu. Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün sadece
ruhsat veren yer olma konumunda çıkarılacağını, bununla ilgili yapılanmanın
sürdüğünü ve 2004 yılında çıkarılan Madencilik Kanunu’nda da değişiklik
yapılacağını belirten Yıldırım, hazırlanan yeni yasa teklifinde Kazdağları
gibi SİT alanlarının da dikkate alınacağını belirtince toplantıyı izlemeye
gelen altın madencileri donup kaldı.
*Ulusalcı ve çevreci yaklaşım*
Yıldırım’ın ÇTSO’daki sözleri karşısında şaşıran çokuluslu altın
tekellerinin temsilcileri daha birinci şoku atlatmadan ikinci şokla
karşılaştılar. Yıldırım, “Maalesef aramızda öyle insanlar var ki, altın
arama adına kendi ayaklarına kurşun atıyor. Bu mantıkla madencilik yapılmaz”
diyerek, tekellerin Kazdağları’nda çevre katliamına yönelik girişimlerini
üstü kapalı eleştirdi. Konuşmasında ulusalcı ve çevreci bir portre çizen
Genel Müdür Yıldırım, madenciliğin saha işi olduğunu, ancak sahaya sürme
anlayışının da profesyonelce yapılmasını, özellikle altın konusunda
Türkiye’nin kendi altınını kendi işler konumda olması gerektiğini söyledi.
*Meğer birinciymişiz*
Toplantıyı yöneten ÇTSO Meclis Başkanvekili Mehmet Emin Şevik de toplantıyı
izleyen altın tekellerinin temsilcilerinde soğuk duş etkisi yaratacak bir
konuşma yaptı. Şevik; “Yeraltında yatan servetin fakir bekçileri olmak
istemiyoruz; ancak Kazdağları gibi değeri de yitirmek istemeyiz. Daha önce
Kazdağları’ndan söz ederken ‘Dünyanın birinci oksijen deposu Alpler.
Alplerden sonra Kazdağları geliyor’ diyorduk. Ancak son aldığım bilgilere
göre, Kazdağları oksijen deposu bakımından dünya birincisi… Çünkü Alpler,
sanayi kirliliğinden dolayı eksi konumunu yetirmiş durumda” dedi.
*Parlamento heyeti geliyor*
Çokuluslu altın tekellerinin Kazdağları’ndaki çevre talanı TBMM’nin de
gündemine girdi. TBMM Çevre Araştırma Komisyonu üyesi 21 parlamenterin
iddiaları yerinde incelemek için Cuma günü Çanakkale’ye geleceği ve Vali
Orhan Kırlı ile görüşeceği bildirildi.
Altın tekellerine karşı çıkan sivil toplum örgütleri ile Çanakkale
çevresinde AKP’lilerin de olduğu Belediye Meclisi kararlarının TBMM Çevre
Komisyonu’nun bakışının Kazdağları ve Çanakkale’ye çevrilmesinde önemli bir
etken oluşturduğu ileri sürüldü.

Çevre Komisyonu’nun vereceği rapor çokuluslu altın tekellerini yakından
ilgilendiriyordu; çünkü aramanın ardından işletme ruhsatı alacaklarını
sanıyorlardı. Çanakkale’nin geçilip geçilmeyeceği, Çevre Komisyonu raporuyla
belirlenmiş olacak.
21 milletvekili ve 8 komisyon uzmanından oluşan Meclis Araştırma Komisyonu,
yarın Kazdağları’nda yapılan altın arama çalışmalarını yerinde inceleyecek.
Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Komisyon Başkanı Uşak Milletvekili Dr.
Nuri Uslu; “Ülkemizde yaşanan çevre sorunlarının araştırılarak
sürdürülebilir çevre politikası için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla kurulan ve çalışmalarına 17 Haziran tarihinde başlayan
komisyonumuz, Küçükkuyu, Ayvacık ve Bayramiç bölgelerinde gerçekleştirilen
altın arama faaliyetlerini yerinde incelemek üzere yarın Çanakkale’de
olacak. Heyette 21 milletvekili ve 8 komisyon uzmanı bulunuyor. Altın arama
faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bölgeyi inceledikten sonra Cumartesi günü
Vali Orhan Kırlı’yı makamında ziyaret edeceğiz. Buradan da kara yoluyla
Edirne’ye geçeceğiz” dedi.

20.11.2008


KAZDAĞI CİVARININ 20.YÜZYILDAKİ YAĞIŞLI VE KURAK YILLARININ DENDROKLİMATOLOJİK YÖNTEMLERLE SAPTANMASI

Yazan: cyasar Tarih: Kas 18th , 2008 | Kategori:: Ağaç Türleri, Basında Kazdağları, Kazdağında Hayat, Tebliğ Özetleri

KAZDAĞI CİVARININ 20.YÜZYILDAKİ YAĞIŞLI VE KURAK YILLARININ DENDROKLİMATOLOJİK YÖNTEMLERLE SAPTANMASI

http://www.google.com.tr/url?sa=t&source=web&ct=res&cd=11&url=http%3A%2F%2Fwww2.inforef.be%2Fclimatic%2FGalatasaray_tr%2FRaporu_Kazdagi.doc&ei=JCcjSdqgApKk0gWUm-GRAg&usg=AFQjCNFzhIRg-DTNPlJFYPBvfYccBPuIVQ&sig2=ZKTdagTDNoUWW-FIkWlwuQ

Amaç
Dendroklimatolojinin İklim Değişimlerinin Belirlenmesindeki  Rolü ve
Kazdağı civarındaki iklim değişiminin, yıllık ağaç halka gelişimi yöntemi kullanılarak gosterilmesi. On adet çam ağacından alınan örneklere ilişkin 1900-2000 yıllarını kapsayan standart bir site kronolojisinin oluşturulması.

Uygulanan Yöntemler

Geçmiş dönemlerdeki kurak ve yağışlı yılların saptanmasında ağaç halkaları, oksijen izotopları, varv birikintileri gibi çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada ağaç halkaları ile yöntemler kullanılmıştır. Bu yöntem arazi çalışması ve laboratuar analizleri olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Bu yöntemleri uygulayarak, geçmiş dönemdeki yağış ve sıcaklığa ilişkin çalışmaları yapan bilim dalına dendroklimatoloji denmektedir.

Arazi çalışması: Örnekler Kazdağları Milli Parkı’nın yakınından alınmıştır. Dendroklimatolojik çalışmalarda örnekler genellikle doğal ortamında bulunan canlı ağaçlardan artım kalemleri şeklinde alınmaktadır. İç kısmı 5 mm çapında delik olan Artım Burgusu (Şekil 1) yardımıyla 10 ağaçtan karşılıklı olmak üzere toplam 20 adet artım kalemi çıkarılmıştır (Şekil 2, 3, 4). Alınan artım kalemlerinin zarar görmemesi için ahşap taşıyıcılara, enine yüzeyleri yukarı gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Her bir artım kalemine örnek numarası yazılmıştır.

Arazi resimleri 1, 2, 3, 4

Laboratuar çalışması: Laboratuar çalışması da iki aşamadan oluşmaktadır. Birincisi yıllık halka ölçümleri ve yöre kronolojinin oluşturulması; ikinci de site kronolojisinin iklim verileriyle karşılaştırmadır.

Birinci aşamada; laboratuara getirilen örneklerin üst (enine) yüzeyleri keskin bir maket bıçağı yardımıyla düzeltildikten sonra, sondan başlayarak en içteki yıllık halkaya doğru 10’ar yıllık seksiyonlara ayrılmış ve sonra yıllık halka genişlikleri ölçülmüştür. Ölçümler LINTAP-TSAP Ölçüm Sisteminde 0.01 mm duyarlılıkta yapılmıştır. Yıllık halka ölçümlerinin tamamlanmasından sonra, bireysel standart kronolojiler elde edilmiş ve son aşamada da standart kronolojilerin ortalaması alınarak site kronoloji oluşturulmuştur.

İkinci aşamada; site kronolojisi ile aylık ortalama yağış ve aylık toplam yağış değerleri arasındaki tepki fonksiyonu katsayıları hesaplanmış ve yıllık halka (ağaç halkası) genişliği üzerindeki en etkili aylar ve iklim parametreleri belirlenmiştir. Bu yöntemde iklim değişkenlerinin ana bileşen analizi yapılmakta ve sonunda amplitut matrisi hesaplanmaktadır. Bu matris, iklim değişkenleriyle benzer özellik gösteren ortogonal matris olup, tepki fonksiyonunun son aşaması olan aşamalı çoklu regresyonda bağımsız değişken olarak kullanılmaktadır (Fritts, 1976).

Site kronolojisini oluşturan indis değerlerinin ortalaması ve bu ortalamadan 1 standart sapmayı aşan yıllar belirlenmiştir. Bu yıllar, Anadolu’nun çeşitli yöre ve bölgeleri için yapılan uluslar arası çalışmaların (D’Arrigo ve Cullen, 2001, Touchan et al., 2003; Akkemik ve Aras, 2005; Akkemik et al., 2005; Touchan et al., 2006; Akkemik et al., 2007) sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Böylece 20.yy da Kazdağları civarının kurak ve yağışlı yılları belirlenmiştir.

Bulgular ve Sonuç

On adet çam ağacından alınan örneklere ilişkin 1900-2000 yıllarını kapsayan standart bir site kronolojisi oluşturulmuştur (Şekil 5).

Şekil 5. 1900-2000 yıllarını kapsayan çam site kronolojisi

Site kronolojisi ile yöredeki meteoroloji istasyonlarından Çanakkale Meteoroloji İstasyonu’nun iklim verileri karşılaştırılarak, tepki fonksiyonu yöntemiyle, yıllık halka-iklim arasındaki ilişkiler belirlenmiştir. Çanakkale, Bayramiç ve Edremit meteoroloji istasyonları arasındaki ilişki incelendiğinde değerlerin birbirine çok yakın olduğu tespit edilmiş (Şekil 6); buna dayanarak, verileri en uzun olan Çanakkale Meteoroloji İstasyonu verileri kullanılarak dendroklimatolojik çalışmalar yapılmıştır. İlk aşamada tepki fonksiyonu hesaplanmıştır (Şekil 7).

Şekil 6. Üç meteoroloji istasyonuna ait değerlerin karşılaştırması

Şekil 7. Tepki fonksiyonu katsayıları

Grafikte, 0 doğrusunun üzerindeki aylık tepki fonksiyonu değerleri, halka genişliğini doğrusal (pozitif) yönde etkilemektedir. Negatif değerler ise ters yönde etkili olan ayları göstermektedir. Özellikle Nisan-Temmuz arasındaki dönemde yüksek yağışlar ağaç gelişimini olumlu yönde etkilemekte olup, bu aylardan Temmuz ayının katsayısı 0.95 güven düzeyinde anlamlıdır. Sıcaklık genel olarak daha az etkiye sahiptir. Bu sonuçlar, alanın genel olarak ilkbahar ve yaz aylarında su noksanlığı yaşadığını, bu dönemdeki yağışların ağaç gelişimini etkilemesinden dolayı büyük önem taşıdığını ve sıcaklığın da önemli bir etkiye sahip olmadığını göstermektedir.

Tepki fonksiyonu sonuçlarına dayanılarak Nisan-Temmuz döneminin yağışlarının toplamı alınmış ve yıllık halka genişlikleriyle karşılaştırılmıştır (Şekil 8). Grafikte görüldüğü gibi yıllık halka gelişimi ile Nisan-Temmuz dönemi toplam yağışları arasında büyük bir paralellik bulunmaktadır. Bu sonuçlara dayanarak, yıllık halkaların dar olduğu yılların ilkbahar-yaz döneminin kurak, yıllık halkaların geniş olduğu yılların da ilkbahar-yaz dönemlerinin yağışlı geçtiğini söylemek mümkündür.

Şekil 8. Çam site kronolojisi (mavi) ile Nisan-Temmuz dönemi toplam yağışı (pembe)

Bu sonuçlardan sonra, tekrar site kronolojisine dönülmüş, site kronolojisi üzerinde ±1 standart sapma doğruları çizilmiş, kurak ve yağışlı yıllar belirlenmiştir (Şekil 9)

Şekil 9.Site kronolojisi üzerinde ±1 standart sapmayı aşan yıllar. Bu yıllardan yukarıya doğru olanlar yağışlı, aşağıya doğru olanlar da kurak yılları göstermektedir.

Yararlanılan kaynaklar

Akkemik Ü, Aras, A. 2005. Reconstruction (1689-1994) of April-August precipitation in southwestern part of central Turkey. Int. J. Climatol, 25, 537-548

Akkemik Ü, Dagdeviren N, Aras N. 2005. A preliminary reconstruction (A.D. 1635-2000) of spring precipitation using oak tree rings in the western Black Sea region of Turkey. Int. J. Biometeorol. 49 (5): 297-302.

D’Arrigo R, Cullen HM. 2001. A 350-year (AD 1628-1980) reconstruction of Turkish precipitation. Dendrochronologia 19, 2, 169-177.

Touchan R, Garfin GM, Meko DM, Funkhouser G, Erkan N, Hughes MK, Wallin BS. 2003. Preliminary reconstructions of spring precipitation in southwestern Turkey from tree-ring width. Int. J. Climatol. 23: 157-171.

Touchan R, Xoplaki E, Funchouser G, Luterbacher J, Hughes MK, Erkan N, Akkemik Ü, Stephan J. 2005a. Reconstruction of spring/summer precipitation for the Eastern Mediterranean from tree-ring widths and its connection to large-scale atmospheric circulation. Clim. Dyn. 25: 75-98


KAZDAĞI CİVARININ 20.YÜZYILDAKİ YAĞIŞLI VE KURAK YILLARININ DENDROKLİMATOLOJİK YÖNTEMLERLE SAPTANMASI

<!– @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } –>

KAZDAĞI CİVARININ 20.YÜZYILDAKİ YAĞIŞLI VE KURAK YILLARININ DENDROKLİMATOLOJİK YÖNTEMLERLE SAPTANMASI

Amaç

Dendroklimatolojinin İklim Değişimlerinin Belirlenmesindeki  Rolü ve
Kazdağı civarındaki iklim değişiminin, yıllık ağaç halka gelişimi yöntemi kullanılarak gosterilmesi. On adet çam ağacından alınan örneklere ilişkin 1900-2000 yıllarını kapsayan standart bir site kronolojisinin oluşturulması.

Uygulanan Yöntemler

Geçmiş dönemlerdeki kurak ve yağışlı yılların saptanmasında ağaç halkaları, oksijen izotopları, varv birikintileri gibi çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada ağaç halkaları ile yöntemler kullanılmıştır. Bu yöntem arazi çalışması ve laboratuar analizleri olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Bu yöntemleri uygulayarak, geçmiş dönemdeki yağış ve sıcaklığa ilişkin çalışmaları yapan bilim dalına dendroklimatoloji denmektedir.

Arazi çalışması: Örnekler Kazdağları Milli Parkı’nın yakınından alınmıştır. Dendroklimatolojik çalışmalarda örnekler genellikle doğal ortamında bulunan canlı ağaçlardan artım kalemleri şeklinde alınmaktadır. İç kısmı 5 mm çapında delik olan Artım Burgusu (Şekil 1) yardımıyla 10 ağaçtan karşılıklı olmak üzere toplam 20 adet artım kalemi çıkarılmıştır (Şekil 2, 3, 4). Alınan artım kalemlerinin zarar görmemesi için ahşap taşıyıcılara, enine yüzeyleri yukarı gelecek şekilde yerleştirilmiştir. Her bir artım kalemine örnek numarası yazılmıştır.

Arazi resimleri 1, 2, 3, 4

Laboratuar çalışması: Laboratuar çalışması da iki aşamadan oluşmaktadır. Birincisi yıllık halka ölçümleri ve yöre kronolojinin oluşturulması; ikinci de site kronolojisinin iklim verileriyle karşılaştırmadır.

Birinci aşamada; laboratuara getirilen örneklerin üst (enine) yüzeyleri keskin bir maket bıçağı yardımıyla düzeltildikten sonra, sondan başlayarak en içteki yıllık halkaya doğru 10’ar yıllık seksiyonlara ayrılmış ve sonra yıllık halka genişlikleri ölçülmüştür. Ölçümler LINTAP-TSAP Ölçüm Sisteminde 0.01 mm duyarlılıkta yapılmıştır. Yıllık halka ölçümlerinin tamamlanmasından sonra, bireysel standart kronolojiler elde edilmiş ve son aşamada da standart kronolojilerin ortalaması alınarak site kronoloji oluşturulmuştur.

İkinci aşamada; site kronolojisi ile aylık ortalama yağış ve aylık toplam yağış değerleri arasındaki tepki fonksiyonu katsayıları hesaplanmış ve yıllık halka (ağaç halkası) genişliği üzerindeki en etkili aylar ve iklim parametreleri belirlenmiştir. Bu yöntemde iklim değişkenlerinin ana bileşen analizi yapılmakta ve sonunda amplitut matrisi hesaplanmaktadır. Bu matris, iklim değişkenleriyle benzer özellik gösteren ortogonal matris olup, tepki fonksiyonunun son aşaması olan aşamalı çoklu regresyonda bağımsız değişken olarak kullanılmaktadır (Fritts, 1976).

Site kronolojisini oluşturan indis değerlerinin ortalaması ve bu ortalamadan 1 standart sapmayı aşan yıllar belirlenmiştir. Bu yıllar, Anadolu’nun çeşitli yöre ve bölgeleri için yapılan uluslar arası çalışmaların (D’Arrigo ve Cullen, 2001, Touchan et al., 2003; Akkemik ve Aras, 2005; Akkemik et al., 2005; Touchan et al., 2006; Akkemik et al., 2007) sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. Böylece 20.yy da Kazdağları civarının kurak ve yağışlı yılları belirlenmiştir.

Bulgular ve Sonuç

On adet çam ağacından alınan örneklere ilişkin 1900-2000 yıllarını kapsayan standart bir site kronolojisi oluşturulmuştur (Şekil 5).

Şekil 5. 1900-2000 yıllarını kapsayan çam site kronolojisi

Site kronolojisi ile yöredeki meteoroloji istasyonlarından Çanakkale Meteoroloji İstasyonu’nun iklim verileri karşılaştırılarak, tepki fonksiyonu yöntemiyle, yıllık halka-iklim arasındaki ilişkiler belirlenmiştir. Çanakkale, Bayramiç ve Edremit meteoroloji istasyonları arasındaki ilişki incelendiğinde değerlerin birbirine çok yakın olduğu tespit edilmiş (Şekil 6); buna dayanarak, verileri en uzun olan Çanakkale Meteoroloji İstasyonu verileri kullanılarak dendroklimatolojik çalışmalar yapılmıştır. İlk aşamada tepki fonksiyonu hesaplanmıştır (Şekil 7).

Şekil 6. Üç meteoroloji istasyonuna ait değerlerin karşılaştırması

Şekil 7. Tepki fonksiyonu katsayıları

Grafikte, 0 doğrusunun üzerindeki aylık tepki fonksiyonu değerleri, halka genişliğini doğrusal (pozitif) yönde etkilemektedir. Negatif değerler ise ters yönde etkili olan ayları göstermektedir. Özellikle Nisan-Temmuz arasındaki dönemde yüksek yağışlar ağaç gelişimini olumlu yönde etkilemekte olup, bu aylardan Temmuz ayının katsayısı 0.95 güven düzeyinde anlamlıdır. Sıcaklık genel olarak daha az etkiye sahiptir. Bu sonuçlar, alanın genel olarak ilkbahar ve yaz aylarında su noksanlığı yaşadığını, bu dönemdeki yağışların ağaç gelişimini etkilemesinden dolayı büyük önem taşıdığını ve sıcaklığın da önemli bir etkiye sahip olmadığını göstermektedir.

Tepki fonksiyonu sonuçlarına dayanılarak Nisan-Temmuz döneminin yağışlarının toplamı alınmış ve yıllık halka genişlikleriyle karşılaştırılmıştır (Şekil 8). Grafikte görüldüğü gibi yıllık halka gelişimi ile Nisan-Temmuz dönemi toplam yağışları arasında büyük bir paralellik bulunmaktadır. Bu sonuçlara dayanarak, yıllık halkaların dar olduğu yılların ilkbahar-yaz döneminin kurak, yıllık halkaların geniş olduğu yılların da ilkbahar-yaz dönemlerinin yağışlı geçtiğini söylemek mümkündür.

Şekil 8. Çam site kronolojisi (mavi) ile Nisan-Temmuz dönemi toplam yağışı (pembe)

Bu sonuçlardan sonra, tekrar site kronolojisine dönülmüş, site kronolojisi üzerinde ±1 standart sapma doğruları çizilmiş, kurak ve yağışlı yıllar belirlenmiştir (Şekil 9)

Şekil 9.Site kronolojisi üzerinde ±1 standart sapmayı aşan yıllar. Bu yıllardan yukarıya doğru olanlar yağışlı, aşağıya doğru olanlar da kurak yılları göstermektedir.

Yararlanılan kaynaklar

Akkemik Ü, Aras, A. 2005. Reconstruction (1689-1994) of April-August precipitation in southwestern part of central Turkey. Int. J. Climatol, 25, 537-548

Akkemik Ü, Dagdeviren N, Aras N. 2005. A preliminary reconstruction (A.D. 1635-2000) of spring precipitation using oak tree rings in the western Black Sea region of Turkey. Int. J. Biometeorol. 49 (5): 297-302.

D’Arrigo R, Cullen HM. 2001. A 350-year (AD 1628-1980) reconstruction of Turkish precipitation. Dendrochronologia 19, 2, 169-177.

Touchan R, Garfin GM, Meko DM, Funkhouser G, Erkan N, Hughes MK, Wallin BS. 2003. Preliminary reconstructions of spring precipitation in southwestern Turkey from tree-ring width. Int. J. Climatol. 23: 157-171.

Touchan R, Xoplaki E, Funchouser G, Luterbacher J, Hughes MK, Erkan N, Akkemik Ü, Stephan J. 2005a. Reconstruction of spring/summer precipitation for the Eastern Mediterranean from tree-ring widths and its connection to large-scale atmospheric circulation. Clim. Dyn. 25: 75-98


BALIKESİR VE ÇANAKKALE’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ




BALIKESİR VE ÇANAKKALE’NİN ENDEMİK BİTKİLERİ

Hasan Torlak

 

Milattan önce 1200’ler: Anadolu Yarımadasında kurulu, dünyanın iki süper devletinden biri olan Hitit İmparatorluğu aniden yıkılır. Bütün Hitit şehir kalıntılarında bu tarihlere ait kalın bir kül tabakası vardır. Söz konusu yıkım sadece Hititler değil, bütün Anadolu halkları için geçerlidir. Batıdan doğuya doğru hızlı bir şekilde genişleyen, vahşi bir yıkım göz önüne serilir. Öyle hızlı ve ani bir yıkımdır ki bu, Anadolu yazılı kaynaklarında işgalle ilgili bir belgeye rastlamak neredeyse olanaksızdır. Vahşi, göçebe ve savaşçı kuzey halkları (Deniz halkları) Balkanlardan Anadolu’ya saldırmışlar, burayı boydan boya tahrip ettikten sonra Doğu Akdeniz ve Mısır’a kadar dayanmışlardır. Mısır yazılı metinleri bu saldırıdan dehşetle, saldırganların Mısır’dan kovulmalarından ise övgüyle bahsetmektedir. Tarihin gördüğü en vahşi saldırı, belki de ilk dünya savaşıdır bu. Anadolu insanı barbar kabileler tarafından katledilmiş, uygarlık tamamen yok edilmiştir. Öyle etkili bir saldırıdır ki, yıkımdan sonra, bin yıldan beri Anadolu’da kullanılan ve uygarlık ölçütü olarak bilinen yazı ortadan kalkmıştır. Arkeoloji literatüründe “Karanlık Çağlar” olarak adlandırılan dönem bu yıkım ile başlamıştır. MÖ 1200-750 yılları arasında Anadolu kör bir karanlığa gömülmüştür. Yazının olmadığı, kentlerin ortadan kalktığı bu dönemle ilgili olarak ancak ilkel kabilelere özgü basit keramik parçalara ulaşılabilmiştir.

 

Kuzey halklarının doğal olarak Anadolu’ya ilk saldırı noktası Kuzeybatı Anadolu olmuştur. Bu bölgede o zamanın en önemli siyasi ve ekonomik gücü ise Troya Uygarlığı’dır. MÖ. 3200’lerden MS. 500’lere kadar 4000 yıl sürekli iskan edilen antik kent MÖ 1200’lerde Yunanistan üzerinden gelen vahşilerin saldırısına uğramıştır. İzmirli hemşehrimiz Homeros’un İlyada ve Odessa adlı eserlerinde bu işgal epik ve lirik bir dille anlatılır. Tanrı ve tanrıçalar bu savaşı izlerken takım tutar gibi iki taraftan birini tutarlar. Tanrılar tanrısı Zeus bu savaşı Çanakkale ve Balıkesir arasındaki Kazdağlarından (İda Dağı) izler. 1756 metre rakımla en yüksek noktası olan Gargaros’tan (günümüzdeki ismi Kartal Çimeni) savaşı izleyen baştanrı insanlara benzer duygu, düşünce ve davranışlarıyla savaş süresince bu dağdadır. Aslında İda ismi anatanrıça inancını ifade eder. Roma döneminde bu dağa “Magna Mater İdae”, yani Anatanrıça İda denilirdi. Zeus kültünün, bu inancın üzerine, kuzey halklarından Dor’ların istilasıyla yerleştiği tahmin edilmektedir. Zeus bu dağın en üst noktasına yerleşmesine, dolayısıyla herkesten üstün olduğunu göstermek istemesine rağmen yöre insanı hiçbir zaman Anatanrıça inancından vazgeçmemiştir. Antik çağda Kazdağı ve dolayları bitkilerin ve bereketin tanrıçası olan Kibele ve onun devamı Artemis tapkısının en etkin alanlarındandır. Kazdağı eteklerinde, Altınoluk ile içiçe olan Antandros (Anti+andros=Erkek karşıtı)’da Artemis inancı egemendir. Anatanrıçayı savaş ve kıyımla ortadan kaldırmaya çalışan barbarların tanrılarına karşı yöre halkının günümüzdeki feminist harekete benzer bir tepki vermiş olması da mümkündür. Aksi halde önemli bir antik kenti “erkek karşıtı” olarak adlandırmazlardı. Yöre insanının erkeğe düşman olması mümkün olamayacağına göre, bu tepki ataerkil kültür ve erkek baştanrıya karşı olmalıdır. Günümüzde bile bu tepki yöre kültüründe görülmektedir. Genelde dağların en yüksek doruğu kutsal kabul edilirken, günümüzde yöre halkı Kazdağının zirvesi Kartalçimeni yerine dağa aşağıdaki Sarıkız Tepesi’ni inanç alanı olarak görmektedir. Özellikle Türkmen köyleri arasında kutsal bilinen bu tepede Sarıkız ile ilgili bir de açıkhava sunak yeri (Türbe) vardır. Yöre insanı bu sunağa gelmekte, Sarıkız Ana’ya mumlar adamakta, bez parçaları bağlamakta, ayrıca buradaki zirve defterine yazılar yazarak Sarıkız’dan sorunlarına çare bulmasını istemektedir. Sarıkız’ın hikayesi ve ritüeli ile Tanrıça Artemis’inki de birbirine çok benzer. Her ikisine de tepelerde tapınılır, her ikisi de bakiredir. Sarıkız’ın ölüm nedeni de bakire olmadığı yönündeki iftiralardır. Dağ, anatanrıça inancıyla ilgili bir yer iken, ataerkil kabilelerin işgali ile Anatanrıça zirveyi Atatanrıya bırakmıştır. Anatanrıça ikincil konuma düşerek, daha alçak bir tepeye yerleşince yöre insanı da onu takip etmiştir. (Sarıkız efsanesinin kökeninde de anatanrıçayı baştanrılıktan indirmek isteyen ataerkil halkların söylenceleri olduğu düşünülebilir ve söylence Troya savaşlarının olduğu Geç Tunç Çağına tarihlenebilir). Yöre insanı zirveye çıkarak Zeusa yakarmak yerine Sarıkız tepesine çıkıp anatanrıçaya (Kibele-Artemis) yakarmıştır. Zira anatanrıça bitkilerin, beslenmenin ve bitkisel ilaçların tanrıçasıdır. Zirveye çıkıp ne istenebilir ki yıldırımın ve şiddetin tanrısından. Besleyen ve sağaltan Anatanrıçaları ortaya çıkaran ise önemli bir endemizm merkezi olan Kazdağları’ndaki biyolojik zenginliktir. Kazdağları özgün bitkisel zenginlikleriyle gerek günümüzde ve gerekse antik çağlarda küskün (Erkekler tarafından mağdur edilmiş), ancak üretken ve hastalıkları iyi eden kadınların mekanıdır. Troya savaşları sırasında zehirli okla yaralanan Paris, Kazdağlarında yaşayan ve güzel Helene uğruna terkettiği karısı Oinone’den kendisini bitkilerden yaptığı ilaçlarla iyileştirmesi için Kazdağına çıkar. Ancak Oinone kendisine ihanet eden kocasını yüzüstü bırakır, Kazdağı bitkilerinden yapılmış ilaçlardan mahrum bırakır onu, Paris de bu dağda ölür (1).

 

Homeros Oinone’nin hangi tür bitkilerden ilaçlar yaptığını bize söylemiyor. Dolayısıyla tıbbi potansiyeli olan bütün Kazdağı bitkilerinin sağaltıcı kadınlar tarafından kullanıldığını öngörebiliriz. Örneğin Digitalis trojana (Troya yüksük otu) tıbbi potansiyeli olan ve sadece Balıkesir ve Çanakkale’de yetişen (Kazdağındaki Kapıdağda ve Zeytinli’nin 5 km yakınında, 600-800 metrelerde) endemik bitkilerimizdendir. Nitekim batılı bilim adamları, aynı türden Digitalis purpurea adlı yüksük otunun kanserli hücreleri tedavi edici etkisini keşfetmişlerdir. Bu bitkinin kalp kaslarının güçlenmesini de sağladığı belirtilmektedir (2). Tıbbi etkileri araştırılmamış yüzlerce bitkimiz, özellikle endemik bitkilerimiz Türkiye’nin geleceğini şekillendirecektir. Bu bitkilerden elde edilecek ilaçlar -bitkilerimiz çok lokal alanlarda yetişebildiklerinden- gelecekte bizim uluslararası ilaç endüstrisi, gen teknolojisi ve farmakoloji alanında söz sahibi olmamızı sağlayabileceklerdir, yeterki koruyalım, yeterki yaşatalım endemik bitkilerimizi…

 

Yöre insanı da Kazdağlarındaki özgün bitkileri hastalıklarını iyileştirmek için toplar. Günümüzde Kazdağının Türkmen kadınları, özellikle yaşlı olanları yörenin bitkilerini baştacı ederler (Resim 1) (3). Çünkü onların hepsi birer tanrıçadır; bitkileri onlar tanır, bitkilerden ilaçları damıtarak hastaları sağaltırlar. Başlarına çiçek takarak Kazdağına öykünürler, o zaman Anatanrıça İda’dır onlar. Yörenin endemik şakayıkını (Paeonia masculi subsp. bodurii) konduruverirler başlarına, ölmezotlarını veya diğer adıyla altınotunu taktıklarında başlarına; kocamışlıklarını unutuverirler de ölmeyeceklerini sanırlar, yoksulluktan takamadıkları beşibirliklerin yerine altınotu ile avunurlar. Balıkesir Etnoğrafya müzesine uğrarsanız (Kuva-i Milliye Müzesi), Altınotu süslemeli kadın başlığını görebilirsiniz. Sadece yaşlılar değil, evlenecek genç kızlar başlarına bitki motifli başlıklar takarlar, botanik bahçesine dönen gelin başlıklarının hepsi, murada ermeden hakka yürüyen Sarıkız’a adanmıştır, kuru bitkilerden oluşan gelin başlığını takan her genç kız Sarıkızdır artık…

 

Her ne kadar Milli Park olması dolayısıyla Kazdağlarından bitki toplamak yasaklanmış olsa da bu yasağa uyulmadığı görülmektedir. Yöre insanını Kazdağlarına çıkmaktan alıkoymak oldukça zordur. Zira Sarıkız inancının gücü insanları bu dağa çıkarmaktadır. Binbir zorlukla, traktörlerle, tozdan heykellere dönmüş insanların Sarıkızı gördükten sonra zirvede bitki toplaması herhalde ritüel bir davranıştır. Zira zirvede karşılaştığımız her köylüye, adaçayı ve kekik gibi Kazdağı bitkilerinin toplanmasının yasak olduğu hatırlatıldığında “Biz hayır için topluyoruz” karşılığını vermektedirler. Yani bitkilerin toplanması kutsal bir amaca özgülenmektedir. İşte size Anatanrıça inancı, işte bu inançla bağlantılı bitkisel ritüel…

 

Sarıkız tepesinin biraz aşağısında Kapıdağı denen yükseltide, sadece burada yetişebilen ve yok olma tehlikesi altındaki endemik kekiğimiz Thymus pulvinatus da bitki toplayıcılarından nasibini almaktadır (Resim: 2) (4). Yetişme alanı 30 metrekareyi geçmeyen, Temmuz ve Ağustosta çiçeklenen bu kekik türü Kazdağından başka bir yerde yetişmemektedir. Köylüler tarafından çay yapmak amacıyla köklenerek hasat edildiği için bitki yok olma tehlikesi altındadır. Bu tür, Anadoluda yetişen Thymus türleri içinde en dar yayılış alanına sahip olanıdır. Bu yüzden yetişme alanı acilen korumaya alınmalıdır. Sarıkız türbesine çıkarsanız bir gün, zirve defterine şöyle yazın: “Sevgili Sarıkız Ana, benim de sorunlarım var; hastalık, geçim derdi, sevdalık. Ama çok şükür hayattayım. Sen önce çocuklarının ölümüne çare bul, kekiğine sahip çık”.

 

TROYA SAVAŞINDA ROL ALAN ÖZGÜN BİTKİLER

 

Troya’ya girmek isteyen Akha ordusu, 10 yıl savaştıktan sonra bu amacına ulaşamayınca tahtadan bir at yapar, bunun içine savaşçılarını koyar ve Troya’yı bu yöntemle işgal eder. Ancak söz konusu tahta atı yapmak için savaş alanından bir hayli uzak olan Kazdağındaki köknar ağacını kullanırlar. Troya atının yapıldığı Kazdağı köknarının bilimsel adı da Abies nordmanniana subsp. equi-trojani’dir (Resim 3). Equus Latince de “At” anlamına geldiğinden. Kazdağı Köknarının literatürdeki adı aslında “Troya Atının Köknarı” dır. Anadolunun özgün söylencesinin kaynağında yine Anadolunun özgün bir bitkisi bulunmaktadır. Her ne kadar Akhaların Troya’yı tahta at ile alt ettikleri söylenmekteyse de Troyalıların bu kadar basit bir numarayı yutmayacakları akla daha yakındır. Köknardan tahta at yapılarak bir ülkenin yok edilmesini o zamanın ağaçlarla ilgili inançlarına bağlamak daha mantıklıdır. Nitekim Troyalıların çağdaşı olan Hitit Devletinin anlaşma metinlerinde Köknar ağacı ile ilgili hükümler bu konuda bizlere ipucu vermektedir. Hitit devleti ile Hurri Devleti arasında yapılan bir anlaşma metninde “Hurriler bu antlaşmanın ve yeminin sözlerine uymazsa, bir köknar ağacı kesilip devrildiğinde artık büyümeyeceği gibi…biz Hurrileri karımız, çocuklarımız ve ülkemizle birlikte bu köknar ağacı gibi bırak. (Kesilmiş) Köknar ağacının nasıl zürriyeti yoksa…biz Hurrileri ülkemizle birlikte ve çocuklarımızla birlikte zürriyetsiz bırak” (5). denilmektedir. Yukarıdaki Hitit metninden hareketle; Troya’yı alamayan yağmacı Akhaların en sonunda büyüsel ve simgesel bir yola başvurdukları, mahvetmek istedikleri ülkenin insanlarını yok edebilmek için Kazdağındaki Köknar ağaçlarını keserek bunlardan heykeller yaptıkları akla daha mantıklı gelmektedir. Zira ülkenin köknarlarının kesilmesi ile bu köknarların yetiştiği topraklardaki insanların yok olması arasında Hitit inancında paralellik kurulduğu görülmektedir. Troya bölgesi Hititlerle benzer kültüre sahip, onlara akraba Luvilerin ülkesidir. Belki de Akha ordusu yerel halkın bu inancını bildiğinden ve onların moralini bozmak istediğinden, Kazdağının Köknarlarını keserek Troya halkına umutsuzluk aşılamayı planlamış da olabilir. Diğer bir olasılık ta Troya’yı ele geçiren ve halkını öldüren Akhalar’ın yaptıkları bu soykırımın simgesi ve zaferlerinin sembolü olarak Köknar ağacından çeşitli heykeller yapmış olmaları da olabilir. Günümüzde yöre insanı endemik Kazdağı Köknarının yapraklarını, içtiği çayın içine atar, çayını reçine kokulu bir şekilde içer. Köknar ağacının çayın içine katılması muhtemelen antik çağlardan kalan bir uygulamadır. Zira üreme ve soyun devamı ile özdeşleştirilen bu ağacımızın yaprağının çaya sadece koku vermediği, muhtemelen insanların soyunu devam ettirmek istemesi ile ilgili bir uygulama olduğu akla gelmektedir.

 

Troya savaşının ayrıntılarını öğrenmek için Homeros’un İlyada ve Odessa adlı şaheserlerini okumak gereklidir. İlyadada, Troya kralının oğlunun bir Akha tolgası vasıtasıyla ölümü ile ilgili olarak; “Bir bahçede, meyvesinin ve yaz yağmurunun altında/Haşhaş çiçeği nasıl yana eğerse başını/Tolganın ağırlığıyla baş öyle yana düştü” (6) denmektedir. Ne ilginçtir ki Balıkesir dolaylarında endemik bir haşhaş türü yetişir. Ancak Troyalıların kaderine benzer onun kaderi de. Papaver somniferum subsp. pullatum olarak adlandırılan bu haşhaş bitkimiz yok olma tehlikesi altındadır. Homeros muhakkak biliyordu bu haşhaşı, yoksa özdeşleştirir miydi ölen insanlarla bu narin bitkimizi. Hitit dilinde (Muhtemelen ona akraba Troyadaki Luvi dilinde de) Haşşika olarak adlandırılan haşhaş bitkisinin ismi 4.000 yıldan bu yana değişmeyen ender kelimelerden biridir. Kültürel sürekliliğin önemli göstergelerinden biri olan dil benzerliğinin temelinde de özgün bitkilerimiz vardır.

 

Aslında bir gelinciktir Haşhaş ve gelincikgiller ailesindendir. Gelincik Çiçeği Kibele inancında Attis’in kanlarını temsil eder. Dolayısıyla ölen genç ve yakışıklı erkeklerin sembolüdür. İlyada’da da bunu görürüz. Sadece haşhaş mı, baharda çevresinde kıpkızıl gelincikler açan, Burhaniye ve Havran’daki Madra dağlarında yaklaşık 10 kadar Kibele Açıkhava sunağı da yok olmak tehlikesi altındadır. 1999 yılında, halen Adramytteion kazılarını yürüten Arkeolog Doç. Dr. Engin Beksaç tarafından keşfedilen ve hala koruma altına alınmamış olan bu açıkhava sunakları dinamitlenmektedir. Bunun en hazin örneği Bahadınlı Köyünün yakınında yer alan “Dedekaya” Kibele Açıkhava sunak alanıdır. Eğer bir gün yolunuz Bahadınlı köyüne düşerse ve Dedekaya Kibele Sunağı’nın dinamitlerle parça parça olduğunu görürseniz, ve aylardan baharsa, ve kan kırmızıysa tarlalar, bilin ki gelincikler göç yolundadır.

 

İlyada da İris, Tanrı Zeus’un habercisidir. İlyada da; “Böyle dedi o, yel gibi giden İris fırladı/Vardı İda dağının doruklarından koca Olimpos’a” dizeleri vardır. Gerçekten de Kazdağında endemik bir İris (süsen) türü yetişir, İris kerneriana’dır onun bilimsel adı. Eğer Kazdağını gezerken bu süsenimize rastlarsanız, mutlaka Koca Tanrı Zeus size bir şeyler iletmek çabasındadır.

 

Troya savaşının en yoğun döneminde Zeus’un karısı, kıskanç Hera Kazdağına çıkar; Zeus’u baştan çıkarmaktır amacı. Kadınlara hiçbir zaman hayır diyemeyen baştanrı Zeus Kazdağının doruğunda birlikte olur Hera ile. Homeros İlyada’sında şöyle anlatır bu olayı: “…Böyle dedi, aldı karısını koynuna, sarıldı/Tanrısal toprak yumuşak bir çimen saldı/Taptaze Lotos bir halı serdi toprakla aralarına/Safranlardan, sümbüllerden tatlı bir halı/Uzanıverdi ikisi de halının üstüne/Sardı onu güzel bir altın bulut/Buluttan çiğ damlaları akıyordu pırıl pırıl/Tanrıların babası yüksek Gargaros tepesinde/Koynunda karısı mışıl mışıl uyuyordu”. İlyadayı okuyan Alman araştırmacı Schliemann okuduklarının kılavuzluğu ile Troya’yı ve Troya hazinesini keşfetmişti. Botanik bilimcileri için de başlıbaşına bir rehber kitaptır İlyada. Neden derseniz, yukarıdaki dizelerde bahsedilen safran (çiğdem) ve sümbüller gerçekten de burada yetişir, hem de endemik olarak. Hatta bunlardan birisinin ismi de Gargaros tepesinin adıyla anılır: Crocus gargaricus (Gargaros çiğdemi) adlı endemik çiğdemin üzerinde sevişmiştir Zeus. Bu çiğdemin aynı zamanda güzel bir kokusu da vardır. Ayrıca Crocus candidus ve Crocus biflorus subsp. nubigena adlı çiğdemler de Kazdağının endemik bitkileridir, Muscari latifolium adlı endemik misksümbülü de Kazdağının 1100 metrelerinde yetişir. Şimdi sorarım sizlere, özgün çiçek ve bitki türleri arasında, binbir çeşit kokuyla çepeçevre bir ortamda, yanınızda da sevgiliniz varsa ne yaparsınız? Sevişirsiniz elbet. Tanrılar tanrısı Zeus bile Kazdağı florasının bu oyununa gelmişse, siz çiğdeme ve sümbüllere karşı gelebilir misiniz? Homeros çiğdem bitkisini şafakla özdeşleştirir ayrıca, “Safran urbalı şafak ta yayılınca denize” der. Homeros mutlaka çiğdem bitkilerince zengin, denizi gören ve güneşin en erken göründüğü bir yerde şafağın sökmesini gözlemiş olmalıdır. Kazdağının zirvesi bu açıdan en ideal yerdir.

 

Troya savaşında ölen Troyalı savaşçılar hep keten kumaşa sarılır, cenaze törenleri için hazırlanırlar. İlyada’da, Troya’nın en önemli savaşçısı olarak anlatılan Hektor’un cenaze töreni ile ilgili olarak ozanımız şöyle der: “İki keten çarşafla bir entari bıraktılar arabada/Bunlar ölüyü eve götürürken sarmak içindi/Yıkadı hizmetçiler ölüyü, ovdular yağla/Sardılar bir entariye, güzel bir keten çarşafa”. Bir başka dizede de “Kızlar keten giymişlerdi ipince/ Kızlar güzel çelenkler takmışlardı başlarına” denmektedir. Görüleceği üzere keten törensel bir giysidir. Gerek cenaze ve gerekse kutlama törenlerinde keten özellikli bir yer tutmaktadır. Anadolu ve Troya kültüründe keten en önemli giysi hammaddesidir. Zira Anadolu endemik ketenler açısından çok zengindir. Balıkesir’in de endemik bir keteni vardır: Linum hirsutum var. platyphyllum olarak adlandırılan bu ketenimiz yöre kültürünün itici güçlerinden biridir. Ancak yaşamı tehlikededir onun, kültürünü biçimlendirdiği Troya’nın verdiği mücadele gibi yaşama tutunmak istemektedir. Troyalı yiğitlerin cansız bedenlerini sarıp sarmalayan, antik çağ kızlarına güzellik katan keten yok olursa, Troya kültüründen de bir parça yok olacaktır.

 

Çanakkale ve Balıkesir yöresi endemik bitkiler kadar endemik olmayan nadir bitkiler açısından da zengindir. Örneğin yaşam alanı Ege’deki Yunan adaları olan, ülkemizde ise sadece Marmara adasında yetişen bir orkide türü vardır. Orkidenin üzerinde 4 nokta olduğundan botanikçiler ona ‘dört noktalı orkide’ ismini vermişlerdir (Orchis quadripunctata) (Resim 4) (7). Ayrıca Türkiyede İzmirde yetiştiği bilinen Orchis lactea (sütbeyaz orkide) bu ilimiz dışında sadece Balıkesir’in Alibey (Cunda) adasında yaşayabilmektedir.

 

BİTKİ ADLARINDA YÖREDEN YANSIMALAR

 

Çanakkale ve Balıkesir’in endemik bitkilerinden bir bölümü antik Troya kent ve uygarlığından isimlerini almışlardır: Çanakkale: Achillea fraasii var trojana, Beta trojana var. trojana (Troya pancarı), Digitalis trojana (Troya yüksük otu), Ranunculus pedatus subsp. trojanus (Troya düğünçiçeği), Sideritis trojana (Troya yayla çayı). Balıkesir: Armeria trojana, Carduus nutans subsp. trojanus (Troya devedikeni), Galium trojanum (Troya yoğurt otu) bunlardandır.

 

Bazı endemik bitkiler Kazdağının antik dönem ve günümüzdeki ismiyle isimlendirilmişlerdir: Çanakkale: Erysimum idaea, Jasione idaea (Kazdağı uyuzotu). Balıkesir: Astragalus ideae (Kazdağı geveni), Hieracium idae (Kazdağı mercangüşü), Hypericum kazdagensis (Kazdağı koyunkıranı) bunlara örnektir.

 

Balıkesir’in endemik bitkilerden biri bilimsel ismini Kazdağının zirvesi olan Gargaros (Kartalçimeni) yöresinden almaktadırlar: Bu bitki Crocus gargaricus (Gargaros çiğdemi)’tur.

 

Endemik bitkilerden bir bölümü isimlerini yörenin ırmaklarından almaktadır. Balıkesir: Hieracium scamandris (Karamenderes mercangüşü), Verbascum simavicum (Simav Çayı Sığırkuyruğu). Çanakkale: Verbascum scamandri (Eskimenderes sığırkuyruğu) bu bitkilere örnektir.

 

Balıkesir endemik bitkilerinden birisi Troya savaşının önemli kahramanlarından biri olan Odysseus’un ismini taşımaktadır. Bu bitki Centaurea odyssei (Odysseus peygamber çiçeği) dir.

 

TEHLİKEDEKİ ENDEMİK BİTKİLER

 

Çanakkale ve Balıkesir’in tehlike altındaki bitkileri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir (8, 9). Tablonun incelenmesiyle de görüleceği gibi Kazdağında yetişen bitkiler yoğun bir tahribatla karşıkarşıyadırlar. Milli Park sınırları içerisinde olmasına karşın herkesin kolayca girebildiği ve yok olmak üzere olan endemik bitkilerini toplayabildiği bir dağdır Kazdağı. Hatta bu toplama faaliyeti evsel tüketimi aşmış, nadir bitkiler pazarlarda satılır hale gelmişlerdir. Kazdağının doruğuna adım attığınızda, yasak olmasına rağmen ızgarasını yakmış, rakısını yudumlayan keyif erbabının yanısıra, torbalarını dağın nadir bitkileriyle tıka basa doldurmuş insanları ve hatta keçi sürülerini bile görebilirsiniz. Bu manzarayı gördükten sonra diğer milli parklarımızın hali nicedir diye sormadan edemezsiniz.

 

Tablo: Çanakkale ve Balıkesir’in Yok Olma Tehlikesi Altındaki Endemik Bitkileri

 

Bitkinin Bilimsel Adı

Bitkinin Türkçe Adı

Bitkinin Yetiştiği Yer

ÇANAKKALE

 

 

Achillea fraasii var. trojana

-

Kazdağı, Susuzdağı 1500 m,

Allium kurtzianum

Yabani soğan

Kazdağı, Susuzdağı, mermerli alanlar

Dianthus ingoldbyi

Karanfil

Gelibolu, Anzak’ta

Peucedanum arenarium subsp. urbanii

Domuzkuyruğu

Kazdağı, 1500m

Ranunculus pedatus subsp. trojanus

Troya düğünçiçeği

Erenköy, Menderes Dağı

Tripleurospermum baytopianum (10)

-

Keşan ve Kadıköy arasındaki Kurudağ’da, 200 metrelerde

Verbascum scamandri

Eski Menderes sığırkuyruğu

Kazdağında

BALIKESİR

 

 

Centaurea sericea

Peygamber Çiçeği

Dursunbey’de

Papaver somniferum subsp. pullatum

Haşhaş

 

Thymus pulvinatus

Kekik

Kazdağında bulunan Kapıdağı bölgesinde, 1500-1600 metreler

 

E-posta: htorlak@hotmail.com

 

DİPNOTLAR

 

  1. Şefik Can, Klasik Yunan Mitolojisi, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1994

 

2-“Kansere Karşı Yüksük Otu”, Cumhuriyet Bilim-Teknik Dergisi, 16.02.2002 tarihli nüsha

 

3-Atilla Erden, Anadolu Giysi Kültürü, Ankara, 1998

 

4-K.H.C. Başer, F. Satıl, G. Tümen, “Thymus Pulvinatus”, The Karaca Arboretum Magazine, TÜBİTAK Yayınları, Haziran 2001,

 

5-Güngör Karauğuz, Hitit Devletinin Siyasi Antlaşma Metinleri, Çizgi Kitabevi, Konya, 2002

 

6-Homeros, İlyada (Çev: Azra Erhat/A. Kadir), Can Yayınları,13. Basım, İstanbul, 2002

 

7- C.A.J. Kreutz, Die Orchideen der Türkei, B.J. Seckel, Netherland, Raalte, 1998

 

8-Tuna Ekim, Mehmet Koyuncu, Hayri Duman, Zeki Aytaç, Nezaket Adıgüzel; Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı (Eğrelti ve Tohumlu Bitkiler); Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Van 100. Yıl Üniversitesi, Ankara, 2000

 

9- DAVİS, P.H., Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Edinburg at the University Press,1969

 

10-Bu bitkinin resmi Bilim ve Ütopya Dergisinin Ağustos-2002 sayısında, “Turhan Baytop’un Ardından” adlı bölüm içerisinde yer alan, Prof. Dr. Ekrem Sezik’in yazısı içerisinde yayınlanmıştır.


KAZ DAĞI’NIN ÜSTÜ “ALTIN”DAN KIYMETLİ Mİ?

Yazan: cyasar Tarih: Haz 15th , 2008 | Kategori:: Kazdağları Bildirileri
 
 
 

 

 

 


  • Gallery

    demircan2_60.jpg kazpanel_54.jpg demi_26.jpg kazpanel_24.jpg
  • Random